Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
ALANLAR HABER İÇİ

Denizler ve dereler artık kankamız değil!

Denizler ve dereler artık kankamız değil!

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde denizlerin doldurulması ve derelerde yapılan yanlış ıslah projeleri ile yöre insanının deniz ve dereler ile bağının koparıldığı ve artık neredeyse geri dönülemez bir yola girildiği belirtildi. 

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Coşkun Erüz, yapılan yanlışlar nedeniyle denizler ve derelerin yöre insanının kankası değil uzaktan baktığı birer dostu haline geldiğini söyledi. Geçmişten günümüze kıyılarda yapılan dolgu çalışmalarını değerlendiren Erüz “Bizim hamsi gibi göçmen balıkların haricinde yerli balıklarımız var. Göç etmeyen yılın tamamında doğup büyüdüğü ve beslendiği ortam hemen aynı bölge olan örneğin Trabzon kıyıları ise Trabzon kıyılarında yaşayan ya da Doğu Karadeniz’i terk etmeyen türlerimiz var. Esas sorun aslında kıyıların dolgusuyla ilgili sorun oluşturabilecek türler bu göç etmeyen yerel türler. Doğu Karadeniz’i baz alacak olursak Doğu Karadeniz Hopa’dan Samsun’a kadar yaklaşık 575 kilometre kıyı uzunluğu var. Şu an itibariyle sahip olduğumuz yol yapıldıktan sonra 475 kilometresi maalesef sahil yolunun altında kaldı, kapatıldı. Balıkçılık ise mezgit, barbon diğer dip balıklarımızın yaşam ortamları ellerinden alındığı için kendilerine yeni yaşam ortamlarını bulmak yada daha kıyıdan açıkta yaşamak zorunda kaldıkları için beslenme, büyüme ve üreme alanları daraldı, azaldı. Karadeniz zaten doğası gereği 100-150 metre derinlikten sonra oksijeni olmayan bir deniz. Önemli bir kısmını dolgularla yok ettiğimizde doğal olarak balıkların beslenme üreme alanlarını ortadan kaldırıyoruz” dedi.

  “Yerli balık çeşitleri bitmek üzere”

 “Ekolojik olarak bakıldığında denizlerin en verimli ekolojik olarak en önemli ve biyo çeşidin en fazla olduğu alanları denizin kara ile kesiştiği kıyı zonları” diyen Erüz “Yani sığ su dediğimiz 5 metre yada 15 metreye kadar giden sığ su kütleleri kıyıya en yakın olan, kıyıda sürekli etkileşim halinde olan mevsimsel hava değişimine en hızlı adapte olan artı nehirlerden, akarsulardan gelen besleyici elementlerle yada kirleticilerle en hızlı şekilde muhatap olup tepki veren bölge buralar. Buna bağlı olarak da en zengin canlı çeşidinin bulunduğu bölge de burası. Bu kısmı sahil yoluyla yada diğer dolgularla bu en verimli en ekolojik değerli alanı doldurduğunuz zaman mikroskobik canlılardan başlamak üzere balığa kadar giden ve devamında da insanın sosyal ve sportif amaçla kullanımına kadar giden canlıları o su kütlesinden mahrum bırakıyoruz. Örneğin mezgit ya da barbon gibi bizim yöresel balıklarımızın beslendiği alanlar buralar. Kısa bölgedeki zonda esas itibariyle daha çok beslenen balık bunlar. Çünkü besin oradan denize doğru taşındığı için özellikle besleyici elementler bu zonaya yakın oluyor. Örneğin yosun ve benzeri organizmalar ve de sığ sularda kumun içerisinde yaşayan küçük kabuklu ya da diğer organizmalar var. Bu organizmalar yine mezgit ve benzeri dip balıkları için önemli besin değeri olan malzemeler bunlar dolgularla birlikte tümü yok oluyor. Doğal olarak dolgular ekolojik olarak 15 metrelik sığ su bölgesindeki bulunduğu yerden göç etme şansı olmayan yani fazla hareket kabiliyeti olmayan türlerin tamamını yok olmasına sebep olan bir durum meydana getiriyor. Bu yıl dolgu yaptık bir daha ki yıl balıklar canlanmıyor dediğimiz zaman bu da doğru değil. Çünkü doğada böyle ani bir tepki yoktur. Yani ölüm anı denilen bir şey yoktur ancak ölüm yavaş gelir sonrasına baktığımız zaman maalesef ne yaptık diye vahlandığımız aslında bundan 10-20 yıl önce yaptıklarımızın sonucunu görmeye başladığımız için konuşmaya başladık” ifadelerini kullandı.

 “Denizleri dolgular, dereleri ise yanlış ıslah projeleri mahvetti”

Denizler gibi derelerin de kendi eko sistemleri olduğuna vurgu yapan Yrd. Doç. Dr. Coşkun Erüz “Bir de derenin denize olan etkisi var. Denize olan etkisine bakarsak örneğin HES’ler ve diğer su yapıları derenin önüne bent oluşturan ve suyu belli bir dönem durağanlaştıran su yapıları var. Dağlardan eriyip gelen karlarla ya da yağmurlarla gelen besin elementleri dediğimiz gübrelerin denize ulaşması gerekiyor. O besin elementleri zaten kıyıları yaşanılır kılan denizi verimli kılan bu besin elementleri. Eğer o besin elementleri derenin içerisinde yapılacak olan HES ve benzeri su yapılarının küçük ya da büyük bentlerinde tutulduğu zaman o besin elementleri dere içinde bulunan organizmalar tarafından tüketiliyor. Denize besin elementleri gidemeyince denizin otomatikman besin girdisi ortadan kalkıyor ve buda kıyısal bölgelerdeki besin dengesini dolayısıyla canlılara balıklara giden süreci etkilememesi mümkün değil. Bu denize olan etkisi. Bir de derenin kendi içerisinde eko sistemi var. Dere bizim gördüğümüz alanda sadece akan bir su değildir. Dere yaşayan bir organizmadır. Onun içerisinde bizim görmediğimiz milyonlarca organizma yaşıyor. Artı o dereyle birlikte yaşamını sürdüren suyun içerisindeki görmediğimiz yosunlar, balık, su kenarında yaşayan su samuru ki bizim bölgemizde var ve koruma altında olması gereken bir tür. Bunun yanı sıra dere kenarındaki yılan ve diğer bütün organizmalar o dereden besleniyor ve bu yaratanın hepsine yaşama hakkı verdiği yaratıklar. Biz dereleri ıslah ederek etrafına duvarlar çekmek suretiyle içerisine beton dökmek suretiyle hem suyun kalitesini hem de uzun vadede dereyle kenarı arasına dereyle tabanı arasına derenin iki yakasındaki canlıların arasındaki ilişkiyi koparıyoruz. Dere artık dere olmaktan çıkıp su kanalı haline geliyor” diye konuştu.

“Dere ıslah edilerek kontrol altına alınıyor ama”

“Evet dere ıslah ediliyor artık kontrol altına alınıyor ama bu doğayı maalesef kontrol altına almak değil, doğanın var olan süreçlerini eko sistemini yok etme anlamına geliyor” vurgusu yapan Yrd. Doç. Dr. Coşkun Erüz “Bunu yaparken örneğin Karadeniz’de endemik balık türlerimiz var. Benekli alabalık denilen ya da Karadeniz alası denilen tür. Bunun girdiği dereler örneğin Yanbolu deresi mükemmel bir dere. Su kalitesi en yüksek olan derelerde biri ancak üzerinde 7 tane HES projesi var. Aynı şekilde Yanbolu havzasında ve Santa’da turizm planlanıyor. Bir taraftan eko sistemini mahvediyoruz, doğayı katlediyoruz öbür taraftan turizm diyoruz sürdürülebilir ve bacasız fabrika diyoruz ama fabrikanın kullanacağı o dereyi o doğayı da dere ıslahı adı altında kanallara ya da HES’lerle duvarlara yada yanlış yamaçlara döküyoruz. Dolayısıyla akarsulardaki müdahaleler ekolojik ve insani anlamda sürdürülebilir olmadan ve de ortak akla dayanmadan ebetteki mühendislik kuruluşları kendilerine göre ekonomik yada mühendislik anlamında doğru projeler yaptıklarını düşünüyor. Bunun bir de ekolojik ve sosyal boyutu düşünülmediğinde yada uzun vadeli turizm ve diğer etkiler düşünülmediğinde maalesef bugün için biz belki reel ekonomi denilen ekonomiye iyi bir girdi sağlarken HES’lerle ve dere ıslahlarıyla aslında o havzanın, ülkenin geleceğini kaybediyoruz farkında değiliz” ifadelerini kullandı. –İHA-



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?