evden eve nakliyat eşya depolama Nakliyat nakliye uluslararası evden eve nakliyat gebze nakliyat
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

DOĞAL YAŞAM BİTİYOR

DOĞAL YAŞAM BİTİYOR

Fatsa ilçesine bağlı Aşağı Bahçeler, Yukarı Bahçeler ve Tepeköy Mahalleleri arasında kalan maden sahasının genişletilmek istemesi üzerine yaklaşık 40 mahalleyi etkileyecek olan maden sahasıyla ilgili bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Toplantıda ilçedeki tarımın biteceği, ekonomik zararın artacağı ve bölge halkının göç ettirilmek zorunda bırakılacağı konularına dikkat çekildi.

Siyanürle altın arama faaliyetleriyle mücadele başlıyor

Fatsa’ya bağlı olan ancak aynı zamanda Ünye sınırında yer alan Aşağı Bahçeler, Yukarı Bahçeler ve Tepeköy Mahalleri arasında 2013 yılından bu yana Bahar Madencilik ile İngiliz Stratex International Madencilik’in birlikte kurduğu Altıntepe Madencilik Şirketi, 186 hektarlık bir arazide son 5 yıldır siyanür kullanarak altın çıkarma faaliyeti yürütüyor. Dünyanın birçok yerinde yasaklanan siyanürle altın arama çalışmaları Fatsa-Ünye sınırında 10 kilometrekarelik alanda yapılmaya devam ederken, şirket tarafından sahasının genişletilmesi talep edildi. Buna göre Çevresel Etki Raporu’nda (ÇED) 186 hektar olarak belirtilen altın arama sahası yaklaşık 300 hektara çıkarılacak. Yapılacak olan genişletmeyle birlikte şirket 14 yıl boyunca alanda faaliyetlerine devam edecek. Bu süre Bakanlar Kurulu kararıyla da uzatılabilecek.

HALK KABAKDAĞI’NDA TOPLANDI

Maden sahasının genişletilmesine tepki gösteren bölge sakinleri, Kabakdağı Mahallesi Doğal Ürünler Pazarı’nda toplandı. Vatandaşlara burada maden sahasının genişletilmesiyle çevrelerinde yaşanacak sorunlar anlatıldı.

“BUHARLAŞAN SİYANÜR ÇİSE OLARAK BAŞIMIZA YAĞACAK”

Derelerin Kardeşliği Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Osman Güvenalp, beş yıldır devam eden siyanürlü altın arama faaliyetleri nedeniyle yaşam alanlarının yok olduğunu ve hayvanlarını bile otlatamayacak vaziyete geldiklerini söyledi. Güvenalp, “Bahçeler Mahallesi ve civarındaki dağlık alanda altın madeni faaliyeti yürütülmesi bizce sakıncalıdır. Çünkü tamamen o bölgeler heyelan bölgesidir. Bu heyelan bölgesinde insanlar yaşıyor. Buradaki çalışmalar nedeniyle arazileri göçen, kayanlar oldu. Evleri çatlayanlar oldu. Meyvelerini kimse yiyemez oldu. Ben burada çilek yetiştiriyorum. Ben bu çileklerimi sağlıklıdır diye nasıl vatandaşlara satabileceğim? Bu sağlıklıdır diyemeyeceğim. Kendim bile yiyemeyeceğim. Bölgemizde elma, armut oldu ancak biz bunlara elimizi süremiyoruz. İnsanlar öyle bir kaygı içerisindeler ki bahçelerindeki pancarı alıp, çorba yapamıyorlar. Çevremizde temiz su kaynağı kalmadı. Derelerimizden ağır metalli atıklar akıyor. Bazı derelerimiz kurudu. Şantiye bütün yer altındaki sularımızı kendisi kullanıyor. Bu faaliyet yüzünden doğal sularımız ve toprağımız kirlendi. Akşamları harmanımızda oturamıyoruz. Çünkü buharlaşan siyanürlü atık, akşamları bize çise olarak yağacak. Bu bile bize zarar verecek” dedi.

“RADYOAKTİF RADON GAZI TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

Güvenalp, “Herkes siyanüre odaklanmış ancak burada kimsenin dikkat etmediği daha büyük bir tehlike var. Bu da radyoaktif radon gazıdır. Her kazı çalışması yapıldığında bu gaz açığa çıkıyor ve atmosfere yayılıyor. Bundan maske dahi takılsa bile korunamıyorsunuz. Buna teneffüs eden insanlar doğrudan akciğer kanseri oluyor. Bunun çeşitli bölgelerde ölçümleri yapılıyordu ama hükümetimiz 2010 yılında bu radon gazı ölçümlerini yasaklamış. Radon gazı zehirli bir gaz. İnsanlar buna da maruz kalıyor” diye konuştu.

Yapılacak olan genişletmeyle birlikte Erenyurt, Bahçeler, Maksutlu, Aşağıtepe, Yukarıtepe, Çökelliye, Yeşilköy, Yeşilyurt, Kabakdağı, Taşlıca, Bağlarca, Demirci Mahalleleri’nin doğrudan etkileneceğini kaydeden Güvenalp, dolaylı olarak ise 40 mahallenin tehlike altında olduğunu sözlerine ekledi.

“BİZİM KENDİ DURUŞUMUZ VE SÖZÜMÜZ VARDIR”

Kırsal Turizm Derneği Ordu İl Temsilcisi Güven Özel ise, yaşam alanlarının ekolojisini bozacak her şeyin üstesinden organize yaşam bölgeleri ile gelinebileceğini ifade etti. Özel, “Henüz kesin olarak bir şey olmasa da, olası bir zararlı hareket ve çalışmaya karşı ortak tutum ve davranışlarımızı bilinçli bir şekilde, beraber ortaya koymamız gerekir. Bunun için hazırlıklı olmak gerekir. Sadece altın madeni değil, yerin altında ve üstünde yaşam alanının ekolojisini bozacak her şeyin üstesinden ancak organize yaşam bölgesi ile gelebiliriz. Biz burada 19 yıldır eko tarım ve eko turizm yapıyoruz. İnsanımız havayı, suyu, toprağı, kültürü koruyup bir ürün haline getirip, bunu maddi ve manevi yaşam kaynağı yapmaya karar vermiştir. Zararlı işlerin karşısında duranlarla yan yana oluruz, fakat bizim kendi duruşumuz ve sözümüz vardır. Biz pankart açmayız, miting yapmayız, çatışmaya girmeyiz. Bu şekilde mücadele edenlerin samimiyetine güvenir, onlarla omuz omuza veririz. Geri adım atmayız. Bu işi provoke edebileceklerle bu şekilde ayrışırız” şeklinde konuştu.

SİYANÜR BAŞLI BAŞINA BİR ZEHİR

Av. Nur Hilal Gündüz de, “Toprağa, havaya, suya karışan bir siyanür zehri var. Siyanür başlı başına bir zehir çünkü siyanür ile ayrıştırma yapılıyor burada. Bu siyanür yine 10-15 sene sonunda kendini yok eden bir madde. Bundan daha da kötüsü arsenik, kadmiyum, alüminyum gibi çok daha zehirli maddeler topraktan hiç yok olamayacak şekilde kalıyor. Bu ayrıştırma işlemi sonrasında toprağın kaldırılması, bir yerden başka bir yere taşınması ve bu altın madeninin ayrıştırılması sırasında bir sürü ağır zehirli metaller toprağa ve suya karışıyor.  Bu metallerin toprağa karışması ve havaya uçmasıyla meyve, sebze, fındık gibi birçok bitki etkileniyor. O mahalledekiler kendilerinin ürettiği sebzeyi ve meyveyi yiyemiyor. Direkt gördük; meyveler olmadan dalında çürüyüp, dökülüyor” ifadelerinde bulundu.

ZARARIN GELECEK NESİLDE GÖRÜLECEĞİ SÖYLENİYOR

Doğal yaşamlarının etkilendiğini kaydeden Gündüz, şöyle konuştu: “Doğal yaşamımız zehirleniyor. Toprağı bir yerden başka bir yere taşımakla iklimsel dengeyi değiştiriyorsunuz. Hayvanların, kuşların yaşam alanlarını yok ederek doğanın bütün dengesini bozuyorsunuz. Mahalleliler musluktan akan sularını ve kaynak sularını içmiyorlar. Tankerlerle onlara su taşınıyor. Ama bu suyu hayvanlar içmek zorunda kalıyor. Onların sütünü biz içiyoruz. Peyniri, yoğurdu, yağını yiyoruz. Sonuç itibarı ile bu bir yerden bir yere yapılıyor ve bazı mesela kadmiyum çok zehirli bir metal genetik bozan bir yapıya sahip olduğu söyleniyor. Bir nesil sonraki çocuklarda genetik bozulmaya sebep olacak. Bir sonraki nesilde etkilerinin daha büyük olacağı söyleniyor.”

DOKUZ MADDELİK BİLDİRİ HAZIRLANDI

Yapılan toplantının ardından dokuz maddelik sonuç bildirisi hazırlandı. Bildiride; “Sondaj sahasına gidiş için küçücük dahi bile olsa yer ve yol verilmeyecek. Hukuki yollar sonuna kadar takip edilecek. ÇED raporu hazırlanması ve raporu sürekli incelenecek, risk bulunulması halinde itiraz edilecek.  Sular, ırmak, dere, göl gibi su kaynaklarının raporu şimdiden alınacak ve güncel takibi yapılacak. Siyanürün yanı sıra radon gazı ile ilgili zararlar halka anlatılacak. Organize Yaşam Bölgesi’nin literatüre girip kanun ve yönetmeliklerinin çıkması talep edilecek.  Organize Yaşam Bölgesi yasası çıkana kadar, mevcut doğal yaşam alanı yönetmelikleri ve kanunun uygulanması sağlanacak. Pankart, miting, çatışma tarzında mücadele ve tutum olmayacak. Mücadelelerde işbirliği yapılacak ancak herkes kendi sözünü kendi söyleyecek” denildi. MUSTAFA KIRLAK



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?