Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

ORDU BİR ÖZGÜRLÜK KENTİDİR

ORDU BİR ÖZGÜRLÜK KENTİDİR

Ordulu ödüllü şair İlyas Tunç, Taşbaşı, Zaferi Milli, Saray, Düz Mahalle gibi mahallelerin Ordu kimliğinin çekirdeğini oluşturduğunu belirterek, Ordu’nun özgür bir kent olduğunu söyledi. Tunç, Ordu’nun bu özgürlüğünü çevre yolunun sahil yerine Boztepe’nin arkasından geçecek olmasına borçlu olduğunu kaydetti.

Ordulu ödüllü şair İlyas Tunç, Ordu Olay Gazetesi’ne konuştu. Geçtiğimiz hafta sonu Ordu’da okuyucularıyla buluşan İlyas Tunç, gazetemizin sorularını yanıtladı. Tunç, Taşbaşı, Zaferi Milli, Saray, Düz Mahalle gibi mahallelerin Ordu kimliğinin çekirdeğini oluşturduğunu belirterek, Ordu’nun özgür bir kent olduğunu söyledi. Tunç, Ordu’nun bu özgürlüğünü çevre yolunun sahil yerine Boztepe’nin arkasından geçecek olmasına borçlu olduğunu kaydetti. İşte Ödüllü şairin sorularımıza verdiği yanıtlar:

Şiir nedir sizin için?

Benim için şiir bir varoluş biçimidir. Hayatı algılama biçimidir. Hemen hemen her insan şiire bulaşmıştır. Genellikle bu da ergenlik döneminin başlangıcıdır. Benim de fazla ayrıcalıklı bir tarafım olmadığı için ben de şiire bu çağlarda başladım. Herkesin başladığı yaşlarda; lise yıllarımda başladım.

O halde ilk şiiriniz Ordu’da mı yayınlandı?

Evet. Şiirlerim öncelikle Ordu’da Gürses gibi bazı yerel gazetelerde yayınlandı. Daha sonra ilk şiirim 1977 yılında Yeni Defne isimli bir dergide çıktı. Sonra bir süre ara verdim. Edebi anlamda şiir hayatımı 1977 yılında Yeni Defne isimli dergide çıkan şiirim ile başlatabilirim. Aradan sonra yeniden dergilere dönmem 1980’lerin sonunu buldu.

Şiirde farklı dönemleriniz oldu o zaman?

Evet elbette. Bu aradan sonra şiirde bir sorgulama içine girdim. Bu sorgulama içinde 1990’e kadar olan şiirlerimi kitaplarıma almadım. 1990’lara kadar yazdıklarımın bir var oluş çabası yada bir biçim arama uğraşı olarak düşündüm. O nedenle 1990’da sonra yazdıklarımı kitaplarıma aldım. 1990’da da ilk şiir kitabım çıktı.

İlk kitabınız ne zaman çıktı?

İlk kitabım ‘Kış Bir Alkış Mıydı?’ adını taşıyor, 1992’de çıktı. Genellikle nesneler olgusu üzerinde yoğunlaşan bir şiir kitabıdır. Bunun nedeni de benim Ordu’da doğup büyüdüğüm mahalle ile ilgili. Ben Menekşe Sokak çevresinde yetiştim. Evimiz de eksi bir Rum evi idi. Eski evleri, mekanları eskiler iyi bilirler. Eski evlerde gaz lambaları, mangallar,  sobalar, ahşap pençeler, avlular, beyaz badanalı bahçe duvarları bulunurdu. Bunlarla iç içe bir yaşam vardı. Bunlar yoğun olarak şiirime yansıdı.

‘Kış Bir Alkış Mıydı?’ isimli kitabınızı diğerleri izledi…

Evet onu Kül ve Kopuş izledi. Bu aslında ilk kitabımın devamı sayılabilir. Sonrasında Fetüs Günlüğü isimli kitabım yayınlandı. Burada anne karnındaki bir fetüsün 36 hatalık serüvenini dile getirdim. Daha sonra Savrulmalar geldi. Burada dil üzerinde yoğunlaştım.  Ardından da Karnaval Sözler geldi. Ondan sonra da Sesler ve İncelikler isimli kitabımı çıkardım. Bu da Ceyhun Atıf Kansu ödülü aldı.

Edebiyatta şiir dışına da çıktınız mı?

Bunun dışında çeviri ile ilgilendim.  Sessiz Yaşamın Şarkısı’nı (Cai Tianxin, Seçme Şiirler) hazırladım. Çağdaş Günay Afrika Şiirler Antolojisini hazırladım. Bir övgü olarak anlaşılmasın ancak belki Afrika şiiri hakkında en donanımlı kişi benim.  Son olarak da ilk deneme bitabım olan İtaatsiz Portreler isimli kitabımı çıkardım. Burada Gandi’den Martin Luther King’e kadar dünyadaki bütün itaatsizleri gözden geçirerek portre denemeler yazdım.

Yeni kitap hazırlığınız var mı?

Evet var. 250 nesne üzerine birer sayfalık denemeler yazıyorum. Bunun dışında Güney Afrika, Gana gibi ülkelerden şiirleri çevirmeye devam ediyorum. Amerikalı Latin kökenli bir şair olan Martin Espada’nın şiirlerini çevirdim.

Afrika şiirinin ilginizi çekmesi ilgimiz çekti. Sahi neden ve nasıl oldu bu?

Bence Afrika şiiri Türkiye çok bilinmiyor. Bugünü kadar hep Batı şiirinden çeviri yapıldı. Afrika şiiri üzerinde yok denecek kadar az çeviri yapılmıştı. Beni Afrika şiirini iten nedenlerden birisi bu oldu. Yapılanı yapmaktan ziyada yapılmayanı yapmak istedim. Bir diğer neden de sosyal anlamda çok çalkantılı bir yer. Irk ayrımından salgın hastalıklara kadar pek çok şey var. Bütün bunların şiiri nasıl yandığını görmek çok ilgini çekti. Bir üçüncü neden ise Mandela’nın şiire nasıl yansımalar getirdiğini görmekti.

Şiirinize yüklediğiniz özel bir misyon var mı?

Bana kalırsa şiirin özel bir misyonu yoktur. Şiir iç dünyanızı dışa çıkarmaktır. O nedenle özel bir misyondan ziyada özel bir ilişkiye dayanır. Daha doğrusu insanın kendine özel olarak kendi iç dünyasını okumasına dayanır. Her insan kendi iç dünyasını okuyabilir ama bunu seslendiremez. Şairler o yüzden cesaretlidir. Çünkü iç dünyasını bütün çıplaklığı le ortaya çıkarır. Şair ne kadar samimi hareket ederse o kadar inandırıcı olur. Şiir ne kadar çok iç dünyamızı, bilinç altımızı samimi bir şekilde ortaya çıkarırsa o kadar makbul olur diye düşünüyorum.

Ordu sizin sanatınızı, şiirinizi, denemelerini nasıl etkiledi?

‘İnsan yaşadığı yerdir’ diye ünlü bir söz var. Evet insan yaşadığı yere benziyor. Bunun tersi ide olabilir. Yaşanılan yer de insanı kendisine benzetebiliyor. Ordu benim doğup büyüdüğüm yer. Şair kendini toplumdan pek soyutlayamaz yada çevreden de soyutlayamaz.  Bir şehrin binalarından sokaklarına kadar her şey şairin şiirlerine nüfuz edebilir. Ordu da benim şiirime nüfuz etti. Özellikle yaşadığım sokak çevre mekan, sahil iyot kokuları, yengeç avı şiirime oldukça nüfuz etti.

 

Ordu’nun daha verimli bir kültür sanat hatta mimari hayata olabilmesi için neler yapılması gerekir?

Ordu’da doğup büyüdüm ama farklı şehirleri gördüm yaşadım. Kendi memleketim olduğu için demiyorum ama nesnel bir bakış açısıyla baktığımda Ordu’nun farklı bir yerinin olduğunu görüyorum. Özellikle kültür ve sanat açısından.  Ordu’nun Karadeniz’de de çok farklı bir yeri var. Bana göre Karadeniz’de iki farklı kent var. Biri yaşadığım yer olan Sinop. Diğeri ise doğduğum yer olan Ordu. Her ikisi de bir Mitridat şehri. Sinop özgür bir kenttir. Ordu da öyledir.

Bunun nedeni nedir?

Bunun görülmeyen nedeni denizdir. Deniz uygarlıktır. Bütün uygarlıklar ya deniz kenarında yada ırmak kenarında gelişmeye müsaittir. Ordu’nun şansı Çevre Yolunun Boztepe’nin arkasından dolaşacak olmasıdır.  Ve bunun sahil dokusunu bozmamış olmasıdır. Sahil dokusunda insanların denize girmelerinden tutun da yürüyüş yapmaları bir kafede çay içmeleri gibi önemli şeyler vardır. Uygarlık budur. Kadınlı erkekli sevgili, el ele tutuşarak yürümek vardır. Gerçek uygarlık budur.  Dolayısıyla Ordu bu uygarlıktan gereken nasibini alıyor. Bunu bozulmaması gerekiyor.

Yine de eksiklik yok mudur?

Elbette vardır. Bir kent meydanın olmaması bir eksiliktir. Daha başka bir çok eksiklik vardır. Ancak ben genel anlamda Ordu’yu bir özgürlük kenti olarak görüyorum. Bir de şu var. Ordu’da kent dokusunu korumaya çalışan, Ordu dokusunu, Ordu kültürünü korumaya çalışan bir takım insanlar var. Bazı guruplar var, sivil toplum örgütleri var. Bunların kent kültürüne çok önemli katkıları var.

Ordu kenti kültürünün yatağı neresidir?

Ordu’nun kent kültürünün mayası birkaç mahallede öz olarak ortaya çıkıyor. Sonra şehre yayılıyor. Bu mahalleler de benim kendi kişisel kanaatime göre -anacak yine bana kalırsa sosyolojik olarak çok somuttur- Taşbaşı, Zaferi Milli Düz Mahalle, Saray Mahallesi ve bunların çevresidir. Buradan Ordu’nun kent kültürü Melet Ovasına yayılmıştır. Ordu’nu dokusunu oluşturan bu mahallelerdir. Burada da gözden kaçan bir nokta var. Bu mahallelerde çeşitli azınlıkların da gibi etkisiyle -Ermeni ve Rum-gibi daha hoşgörülü bir yapı vardır. Bu ayrıcalık gibi sanılmasın. Ben öyle görüyorum.  

Son olarak Ordulu okura neler tavsiye edersiniz?

Çeviri kitap alacaksa çevirmenin çok iyi olmasını öneririm. Yayınevlerinin referans yayın evler olmasını öneririm.  Çocuk kitapları alacaksa çok çok dikkatli olmasını öneririm. Çünkü çocuk kitaplarında bu günlerde çok büyük bir sömürü var. İktidarın biçimlendirmeye çalıştığı bir yayın dünyası var. Onur ve erdem haksız olduğu konuda iktidara karşı koyabilmektir. Bu anne-baba, öğretmen iktidarı olsa bile böyledir.  

 

Bu güncel ve önemli uyarı dışında başka bir tavsiyeniz var mı? 

Bunun dışında okumanın bir boş zaman işi olarak değil de sürekli yapılan bir edim olması gerekiyor. Klasik bir soru vardır; boş zamanlarında ne yapıyorsun diye sorulur. Kitap okuyorum diye cevap verilir. Hatta okulda bile bize böyle öğretilmişti. Kitap okumanın bir boş zaman faaliyet değil de bilişsel bir faaliyet olduğunu algılatmak gerekiyor. Yayın evlerinin kapanmaya doğru gittiği günümüzde okurun onları daha çok desteklemesi gerekiyor. Daha açık bir ifadeyle bol bol kitap alması gerekiyor.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?