Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

GAZİSİNDEN KIBRIS BARIŞ HAREKATI…

GAZİSİNDEN KIBRIS BARIŞ HAREKATI…

Çanakkale Savaşında Nusret Mayın Gemisinde torpido onbaşısı olarak görev yapan Süleyman Deniz’in oğlu Kıbrıs Gazisi Ali Deniz (80), barış harekatı anılarını ilk kez Ordu Olay’a anlattı. Girne’ye çıktıklarında neler oldu, harekattan bir gönce hangi olay onları kahretti, Türk savaş uçakları bombardımana başladığında hangi manzara onu dehşete düşürdü, Türkiye’nin Rum casusu ile aralarında nasıl bir konuşma geçti, İngiliz Mustafa’yı neden vuruyordu? Hepsi ve daha fazlası Ali Deniz’in hatıralarında…

Ben askerliğimi yedek subay olarak Tuzla Piyade Okulu’nda yaptım. 1973’ün mart ayında 32 yaşında askere gittim. Sonrasında 1974’te yapılan Birinci ve İkinci Kıbrıs Barış Harekatına katıldım. Magosa, Girne ve şimdiki adı Güzelyurt olan Omorfo’da asteğmen olarak görev yaptım. Benim 19 Temmuz’da terhis olmam gerekiyordu ancak 20 Temmuz’da Kıbrıs Barış Harekatı’na katıldım. Biz Tuzla Piyade Okulu’ndakiler kura çektik 5 kişi ile birlikte bana da çıktı. İstanbul’dan 5 asteğmen özel bir araçla yola çıktık, 8 saatte o zaman Adana’nın ilçesi olan Osmaniye’ye ulaştık. Osmaniye o zaman henüz il olmamıştı. Buradan bir askeri araçla Mersin’e geldik.

 

GİRNE’YE ÇIKARMA YAPTIK

Geldiğimiz gece Mersin Taşucu Limanı’ndan Girne’ye hareket ettik. Biz 3 sivil şilep ve 3 gemi hareket ettik. Işıklar söndürülmüş bir şekilde ay ışığında yol aldık. Gece saat 10:00’da önümüzde muhrip sağında ve solunda belli aralıklarla gemiler olmak üzere yola çıktık. Gün doğarken Girne’ye Beşmil Piladini Plajına çıkarma yaptık. Benim bindiğim şilep Kore Savaşına katılan General Sadık Altıncan adını taşıyordu. Rıhtım olmadığı için dozerle denizin içine çakıl yapmışlar. Askeri araçlar çıkarma gemisinden yürüyünce ön tekerler çakıla battı. Hiç unutamıyorum esmer, uzun boylu iri-yarı bir istihkam kıdemli başçavuşu bizim aracı dozere taktı denizin içinden çakıllar arasından sahile çıkardı. Bu arada Beşparmak Dağlarından bize havan mermileri atılıyor onlar cup cup sesleri çıkararak yan tarafınızdan denize düşüyordu.

 

DURSUN YÜZBAŞIYI UNUTAMIYORUM

Kıbrıs’a ayak bastıktan sonra hemen bizi aldılar, Lefkoşa yolundan Boğaz Bölgesine geldik. Bu arada etrafta müthiş bir koku vardı çünkü her yere Napalm bombaları atılmıştı. Boğaz Bölgesinde bir gece kaldık. Benim de içinde bulunduğum 5 astsubayın görev yapacağı yer Lefkoşa yolunun sol tarafında Rumca adı Sihari olan bir köy. Bu arada çok üzücü bir haber aldık. Bu beni çok etkilemişti. Boğaz Bölgesi’nin sağ tarafından çam ormanlarının içinde ufak bir helikopter pisti gibi bir alan vardı. İlk hava indirme oraya yapılıyor. Biz Rum muhafız askerlerine palikarya diyoruz palikaryalar Sivaslı Dursun Yüzbaşıyı yakalıyorlar, kaçırıp büyük işkence yapıyorlar. Dirseklerinden kollarını geri büküyorlar, dizlerini geri büküyorlar, bazı uzuvlarını kesip çam ağacına çivileyip şehit ediyorlar. Bu beni çok mükedder etmişti.

SİHARİ İLK GÖREV BÖLGEM

Biz Sihari’ye yerleştik. Rumlar geri çekildi. Biz Kıbrıs’ın tek deresi olan Değirmenlik’te mevzi tuttuk. Biz genişlemek durumunda olduğumuz için mecburen ikinci harekat yapıldı. 14 Ağustos’ta ikinci hareket başladı. Çok düzenli bir harekattı. 14 Ağustos sabahı gün ağarırken bizim Fantom jet uçukları Küçük Kaymaklı ve Büyük kaymaklı diye Lefkoşa’nın kuzeyinde Sihari’nin önünde Rum ve Yunanlıların kışlalarını bombalamaya başladı. Bir gün öncesinde zaten kadro tatbikatı yapılmıştı. Ben 49. Piyade Alayı 1. Taburdaydım. Allah rahmet etsin daha sonra vefat etti Denizlili Tabur Komutanımız Yarbay İhsan Balaban öncülüğünde kadro tatbikatı yaptık.

YILDIZ HAREKAT ŞİFRESİYDİ

 

Bizim iki tane planımız vardı. Birinin adı Yıldız diğerinin adı Deniz’di. Deniz planı gelirse bizim taarruza kalkacağımız anlamına geliyordu. Yıldız planı gelirse olduğumuz yerde kalacaktık. Gece saat 03:30 sıralarında Deniz planı geldi sonrasında ise sabaha karşı bombardımanımız başladı. Bu arada benim elimde 10 kilometre ötedeki insanın kaşının kıllarını gösteren 50’ye 78 bir dürbün vardı. Bizim askeri uçağımız pike yapıyor bombayı atıyor dimdik havalanıyordu. Bu arada havaya metal parçalar uçuyordu. Tabi bizim uçaklar bombardıman yaparken aşağıdan da uçaksavarlar ile ateş ediliyordu. Ben o heyecanla metal parçaları havada uçarken bizim uçaklar hedef alanda sandım. Meğer bombalar atıldıkça imha olan barakaların çinkoları hava uçuyormuş. Hava bombardımanı 1,5 saat sürdü, arkasından da obüs atışları başladı.

 

MİLLET SİZİ TÜKÜRÜKLE BOĞACAK

Tabi biz 13 Ağustos’ta hazırlık yapmıştık. Binbaşı Ünal Yurtbekler subay astsubayı topladı ‘çocuklar hazırlık yapsın’ dedi. Tabi orada su yok. Kuyulardan su çekerek askerlere verdik. Askerler gusül abdesti aldı.  Teğmen Mustafa Aslankurt, yüksek bir yere çıktı kısa bir konuşma yaptı. Aklımda kaldığı kadar şöyle dedi: Bugün buradayız yarın ne olacağı belli değil. Belki ikinci harekat olacak. Eğer ikinci harekatta eğer işi sıkı tutup muvaffak olamazsak kimimiz şehit olacak kalanlarımız gazi olacak. Gaziler Mersin’e çıktığında Türk millete onları tükürükle boğacak. Ona göre… Teğmen Mustafa Aslankurt’tan sonra ben de din adamı titrim olduğu için şehitlik ve gazilik hakkında bir konuşma yaptım.

 

RUMLAR KADIN OYNATTI

Bu arada 13 Ağustos Salı günü bir olay cereyan etti. Onu hiç unutamıyorum. Bizim Sihari’nin karşı tarafında, 4 kilometre falan yan tarafımızda Beşparmak Dağlarının Lefkoşa’ya bakan kısmında bizim buranın tabiri ile yöreme bir yer vardı. Kurtköy  deniyordu. Burası Türklerin iskan ettiği yerdi. Bunu biliyorduk, elimizde haritalar var. Kurtköy’de Rumlar davul çaldırıyor, kadın oynatıyordu. Biz de hem sesi duyuyor hem de görebiliyorduk. Samsunlu Hüseyin Başkaya Başçavuş ‘girelim’ dedi. Kimse yerinde duramıyordu, Bölük Komutanı Ünal Yurtbekler ise elindeki silahı ısırıyordu. Yerimizde duramıyorduk. 14 Ağustos’ta ikinci harekat başlayınca biz hava bombardımanı ve obüs atışı sonrası Kurtköy’e girdik. Rumlar araçlarına binerek orayı terk etmişti.

KOMUTANLA İRTİBAT KURAMADIM

Burada bene çok etkileyen bir anımı da anlatayım. İkinci Barış Harekatı sırasında ben komutan ile irtibat kurmak istedim. Ben öndeyim komutan 8 kilometre arkada bulunuyordu. ANPRC 8 diye bir telsizim var. Bunu postam Manisa’nın Akhisar İlçesinin Karaağaç köyünden Ramazan Kahraman taşıyordu. Allah selamet versin balkan muhaciri sarı bir çocuktu. Ben o zaman komutan ile irtibat kuramadım. Nereye intikal edeceğimi söyleyemedim. Şartlar o kadar iptidai idi.

 

İNGİLİZ MUSTAFA’YI AZ DAHA VURACAKTIM

Burada şunu da anlatmak istiyorum. Terhis olurken 53’e 7 yani 53 senin harp okulunun 7.’si olarak mezun olmuş olan Alay Komutanımız Mehmet Erkul bize yemek verdi. Bizi iki ay erken terhis vurmuştu. Herkes hatırasını anlattı. İngiliz Mustafa dediğimiz birisi vardı. O 8 sene İngiltere’de elektronik mühendisliğini okuduğu için ona İngiliz Mustafa diyorduk. Lefkoşa’dan gelen Havana piposu içerdi. Askerli pek arası yoktu. Bir tariz sırasında biz üç takım taarruza kalkmıştık. O orta takımın başında bulunuyordu. Biz iki takım ilerledik o bir türlü askeri taarruza kaldıramadı. Biz o sırda dost ateşi ile yaralandık. Çünkü onlar arkada kalmıştı. Ben kendi takımını komutasını devrederek onun takıma geldim. Elimde Tomson vardı,  ‘seni vururum 50 mermi sana sıkacağım’ dedim. İkimiz beraber takımı taarruza kaldırdık. Alay Komutanımız Mehmet Erkul ‘ne yapacaksınız sivil hayatta’ diye sorunca İngiliz Mustafa bu olayı ‘Ali Komutan az daha beni vuracaktı’ diye anlattı.

 

BU MİLLETİ UYANDIRACAĞIM

 

Konuşma sırası bana geldi. Ben de, ”Komutanım ben din adamıyım, camilerde konuşuyorum. Halkla içi içeyim. İnsanlara anlatacağım, bu millete anlatacağım aramızda 8 kilometre olmasına rağmen telsizle komutanım ile konuşamadık. Milletimizi makineli tüfeğini, telsizini diğer araçlarını en modern şekilde yapılması için çalışacağım, teşvik edeceğim.” dedim. Şimdi ufacık bir cep telefonuyla Kars’la bile konuşabiliyorsunuz.             

 

FATMA’YI AĞLAYARAK DİNLEDİK

Sonrasında biz Değirmenlik’e ilerleyerek 400 kadar Palikaryayı esir aldık. Onların hepsi af buyurun sıpa gibi iri yarı insanlardı. Onları iple bağladık. Biz girdiğimizde mevzilerin bırakmışlardı. O mevzilerin birinde uçak savar silahı bulunuyordu. Onun da üzerinde Rumca ‘aslanlar gibi savaşıyoruz’ yazıyordu. Öyle yazıyordu ama ortalıkta kimse yoktu. Onlara İngiliz 555 sigarası vardı ondan falan verdik. Bu eserleri oradan Girne’ye sonrasında da Amasya’ya getirdiler. Burada 5-6 ay kaldılar. Sonrasında onları takas yaptık. Biz Kalavaç köyüne geldiğimizde beni çok etkileyen bir olay oldu. Tatmayan bilmez diye bir söz var. Biz Kalavaç meydanına girdiğimizde bize Kalavaç köylüleri bizim bir tabur askerimizin her birine ikişer gözleme yapmışlar. Yanında ayran ikram ettiler. Nerede, ne zaman yaptılar bilinmez. Biraz sonra Kız çocukları geldi. Başlarında biraz daha büyükçe Fatma isimli bir kız vardı. Başı yaşmaklı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuyormuş. Bizim Kırıkkaleli bir çocukla evlenecekmiş. Rumlar gelmiş onun çeyizini, sandığını parçalamışlar. Bunu gördük. Ağlayarak anlattı bize.                    

 VATAN ÇOK TATLI BİR ŞEY        

Ben bir yıl Kıbrıs’ta kaldım, gazilik unvanı aldım. Devletim-milletim sağ olsun dar imkanlarla bana gazi maaşı veriyor. Benim için şeref belgesi. Vatan çok tatlı bir şey, başka hiçbir şeye benzemiyor… Babam Nusret Gemisi ile Çanakkale Deniz Savaşlarına, Sarıkamış Harekatına katıldığı halde, orada donması sonucu bir bacağını kaybettiği halde gazilik unvanını belgelerin kaybolması sonucu alamamıştı. Gözleri açık gitti.

 

KARTAL 1 BENİM KODUMDU

Harp bitince mücadele bitmiyor devam ediyor. Orda sınırda devriyeyi subaylar olarak biz atıyorduk. Gece de askerlerimizin yüzde 25’ini uyutuyor yüzde 75’ini uyanık tutuyorduk. Sahra telefonumuz vardı. O zaman teknoloji o kadar ileri değildi. Kablo ile irtibat sağlanıyordu. Biz 6 kilometre uzunluğundaki bu kabloyu gece yada gündüz ellerimizle sıvazlayarak kontrol ediyorduk. Çünkü kabloya bağlantı yapılıyordu, konuşmalarımız dinleniyordu. Gerçi biz şifreli konuşuyorduk. Benim kodum Kartal 1 idi. Biz iki kez bu kontroller sırasında sızma yakaladık.

 

KAHRAMANLIK DEĞİL GÖREV İSTİYORUM

Ben Omorfo’da yani Güzelyurt’ta 6 ay geçirdim. Burası Kıbrıs’ın en güzel yeridir. İki katlı beyaz evler vardır. Çok güzel portakal bahçeleri vardır. Burada bir bakır fabrikası vardır. Biraz ilerisinde de bakır madenleri vardır. Harekat sonucu fabrika bizde madenler Rum tarafından kaldı. Bir keresinde buraya keşfediyorum çünkü oraya Rumlar gelmişler. Ben 3 kişilik ekiple sürünerek ilerledim. Bu arada Komutan Ünal Yurtbekler telsizle bize ulaştı; ‘kahramanlık istemiyorum görev istiyorum, ileri geçmişsiniz, dönün geri’ dedi. Emir emirdir derhal geri döndük. Biz karanlıkta şaşırmışız. Biraz daha ileri gitsek Rumların eline düşüyormuşuz.                 

 

RUM CASUSUMUZU BEN ALDIM

Omorfo’da geçen hatıralarımdan birisi de şudur. Harp sonrasında istihbarat çok önemlidir. Bizim Rum tarafından haber getiren Rum bir casusumuz vardı. Her ayın 26. günü gelirdi. Onu karşılamak benim görevimdi. Bize Rumların durumlarını, askerin ne yaptıklarının haberlerini getiriyordu. Ben 4 ay boyunca bu görevi 3 kişi ile birlikte yaptım. Barış gücü askerlerini geçtim Rum casusumuzu aldım. Çok güzel Türkçe konuşuyordu. İlk karşılaştığımız da ona  ‘herhangi bir sabotaja kalktığın an biçerim hiç bakmam’ dedim. O ‘dost dost’ diyerek bana karşılık verdi. Kıbrıs istihbaratına orada MİT denmez DAL denir. Onlardan gelip o casusumuzu dinliyorlardı. Casusumuza görüşmeden sonra 3 bin Kıbrıs Lirası harçlık veriyorduk. O zaman bu büyük para idi.                        

 

RAİF DENKTAŞ ÇOK TATLI BİR ÇOCKTU

Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın oğlu Raif Denktaş çok iyi bir arkadaşımdı. Çok tatlı bir çocuktu. O gazeteci idi. Onu bir suikastla kurban ettiler. Girne-Lefkoşe arasında kendi kullandığı taksinin uzaktan kumanda ile frenini kilitlediler. O çok vatansever biriydi. Lefkoşa Gazetesini çıkarıyordu. Beni bazen evine davet eder ev yemeklerinden yememi isterdi. Annesinin yaptığı yemeklerden ikram ederdi.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?