Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

“Boztepe’ye çıkmalı, şu Ordu’ya bakmalı...”

“Boztepe’ye çıkmalı, şu Ordu’ya bakmalı...”

Tiyatro ve sanat etkinlikleri geleneği Cumhuriyetle yaşıt, öğrencilik yıllarımızda hepimize sahne heyecanı tatmamıza olanak veren, 1965’ten bu yana belediye tiyatrosu olan bir Anadolu şehri. Birden fazla topluluk, birden fazla salonda her yıl, yeni temsillerle perde açıyor.

ERTUĞRUL GÜNAY

Sevgili arkadaşım Tuncer Engin’in anısına, özlemle...

İnsanın en bildiği, çocukluğunun, gençliğinin, acı-tatlı anılarının geçtiği bir şehri, yöreyi yazması zor. Ne yazsanız, hep bir şeyler eksik kalacak gibi... Bir seyahat yazılan derlemesine iki sayfalık yazı değil, ayrı ve küçük bir kitap yazmak gerekiyor sanki.

Ordu’yu anlatmanın en uygun zamanının sonbahardan başlamak olduğunu düşündüm. Çünkü bu doğu Karadeniz şehrinde yılın diğer ayları bir yana, eylül-ekim bir yanadır. Harmanların kalktığı, fındığın pazara indiği, ekonominin canlandığı, borçların  ödendiği ya da -yeni koşullarla- ertelendiği, düğünlerin, şenliklerin yapıldığı aylardır sonbahar ayları.

Denilebilir ki, Ordu’da hayat, “Eylül” beklentisi üzerine kuruludur.

“Hoş gelişler ola, Mustafa Kemal Paşa”

Bir de eylül ayının ortasında, yöreye özgü bir şenlik, yerel bir bayram vardır. Cumhuriyetimizin kurucusu sevgili Gazi Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), Cumhurbaşkanı olarak çıktığı ilk Karadeniz gezisinde, 19 Eylül 1924’te Ordu ve Giresun’u ziyaret etmiş. O tarihte 8 yaşında olan rahmetli babam, İskeleden vilayete yürüyerek giden Atatürk’ü, büyükbabamın omuzlarında oturarak gördüğü o günü bize duygulanarak anlatırdı.

Bu kısacık ziyaret Ordu’da -tabii Giresun’da da- güzel, coşkulu bir kutlama vesiledir. En azından bizim çocukluğumuzda öyleydi. Bu güzel geleneğin şimdi de aynı coşku ve içtenlikle sürdüğünü umarım.

Ordu, Mustafa Kemal’in başkanlık ettiği TBMM Hükümeti tarafından 1920’de kurulmuş, genç cumhuriyetin çağdaşlaşma hedeflerini içselleştirmiş illerden biridir. Bugün Altınordu adını taşıyan il merkezini ilk görenler, doğasından, şehrin denizle iç içe görünümünden ve sosyal yaşamın modern canlılığından hayranlıkla söz ederler. Böyle durumlarda onlara, içimden hep, “Ah! Siz onu gençliğinde görecektiniz” demek geçer.

 

Boztepe’nin eteklerinde

Ordu, Karadeniz’in, belki bütün Türkiye’nin deniz kıyısında olup denizle bağım -her şeye rağmen- büyük ölçüde koruyan ender yerleşimlerindendir. Eski şehir, adı türkülerde geçen 450 metrelik bir tepenin, Boztepe’nin eteklerine kurulmuş; yeşilin içinde -çoğu, savaşlar sırasında ve sonrasında göçüp giden Hıristiyan ahali tarafından yapılmış- iki katlı, beyaz boyalı, sarnıçlı, bahçeli evlerle dolu, masalımsı bir güzellik gibiydi.

Kumsalda doğuya doğru uzanan ilk gelişme planının Batum’dan örnek alındığı söylenir. Batıdan doğuya uzanan iki ana caddeyi, denize dikey inen sokaklar keserdi. Bu sayede denizin esintisinin ve serildiğinin şehrin içlerine ulaşması sağlanmıştı.

1950’lerin sonunda, 60’lann başında deniz doldurulup sahil yolu yapılınca bu doku bozuldu. Yoldan arta kalan dolgu alanına, sokakları tıkayan ve şehrin önünde duvar gibi yükselen çok katlı binalar yapıldı. Üstelik şehir, denizin ve körfezin görüleceği yeni yamaçlara doğru planlı bir şekilde gelişeceği yerde, Giresun’a doğru ve tüm Doğu Karadeniz’e ulaşım sağlanan işlek anayolun iki yanındaki tarım arazisinde -ortasından bölünmüş vaziyette- uzayıp gitmeye başladı.

 

 

Kibele heykeli

Şimdi Boztepe’ye çıkınca, yine denizi, karşı tepelerin, kayaların, dağların sisli siluetini hayranlıkla seyredebiliyorsunuz. Bu kayalıklardan birinde, eskiden beri antik bir yerleşim olduğu söylenen Kurul Kayasında, 2010’da başlanan arkeolojik kazıda, yakın tarihlerde, geç dönem bir Kibele heykeli bulundu. Karadeniz arkeolojisi için heyecan verici bu buluş, bilimsel kazı kararını veren bir Ordu hemşerisi olarak benim için ayrı bir mutluluk nedenidir.

Ama bir zamanlar sadece tepenin eteklerindeyken şimdi doğuya ve - birçok yerde olduğu gibi- verimli tarım arazisine yayılıp giden beton yığınına bakınca, yarım asır önceden kalmış bir stadyumun yeşilinden başka yeşil alan görmekte zorlanıyorsunuz. Yine bir zamanlar lunaparktan spor yarışmalarına, siyasi parti mitinglerine kadar her türlü toplumsal etkinliğin sergilendiği, tarihi Millet Düzü’nün bugünkü salaş dükkânlarla dolu görüntüsü, şehirlerin tarihinden ve nostaljisinden bihaber yerel yöneticilerin, nasıl hoyrat düzenlemeler yapabildiğinin çarpıcı bir örneğini oluşturuyor.

Yine de güzel

Ordu, Türkiye’nin her yerinde gördüğümüz bu şehircilik yanlışlarına, betonlaşmaya karşın yine de güzel bir şehir. Hele çevreye açılmaya başladığınızda tadına doyamayacağınız doğa parçalarıyla karşılaşırsınız. Doğu Karadeniz’in bütün yaylaları güzeldir; Ordu’da da yapılaşmanın henüz bozamadığı Ulugöl, Gaga Gölü gibi mesire yerleri, Altın Pos’tun12 peşine düşen denizcilerinin mitolojik öykülerini anımsayacağınız ve güneşin denizde batışını

mistik bir hayranlıkla izleyeceğiniz Yason (Iason)13 Burnu, köylerde saklı çağlayanlar var.

Şehrin batıda bir mahallesi kadar yakın olan Perşembe ilçesi (adı türkülerde geçen Vona Limam) Türkiye’nin Seferhisar’dan sonra ikinci Sakin Şehir-Cittaslow unvanlı kasabası. Kasabadaki kültür merkezi, Vona’nın hemşerisi, türkülerimizin ünlü yorumcusu rahmetli Kâmil Sönmez’in adını taşıyor. Deniz üstünde dolgu alanına yapılan Türkiye’nin ilk havaalanı da şehir merkezine on dakika mesafede, Gülyalı ilçesinin sınırında, Piraziz’de.

Ordu, bugün Karadeniz’de nitelikli konaklama ünitesi en fazla olan şehir. Ulusal ve uluslararası zincir markalardan, niteliğini kanıtlamış yerel konaklama tesislerine kadar tümünde rahatlıkla konuk olabilirsiniz.

Mutfağı da oldukça ünlü. Simitin, tostun, Karadeniz pidesinin ve balığın en güzelini bulacağınızı iddiayla söyleyebilirim. Ayrıca Perşembe-Bolaman arasında, bugün bir mesire yerine dönüşen eski yol üstünde yiyeceklerin tadını başka hiçbir yerde bulamazsınız. Tabii, bu güzel ziyafetin yanı sıra ne içeceğinizi de biliyorsanız.

Ve günü, Medreseönü’nde Uzun Saçlının Yeri’nde çayınızı yudumlayarak sonlandırıyorsanız.

 

Ve tiyatro...

Bütün bunların ötesinde, Ordu’nun benim için asıl özgün özelliği -buna üstünlüğü de diyebilirim- şehrin kültür düzeyi ve sosyal yaşamının canlılığı. 1965’ten bu yana şehir, Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu (OBKT) adıyla kadrolu bir tiyatro topluluğunun bulunduğu ender Anadolu illerinden biridir Ordu. Şehirde tiyatronun tarihi 1965’ten çok öncelere, Cumhuriyetin kuruluş yıllarına hatta mübadele öncesine dayanır.

1940’lı yıllarda çok amaçlı ve işlevsel bir mekân olarak yapılmış bulunan eski Halk Eğitimi Salonu (şimdi Atatürk Kültür Merkezi), o tarihten bu yana nice kültür etkinliğine ev sahipliği yaptı. Bu sayede biz Ordulu gençlerin birçoğu, daha ortaöğrenim çağımızda hem sahneye çıktık hem de CSO’nun, DOB’un, DT’nin ve özel toplulukların birbirinden güzel temsillerini izleme olanağı bulduk.

Şu anda Türkiye’nin her yöresinde gördüğümüz taşralaşmadan nasibini alsa da Ordu’da, OBKT’nin yanı sıra daha birkaç tiyatro topluluğu her yıl yeni oyunlarla perde açıyor. 2010’dan bu yana da -doğduğum kente yakışan bir hizmet olması umuduyla- her aşamasına içten emek verdiğim yeni Kültür Sanat Merkezinde, Devlet Tiyatrosu, her hafta sanatseverlerle buluşuyor. 



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?