Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Fethi Bey’in Trabzon, Giresun ve Ordu’yu Ziyareti

Fethi Bey’in Trabzon, Giresun ve Ordu’yu Ziyareti

Pontusçular üzerine başlatılan harekât devam ederken Fethi Bey Trabzon, Giresun ve Ordu’ya kısa süreli ziyaretlerde bulundu. 8 Mart’ta Samsun’dan vapurla hareket eden Fethi Bey’in [1], Trabzon’a gelmekte olduğu haberi İstikbal gazetesinde yer almıştır.[2] Ertesi gün refakatinde Jandarma Genel Komutanı Galip Bey olduğu halde Trabzon’a gelen Fethi Bey, iskelede büyük bir törenle karşılanmıştır. Vapurun limana yaklaştığı sırada “halk fevç fevç iskeleye inmiş”, polislerle bir bölük asker, öğrenciler ve Dârüleytam bandosu iskelede yerlerini almışlardı. Eşraf ve Vilayetin ileri gelen memurları da iskelede toplanmışlardı. Vapurun limana girmesi üzerine Vali Vekili ve Fırka Komutanı Sami Sabit Bey ve Belediye Reisi Hüseyin Efendi motorla, Müdafaa-i Hukuk heyeti ile diğer yetkililer kayıklarla vapura gitmişlerdir. Bir süre sonra Fethi Bey motorla iskeleye gelmiş ve burada kendisini karşılayanlarla görüştükten sonra halkın alkışları arasında otomobile binerek Belediye dairesine gitmiştir. Belediyede eşraf ve memurlarla yaptığı görüşmede, “Trabzonluların vatanperverliklerinden kahramanlıklarından ve Millî harekâta önayak olmalarından sitayişkârane bir surette bahsettikten sonra halkın emellerini ve arzularını anlamak maksadıyla seyahat etmekte olduğunu söylemiştir.” Gece, Belediye Reisi Hüseyin Efendi tarafından misafir edilen Fethi Bey, ertesi gün halkla görüşmelerde bulunmuştur.[3]

Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey TBMM’nin 10 Haziran 1922 tarihli oturumunda, Dâhiliye Vekili Fethi Bey’in Trabzon’da halkla görüşmediğini iddia etmiştir. Fethi Bey, aynı oturumda yaptığı konuşmada kendisine yöneltilen eleştirilerin doğru olmadığını savunmuştur:

            “Bendeniz Trabzon’a gittiğim zaman Trabzon ahali-i hamiyyet-mendânın hüsnü kabulüne mazhar oldum ve Belediye dairesine gittim. Belediye dairesinde memleketin bilumum eşraf ve ağayânı ve muteberânı geldiler ve onlarla görüştüm. Ahali ile temas etmek için başka tarik yoktur zannederim. Belediye dairesinde herkesi kabul ettiğim gibi hükümette bana müracaat eden her zatı kabul etmekten başka halkla temas için bir tarik bilmiyorum. Dükkân dükkân gezip te herkesin hatırını sormak da zannederim bir Dâhiliye Vekili için kabil değildir. Burada kendilerinin kastetmek istedikleri Müdafaa-i Hukuk Reisi Hacı Ahmet Efendi ile Belediye dairesinde görüştük. Belediye Reisi muhtereminin kendilerine müteşekkirim, bana evlerinde yer verdiler, hüsnü kabul ettiler. Onun evinde bir saat kadar görüştüm, temas ettim ve beni Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde bir ziyafete davet ettiler, düşündüm, bu daveti kabul etmemek için kendimce bir mazeret buldum. Çünkü Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kısm-ı azamı böyle ziyafetlere masrûf olduğu için ve bu masruf paraların masraflarının hizasında da hangi zatın şerefine ziyafet verildiği mukayyet olduğu cihetle benim namımın da bu tahsisat raporuna geçmesine razı olmadığım için (alkışlar) davetlerini kabul edemedim. İşte halk ile temas etmemek meselesi, halkın temasından kaçınmak meselesi, sırf bu ziyafetin kabul edilmemesinden neşet etmiştir. Mekteplerine gittim, müftülerine gittim, bilcümle devâire gittim, hükümet dairesinde ilan ettim ve kim arzu ederse bana gelsin ve arz-ı halini versin dedim. Halkla temas için başka surette bir çare olacağını bilmiyorum, bir çare varsa lütfen bildiriniz.” [4]

Trabzon’a gelişinde büyük bir törenle karşılanan Fethi Bey’in ayrılırken nasıl uğurlandığı hakkında Trabzon basınında herhangi bir haber yayınlanmamıştır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin yayın organı durumundaki İstikbal gazetesinin takındığı bu sessizlik Fethi Bey’e duyulan kırgınlığın bir yansıması olarak da değerlendirilebilir. Trabzon’da birkaç gün kalan Fethi Bey, Samsun’a dönüşünde önce Giresun’u ve ardından Ordu’ya ziyaret etmiştir.

Fethi Bey, 13-14 Mart tarihlerinde Ordu’da ziyaretlerde bulunmuştur. 13 Mart pazartesi günü motorla Giresun’dan Ordu’ya gelen Fethi Bey’in refakatinde Jandarma Genel Komutanı Miralay Galip Bey, Dahiliye Özel Kalem Müdürü Raşit Bey, Giresun Belediye Reisi ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Osman Ağa (Topal Osman), Ziya Bey (Çürüksulu) bulunuyordu. Ordu Mutasarrıfı Ethem Bey başkanlığındaki heyet Fethi Bey’i iskele başında karşılamışlardır. Takın önünde İstiklal Marşı okunduktan sonra Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne geçilerek görüşmeler öğleye kadar devam etmiştir. Görüşmelerin ardından Alipaşazade Ziya Bey tarafından yirmi kişilik ziyafet verilmiştir. Geceyi Ordu’da geçiren Fethi Bey ertesi gün okulları, Osmanlı Bankasını, Ticaret Odasını ve ticarethaneleri ziyaret etmiştir.  Öğle yemeği Belediye Reisi Yusuf Bey tarafından, akşam yemeği ise eşraftan Hacı Harun efendinin konağında verilmiştir. Fethi Bey refakatindekilerle birlikte gece saat üç sıralarında limanda bulunan Fransız bandıralı Vusta vapuruyla Samsun’a hareket etmiştir. [5]

 

Sonuç

 

Dâhiliye Vekili Fethi Bey, 15 Mart 1922 günü Ordu’dan Samsun’a dönmüş, iki gün sonra 17 Mart’ta Ankara’ya gitmek üzere Samsun’dan ayrılmıştır. İki ay kadar süren Karadeniz gezisinin iki haftaya yakın kısmını Samsun’da geçiren Fethi Bey Amasya, Çorum ve Sungurlu yoluyla 25 Mart günü Ankara’ya dönmüştür. Dekovil treniyle saat ikide Ankara’ya gelişinde kendisini Valisi İhsan Bey ve diğer devlet erkânı karşılamışlardır.[6]

Gezi sırasında Pontusçuluk dışında adi eşkıyalık olaylarının da ortadan kaldırılmasına çalışılmıştır. Jandarma Genel Komutanı Miralay Galip Bey’in yaptığı açıklamaya göre, bölgede ufak-tefek inzibati ve yol kesme olayları yaşanmaktaydı. Halkı eşkıyaların verdiği zararlardan korumak için aralıksız bir takibat başlatılarak köklü tedbirler alınmıştır. Çorum livası dâhilinde eşkıyalık faaliyetlerinde bulunan bir çete reisi, sıkı takibat karşısında Yozgat’ta devlet güçlerine teslime mecbur olmuştur. [7]

Fethi Bey Ankara’ya döndüğünde 10. Fırka’nın Pontusçulara karşı başlattığı harekât devam etmekteydi. Yürütülen sıkı takip sonucu birçok Rum çetesi Samsun’u terk etmek zorunda kalmıştı. Samsun ve çevresinde Müslümanlara karşı çeşitli mezalimlerde bulunan seksen kişilik bir Rum çetesi Kastamonu ve Bolu taraflarına geçmişti. Mayıs ayında kendilerini takip eden askeri birlikle girdikleri çatışmada bunlardan 14’ü ölü, 5’i yaralı ve 6’sı da sağ olarak yakalanmıştı. Ayrıca, Müslüman köylerinden gasp etmiş oldukları eşya ve erzak da ele geçirilmişti.[8] Bununla birlikte 1922 yazında Pontusçu çetelerin varlığına henüz son verilememişti. Dâhiliye Vekâleti’ne gelen raporlarda Samsun, Amasya, Tokat livaları asayişini ihlal eden eşkıyanın tekrar sarp mevkilerde toplanarak büyük çeteler halinde köylerde Müslümanlara karşı saldırılarını artırdıkları bildirilmekteydi. Cemil Cahit Bey’in tahminine göre Ağustos ayı itibarıyla Samsun, Amasya ve Tokat livalarında 1.600 kadarı silahlı olmak üzere 8 bin kadar eşkıya mevcuttu. Bunlardan 3.500’ü (800’ü silahlı) Samsun livası dâhilinde bulunuyordu.[9]

Dâhiliye Vekili Fethi Bey’in uzun bir süre bizzat harekât bölgesinde bulunması TBMM Hükümeti’nin Pontus isyanının bastırılmasındaki kararlılığını göstermektedir. Başlangıçta Pontusçu çetelerle mücadele görevi bir askerî tedbir olarak Merkez Ordusu’nun sorumluluğuna bırakılmıştı. Fethi Bey’in Dâhiliye Vekilliği’ne atanmasından sonra ise bu görev mülkî idarenin sorumluluğuna verilmiştir. Böylece bir iç asayiş meselesi olarak görülen Pontus isyanı bir yıl içinde tamamen bastırılmıştır.

 

TOKAT SANCAĞI’NDA PONTUSÇULUK FAALİYETLERİ (*)

           

“Harbi Umûmî’nin birinci senesi nihayetlerinde, malum ya o zamanlarda bunlar da askere alınmışlardı. Bu askere alınanlar tamamıyla firar ettiler ve geldiler. Karadeniz sevâhilinin Ruslar tarafından işgali üzerine Çar Hükümeti bunlara silah dağıttı. Bu firarlar ta Samsun ile Çarşamba arasından başlar gelir, Yeşilırmağ’a, Tokat’a gelir, Erbaa (?) nahiyesinde müntehi olur. Bütün ormanlık bir dağdır. Bu dağda 70-80 bine yakın Rum köyleri vardır. Bunlar tamamıyla teslîh edilmişlerdi (silahlandırılmışlardı), bomba ve saire hepsi vardı. Bunlar alelade hırsızlık yapıyorlardı. O zaman islam köylerinde de asker kaçakları vardı. Bazı asker kaçakları bunlara karşı köylerini vikaye ediyorlardı. Ara sıra müsademe de oluyordu ve birbirlerini öldürüyorlardı. Sonra efendim, mütareke oldu, mütareke olduktan sonra bu Rumlara karşı gayet ihmalkâr bir siyaset takip edildi. Güya Rumlara ilişilmeyecek, Rumlara ilişilirse Hükümet mazarrat (zarar) görecek, Rumların yaptığı cinayetleri Hükümet tabiatıyla ister-istemez ihmal edecek, görmeyecek. Bunlar Hükümetin vaadini anladılar. Ötede beride artık dünyada bir insan nasıl öldürülürse kazıklamak, ağaca bacağından asmak, yakmak, türlü türlü işkencelerle kıyıda, bucakta öldürülür. Ne bir müddeiumumi gidebilir, ne bir jandarma gidebilir. Orada ölenler toprak yüzü görmemişlerdir, toprağın üzerinde çürümüşlerdir. Hele ırmağa atılan Müslümanların adedini Allah bilir. Yani bu mezalim o kadar çoktur ki, hükümet bilmiyor efendim. Ne bir nahiye müdürü, ne bir kaymakam yazabilir, Hükümetin siyasetine dokunurmuş. Hatta bendenizi Rum meselesiyle alakadar olmak üzere Erbaa Kaymakam vekâletine gönderdiler. Giderken mutasarrıf ile jandarma kumandanı oturuyorlardı. Bendeniz de görüştüm, dediler ki, Rumların yaptığı cinayetleri biraz görmeyiver dediler. Niçin dedim; öyle siyasetimiz var dediler. Rumların yaptığı hırsızlıktan cinayetten dolayı birçok Müslümanlara iftira edilmiştir, kasten olmuştur ve Müslümanlar Rumların yerine gelmişler ve hapis olmuşlardır. Ferit Paşa Hükümeti zamanında böyle bir şeydi. Boyalarcık (?) dağından Pazar nahiyesine kadar teşmil eden bu kısımda yirmi kadar köy yani tamamen Boyalarcık dağının odunundan, otundan iktifa ve intifâ ederlerdi. Eskiden beridir ki arkaları bu dağlardır. Kendileri giderler, oradan odun keserlerdi. Beş senedir oradan ne bir hayvan ne bir odun kesebilirler, ne bir çöp getirebilirler, ne de bir hayvan yayabilirlerdi. Önünde ufacık bir mera varsa, var yani ekin arasında. Bundan başka orada hayvan da kalmadı, bir şey de kalmadı, bütün munkarız oldu gitti. Hala bugüne kadar devam ediyor. 23 Mayıs tarihli aldığım mektupta yine birkaç tane köyü soymuşlar, kadınları kesmişler. Sonra Serpin köyü var bu, dağlar içinde yüz elli hanelik bir köy. Bunlar askerden kaçırdıkları delikanlılarla bu köyü beş saattir muhafaza ediyorlardı. Köyün etrafına siper kazmışlar. Geçen gün geldiler, köyün beş yüz tane mevâşîsini (davar ve mal) götürdüler. Bir köyden beş yüz tane mevâşî giderse o köyden ne hayır kalır. İşte bu suretle bütün köylerde ne kadar köy varsa bu dağdan mahrum kaldılar, istifade etmediler.”

 

[1] Fethi Bey, aynı gün Samsun’dan eşi Galibe Hanıma yazdığı mektupta, “Ben bugün Trabzon’a gidiyorum. Üç dört gün sonra avdet edeceğim. Ondan sonra dahi Ankara’ya hareket edeceğim” demektedir. Fethi Okyar, İki Gözüm Galibem Malta Sürgününden Mektuplar, (Editör: Pınar Güven), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2014, s.242.

[2]“Samsun’da bulunmakta olan Dahiliye Vekili muhteremi Fethi Beyefendi’nin bugün şehrimizi teşrif buyuracakları haber alınmıştır.”, İstikbal, 9 Mart 1922.

[3] İstikbal, 10 Mart 1922.  Fethi Bey’in 10 Mart 1922 günü Trabzon’da yetkililerle çektirdiği toplu fotoğraf için bkz., Okyar, A.g.e., s. 243.

[4] TBMM Gizli Celse Zabıtları, s.371-372.

[5] Güneş, 15 Mart 1338.

[6] HM, 26 Mart 1922.

[7] HM, 28 Mart 1922.

[8] HM, 25 Mayıs 1922.

[9] Fethi Bey, 16 Temmuz 1922’de İcra Vekilleri Heyeti’ne gönderdiği yazıda, “Eşkıyanın bu sureti tecavüzü evliye-i mezkure servet-i umumiyesini fevkalâde ızrar ettiği gibi nüfusça da zayiatı mucib olmakta ve bilhassa nüfus zayiatı telafisi gayrikabil olacak dereceyi bulmaktadır.” Bakanlık mutasarrıflarla görüşerek Samsun livasında 13, Amasya livasında 35, Tokatta 30 yerde sabit kuvvetli karakollar ve ayrıca her üç livada “dolgun mevcutlu seyyar takip kuvvetleri” tertibinin başarılı sonuçlar alacağı kanaatine varmış. Bunun için üç livanın jandarma kadrosuna 3 bin neferin ilavesini uygun görmüştü. BCA, 030-18-1-1-07-16-18.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?