OLAY 26 SOL
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

MORİTANYA’DA BİR VONALI

MORİTANYA’DA BİR VONALI

Av sezonlarında Moritanya’da balıkçılık yapmaya giden Serkan Tanrıverdi, lkesine ilçesine döviz kazandıran, girdi sağlayan gençlerimizden sadece biri…

Sevgili okurlar; bugün sizi Perşembe’nin (Vona’nın) Atlas Okyanusu görmüş,  daha önce turizm sektöründe çalışmış, ancak artık balıkçılıkla uğraşan gençlerinden birini (Mecido) Serkan Tanrıverdi ile tanıştıracağım. Kendisi 40 yaşında, maşallah canavar gibi tipik bir Karadeniz çocuğu.. Perşembe’nin bağrından kopup hiç bilmedikleri sularda medeniyetten uzak İslam Cumhuriyeti rejimi ile yönetilen Afrika’nın batısında Atlas Okyanusunda Moritanya’da balıkçılık sanatını yapmak için giden, ülkesine ilçesine döviz kazandıran, girdi sağlayan gençlerimizden sadece biri… Oralarda dört ay çalıştıktan sonra bazı arkadaşları gibi o da şu an Perşembe’de. Ama söylediğine göre, yine gidecek şu an görüşmeleri devam ediyormuş…

 İsterseniz söyleşimize başlayalım ve soruyorum: “Serkan kardeşim bu istek Moritanya’da balıkçılık yapmak isteği kimden geldi, oraya gitmeye nasıl karar verdin?

 “Ben zaten 1995 yılından bu yana Türkiye’de Karadeniz’de büyük teknelerde balıkçılık sanatını yapıyordum. Daha önce Moritanya’ya  Perşembe’den giden bazı arkadaşlar olmuştu, ama ben o sıralar bu Moritanya işine çok sıcak bakmıyordum, neme lazım diyordum, huyunu suyunu bilmediğim ancak kazancının güzel olduğu ama şartların da zor olduğunu duyuyordum.. Uzak bir ülke diye gitmeyi düşünmüyordum, daha sonra buradan giden Perşembe tekneleri Cavit Pırlant ve diğer balıkçı tekneleri, iyi işler yapmış, iyi kazanç sağlamış bazı büyük tekneler gırgırlardan duyumlar alıyordum. Ülkemiz ile Moritanya hükümeti arasında imzalanan bir anlaşmaya göre, oraya Türkiye’den balık avlamak için gidenler olmuş ama bizim balıkçı gençlerimizi aslında oraya yönlendiren orada buranın balıkçı gençlerine ekmek kapısı açan esas Mehmet Avcı ağabeyimiz oldu. O’nu buradan kutlamak istiyorum, gençlerimize umut kapısı oldu. Diğerleri İlhan Yılmaz, Mamili, Oruç reis gibi kökenleri hep Karadeniz Trabzon, Rize, İstanbul Sarıyer Kumkapı gibi diğer tekneler vardı.” 

 Senin de içinde olduğun ekip buradan kaç kişi gittiniz?

 “Arif ağabey buradan gidişimizi gazeteye sen ‘Moritanya Yolcusu Kalmasın’ diye haber yapmıştın ya, bende şafak attı. Toplam 20 kişiydik. Ağabey benim oraya gitme kararım orada kazanılan para yani kazançtı. Oralarda çok balıklar tutuluyor çok paralar kazanılıyor, dört ayın sonunda on beş gün memleket izni falan cazip geliyordu. Zaten o dönem bizim denizlerimizde sanat bitmişti, yani biz balıkçılar için ölü bir mevsimdi.. Parası iyi olduğu için şansımı bir deneyeyim nasıl olsa yalnız değilim dedim. Derya arkadaşımızla hep birlikte yola çıktık, ilk önce buradan İstanbul’a gittik, ağların ve teknelerin bakımı için, tekneler oradaki şartlara göre yeniden elden geçirilip yeniden dizayn edildiler. Denizde tekneyle seyahat etmek için gemici belgeleri tamam olanlar tekneyle diğerleri yedi saat uçakla gideceklerdi, ben ve arkadaşlarım aynı teknenin adamları olarak on beş kişi kadardık. Yani uçakla gidenlerdenim..”

 Pekâla sevgili Serkan, oraya giderken korkuların var mıydı varsa nelerdi?

   Vardı tabi, bazı söylentiler duyuyordum, asayiş açısından güvenlik açısından çok tekin bir yer değilmiş.  Ama kaynakları bakımından zenginmişler.  Yasal anlamda Fransız sömürgesi görünmese de sömürgeler abi Fransızların boyunduruğu altındalar. Moritanya’da dünyanın üçüncü büyük altın madeni varmış, orayı da Kanadalılar çalıştırıyormuş bizim teknelerin olduğu tarafta büyük bir maden var, mesela orayı Fransızlar işletiyor. Devasa bir maden, gördüğüm kadarı ile tüm kaynaklarını başka devletler çıkarıyor, rüşvet, yolsuzluk hat safhadaymış.  Yani giderken açıkçası kafam biraz karışıktı, neyse biz havaalanına, başkent Nuakşot’a indikten sonra, şirketin adamları orada bizleri bekliyorlardı.  Bindik bir minibüse yedi saatte gittik ama yollarda her beş veya on kilometrede çevirme vardı. Gece adamların yüzleri gözleri kapalı devlet görevlileri ama gece yine de korkuyorsun… Çölün ortasında bir fener ışığı bir el, dur işareti yapıyor. Üzerlerindeki polis üniformaları, bize hiç benzemiyor, tam bir çöl kıyafeti.. Kum fırtınasına karşı yüzler gözler kapalı sadece patlak patlak  gözler, bir de o yörede kaçakçılık çok oluyormuş.  Bu sık kontroller o yüzdenmiş. Ama çok korktuk, burası neresi biz nereye geldik dercesine, bir an önce teknemize varsak, kavuşsak yatsak uyusak dinlensek diye geçti aklımızdan.. Yani o an kendimizi güvende hissetmedik anlayacağınız… Diğer korkularım ise insanları idi, nasıllar nasıl anlaşacağız, hastalık var mı?  Zaten hepimiz aşı olduk. Sarı Humma Hastalığına karşı hepimiz aşılandık mecburiymiş, yoksa ülkeye giremiyormuşsun, ama bizi yolda kimse kontrol etmedi. Neyse burada hükümetin koyduğu bir kural varmış, balıkçı teknelerinde yani her teknede 30  Moritanyalı işçi çalıştırmak zorunluymuş… ister üç çalıştır ister beş çalıştır çalışsa da çalışmasa da o parayı hükümete 30 kişi üzerinden çalışıyormuş gibi veriyormuşsunuz… Tembel insanlar… Bizim gibi çalışamıyorlar hep işleri sallamasyon.. Ordu balıkçıları Vona balıkçıları işlerin tozunu attırıyoruz, yoksa orada ne işimiz var..  Biz çalışkan insanlarız, neyse hayırlısıyla  teknelerin olduğu yere vardık ama ne pis bir yer aman ya rabbim.. Hayvan bağlasan durmaz, eyvah dedim biz nereye geldik. Kafamın içinde hep aynı soru; burası acaba hep mi böyle, eğer böyleyse yandık diyordum ki, filikalar geldi bizi tekneye taşıdılar. Tekneye geldik bizim teknelerimiz temiz saray gibi, yemekhanesi banyosu, çamaşır makinesi, kurutma makinesi oturma salonu hepsi harika konfor yerinde.”

 Ne kadar dinlendiniz ne zaman sonra denize çıktınız?

  “ Hemen  gelir gelmez denize çıkmadık, bir kaç gün dinlendik bu arada evraklarımız hazırlandı, resmi makamlardan onaylar alındı, ağlar onarıldı ihtiyaçlar giderildi, denize avcılığa hazır olduk..”

Peki  Okyanustasınız, Atlas Okyanusunda oralarda ne tür balık avlıyordunuz.?

 “Ağabey bizim olduğumuz yer Okyanusta balıkların gelip çark ettiği muhakkak uğradığı bir yerdi. Sığ bir su yani balık gani… Ne ararsan var mesela Sardalya, Tirsi, bizim buralarda bir iki kasa tuttuğumuz Tirsi balığını biz orada bir ağ atmada beş yüz altı yüz ton avlıyoruz. Tonlarca Kefal var, tanesi üç kilo beş kilo geliyor. Bir ağda dört yüz ton avlıyoruz, tekne dolana kadar avlıyoruz.” 

   Soruyorum; biz Türkiye’deki denizlerimizi bitirdik sıra Moritanya’da mı diye espri yapıyorum.  Mecido Serkan bastı kahkahayı ve şöyle dedi:

  “Böyle avlanırsak olacağı da bu zaten, ağabey bizim teknelerin donanımlar teknoloji bizim teknelerde hat safhada. Burası balıkların dönüm yeri;  balık çok falan, tamam da bize ne kadar dayanır ben orasını bilemem, bizimkiler orayı da söndürebilir.”

 Beni uyarıyor ve sakın bunları yazma diyor ve şöyle devam ediyor.

 “Biz teknede Moritanyalılarla birlikte yirmi yedi kişiydik. Genelde gündüzleri avlanıyoruz balıklar gündüz daha fazla oluyordu.”

Peki günde kaç ağ atıyordunuz?

 “Valla belli olmuyor ki, balığın durumuna ve teknenin dolma durumuna göre tekneyi doldurmadan gitmiyoruz bazen bir molada üç yüz elli ton balık aldığımızı biliyorum, teknelerimizin ambarları bu avcılığa göre, Moritanya’ya gelmeden İstanbul’da ona göre ayarlandı tasarlandı. Bir de oraların çok meşhur geleneksel bir balığı var, lezzeti ile meşhur “Gulbina” diyorlar. Bu balığa talep çok, onları avladığımızda Moritanyalı işçilerimiz çok seviniyorlar, çok mutlu oluyorlar.  Onlara göre çok önemli bir balık ve diğer balıklardan daha pahalı.”

Peki avladığınız balıkları nereye görüyorsunuz?

“Bizi limanda bekleyen kamyonlar var, onlara yükümüzü vakumlarla boşaltıyoruz, işlenmek üzere doğru fabrikalara götürülüyor.  Balık unu, Balık Yemi ve balık yağı yapılıyor.”

Hiç Okyanusta fırtınaya rastladınız mı, denize çıkamadığınız oldu mu, o zaman nasıl vakit geçirdiniz?

Şöyle anlatayım; bir kere benim korktuklarım hiç olmadı, teknemize çok güzel Türkçe konuşan, Türkiye’de İstanbul Üniversitesinde eğitim görmüş bir Moritanyalı tercüman geldi, bizimle çalışmaya başladı. O gelince dil konusunda çok rahatladık, limana balık getirdiğimizde oradaki yetkililerle aramızda dil açısından köprü oldu, iş olarak rahatladık. Biz yeniyiz ya mevsime öyle başlamak gerekiyormuş, dil olarak ondan bira bir şeyler kaptık. Yanımızdaki Moritanyalılarla anlaşmak açısından rahatlıyoruz.”

(Mecido Serkan bunları anlatırken biraz üzülüyor biraz hüzünleniyor) ve devam ediyor:

 Genelde iyi insanlar çok ezilmişler çok, insan bazen üzülüyor. Anlaştık kaynaştık iki önemli kelime “Tire” oldu..’Çek’ demekmiş. Ağı çek diyorsun, öteki de ‘Abre’ diyor, o da “Sonra” demekmiş. Bunlar insana basit gibi geliyor ama benim işim için çok önemli kelimeler.”

Peki sen onlara Türkçe öğrettin mi?

 “Zaten biraz kapmışlardı, biraz da ben öğrettim…  İnşallah, Maşallah, Günaydın, Selamünaleyküm, İyi günler gibi zaten çoğunu kendileri öğrenmişler.

Hiç boş zamanınız oldu mu oralarda?

Valla yok denecek kadar az boş zamanımız oldu, hele denize çıktığımızda hiç olmadı. Aynen memur gibi her şey saatle, teknede boş durmak yok, kıyıya gelince de ağlar, makineler, tekne temizliği gibi uğraşlar var. Herkes görevini biliyor, boş durmak yok.”

Atlas Okyanusunu görmüş birisi olarak Okyanusla ilgili neler söylemek istersin?

“Beni en çok şaşırtan balıklar oldu. Aşırı derecede çeşitlilik var, bazı arkadaşlar oraya gitmeden önce “Orası Okyanus balığı lezzetli olmaz” derlerdi Tam aksine bu suların balığı çok yağlı çok lezzetli. Kofanalar, Mercan çeşitleri  daha neler neler.. Birde biz genelde sığ sularda avlandık ama muhakkak derin yerler var, ama zaman zaman beş altı metreye ağ attığımız oluyor. Balıklar hep o sularda, en derin ağ attığımız su onbeş kulaç ağabey düşün işte. Sığ suların da riski çok, ağları parçalayabiliyorsun, o da büyük sorun tabi. İşte o zaman reisin tecrübesi devreye giriyor. Her yer mercan kayalıkları ve gemi batıklarıyla dolu.”

Serkan oraların insanları ile iyi dostluklar kurabildiniz mi?

“ Kurduk tabi dedim ya, iyi insanlar, aslında muhtaç insanlar.. Fakirler fakir, çok ezilmiş çok sömürülmüşler, şeriatla yönetiliyorlar ama rüşvet vermeden hiçbir işinizi yaptıramazsınız.  Hepsi üç dil biliyor; Arapça, Fransızca ve Hasanice.  Onlarda bu dil Hasanice, herhalde aşiret dili gibi yani yöresel, hepsi dini bütün Müslüman adamlar. Namaz vakti geldiğinde onların bir aşçısı var, o işaret ediyor ve üstlerindeki muşambayla sırayla doğru namaz kılmaya gidiyor, kılıp tekrar işlerinin başına geliyorlar.  Ama eğitim sıfır.. Bizim buralardaki gibi hiç okul falanda görmedim. Oradaki dostlarımla bazı fotoğraflarım var, hele bir arkadaşla fotoğrafım varki, beden uzun. fotoğrafını çektim facebooka attım. Altına da NBA’den  basketçi arkadaşım Motombo’yla beraberiz diye hava attım.”    

Sizin maaşlar nasıl ödeniyor,  Dolar üzerinden mi?

               “Herkes işine göre maaş alıyor, ödemeler nasıl anlaştıysanız öyle veriliyor. Maaşlar bizim oralara göre güzel..”

                Kaç para diyorum (söylemek istemiyor ama ben bastırıyorum) şöyle diyor:   Yedi bin lira ile onbin lira arasında maaş alanlar var, adamın işine göre ustalığına göre kalitesine göre para alıyor.  Mesela ağabey ben yedi bin beş yüz lira alıyordum,  dört ay çalıştım.”

Neden geri geldiniz?

 “Önemli değil ama ufak tefek aksaklıklar oldu, paramız kalmadı ama gelmek zorunda kaldık. Bir başka tekneye yine gideceğim ama o macera daha bitmedi paraya ihtiyaç var.”  (Mecido derin bir nefes aldıktan sonra devam ediyor)  “Bir de memleketi özlüyorsun ağabey; havasını, suyunu, insanlarını arkadaşlarını özlüyorsun… Buradaki yaşantını özlüyorsun, ben zaten çok sıkıntıya gelen bir adam değilim. Orası için en az dört aylık anlaşma yapıyorsun, on beş gün izin hakkın var.  O çok güzel, Türkiye’de yedi ay sözleşme yaptığın bir kayıkta, ancak on gün izin yapabiliyorsun.”

Serkan kardeş yavaş yavaş söyleşimizin sonuna geliyoruz, biraz anılarından bahsetsek, var mı anlatacağın bir anın?

 Moritanya’ ya geldiğimde market gibi bir yerden bir kutu kola aldım, kolayı içtim kutuyu çöpe atacağım, sağıma soluma bakıyorum, çöp kutusu yok. Her yer pis, her çöp, az ileride yeni tanıştığım oralarda yeme içme işlerinde çalışmış, oralarda yaşamış arkadaş var.  Ona seslendim bu kutuyu ne yapayım dedim, yanıma geldi kutuyu elimden aldı ve öteye doğru yere fırlattı. Burada adet böyle, yere atacaksın, yere dedi şaşırdım kaldım. İşte o zaman burada medeniyet yok dedim. Birde yine bizim teknede sakalları çok uzun, öyle aynanın karşısında sürekli sakalını tarayan, benim Hacı diye seslendiğim Muhammet isimli Moritanyalı bir balıkçı vardı. Ona gel birlikte bir fotoğraf çektirelim dedim. Ne yapacaksın dedi. İnternet falan deyince olmaz anlamında başını salladı, niye dedim,  yanıma yanaştı ve yarım Türkçesiyle, Türkiye’de beni senin yanında görünce sizin insanlarınız beni Taliban sanır.  O yüzden benden uzak dur dedi. Tabi bana öyle bir şaka yaptı, birlikte fotoğrafımız var ama Muhammet  iyi şaka yaptı.”

Mecido Serkan, buradasın, peki bir daha oralara dönecek misin?

“Şu an başka bir tekneyle görüşme içindeyim, anlaşabilirsem tekrar dönmeyi düşünüyorum. Ne yapayım ağabey, buralarda hasretse giderdim , borçlarımı ödedim paraya ihtiyaç var, ekonomik yönden beyaz bir sayfaya ihtiyacım var, uyarsa gideceğim. Arif ağabey biz yöre olarak balıkçı doğmuşuz bu bizim genlerimizde var. Oralarda zaten hep bu yörenin çocukları var; Ordu Ünye, Fatsa, ille de Perşembe, Medrese, Yalıköy, Giresun, Bulancak, Trabzon, Rize ama en fazla genel anlamda Ordulu balıkçılar var. Şundan kimsenin şüphesi olmasın, Diğer balıkçı kardeşlerimle birlikte bizler, Perşembeli balıkçılar olarak biz Türkiye’mizi Afrikalarda Moritanya’da arslanlar gibi temsil ediyoruz.  Alnımızın teriyle ekmeğimizi kazanıyoruz ve ülkemize ve ilçemize ekonomik yönden de faydalı olmaya gayret gösteriyoruz. Bu böyle bilinsin.”

Evet sevgili kardeşim, söyleşimizin sonuna geldik var mı başka söyleyeceğin bir şeyler?

“Sağol Arif ağabey, bence çok güzel bir sohbet oldu, sana çok teşekkür ediyorum..”

Kendisine teşekkür ederek “Serkan kardeşim ağzına yüreğini sağlık, tekrar gidersen dikkat et oralarda kendine.  Yolun açık olsun, dedim..



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?