Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
GÜZELORDU EVLERİ HABER İÇİ

SUSAKLARI ÖLÜMSÜZLEŞTİREN MAHARETLİ ELLER

SUSAKLARI ÖLÜMSÜZLEŞTİREN MAHARETLİ ELLER

Sevgili okurlar, bu söyleşimde sizi renkli kişiliği kadar usta bir kabak oyma sanatını kendi kurduğu minik ve şirin bir mekânda icra eden emekli bir askerle tanıştıracağım.

Hani derler ya, el emeği göz nuru diye, işte o tatta… Su kabaklarını (Susak) oyarak ilmek-ilmek nakış-nakış işlediği eserleri görünce hayrete düşeceğiniz bir güzel yürekten,  maharetli ellerden bahsedeceğim. Kendisi beni, Altınordu ilçesinin Güzelyalı Mahallesi Bozukkale mevkiinde baba ocağı evin alt katında oluşturduğu mütevazı çalışma atölyesinde karşılıyor. Hadi buyurun:

Ahmet Selçuk bey, izin verirseniz size üstat diye hitap edeceğim, çünkü eserlerinizi görünce ne yalan söyleyeyim size üstat demek içimden geliyor. Önce bize kendinizi tanıtır mısınız?

Bildiğiniz gibi adım Ahmet Selçuk Göztepe, 1969 Ankara doğumluyum, babamın işi sebebiyle babam emekli polistir, Ankara’da doğdum. Babam da renkli bir kişiliktir, ona Kuru Kenan derler. Esas adı Mehmet Kenan Göztepe, yıllarca futbol oynamış Ordu’da.. Keçiköy’de herkes onu Kuru Kenan olarak tanır.  Sevil hanımla evliyim, üç erkek evlat sahibiyim, büyük oğlum Emincan 25 yaşında yeni askerliğini yaptı. Üniversite mezunu Su Ürünleri Mühendisidir. Ortanca oğlum Mehmet,  Cumhuriyet lisesinde üçüncü sınıfta öğrencidir.  Üçüncü oğlum ise Yusuf Göztepe, o da Hamdullah Suphi Tanrıöver Ortaokulunda öğrenim görüyor. Benim asıl mesleğim, ben emekli Hava Astsubayım, Radar Teknisyeniyim..  2006-2010 yılları arasında Perşembe Hava Radar Komutanlığında çalıştım. Toplamda  27 sene bu mesleği yaptım, fakat bazı olumsuz nedenlerden dolayı istemediğim bazı durumlardan dolayı,  sevdiğim gönül verdiğim bu askerlik mesleğinden  istemeyerek ayrıldım. Kişiye göre değişir ama belki daha fazla çalışabilirdim.. Bu iş benim yan hobim.

Üstat sizi ararken bir şey öğrendim; siz çalışırken bir film izlemişsiniz ve o filmin karakterinin söyledikleri sizin hayatınızla örtüştüğünü görünce, iyi güzel çalışırken birden işinizden ayrılmayı, emekli olmaya karar vermişsiniz. Onu da sizin ağzınızdan dinleye bilir miyim?

Olay şöyle gelişti: Ben Perşembe’de çalıştıktan sonra oğlum İzmir’de okurken orayı istedim ve  İzmir Karaburun’a tayin olmuştum.. Allah razı olsun Hava Kuvvetlerinden bu isteğimi kabul ettiler, komutanlarım beni desteklediler sağ olsunlar.  Fakat çalışmaya başladığım yerde çalışma şartları çok zordu ve evime çok uzaktı. Emekli olmak kafamda vardı ama çocuklarım okusun diye bir türlü emekli olmaya karar veremiyordum.  Açıkçası ailem de benim emekli olmamı çok istemiyordu.  Aradan biraz zaman geçti, bir ara İzmir’e gitmiştim, hem biraz hava alayım hem de çocuğumu göreyim dedim. Büyük bir alış veriş merkezinin sinemasına girdim,  gördüm ki “Mandıra Filozofu” filmi gelmiş, girip bir seyredeyim dedim.  Filmi izlerken adamın her söylediği hoşuma gitti, baktım ki benimle örtüşen tarafı çok “ Çalışmak bana dokunuyor, ben çalışmaya karşıyım, ben paraya karşıyım, şöyle yapmaya böyle yapmaya karşıyım” diyordu. Sonuçta adam bol oksijenle çalışıyor, toprakla çalışıyor, doğayla bütünleşiyordu.  Filmin bir sahnesinde zengin bir adam toprağını satın alamaya çalışıyor, adama soruyor, sen kaç senedir çalışıyorsun diyor.. İşte şu kadar senedir çalışıyorum diyor,  senede ne kadar tatile gidebiliyorsun diyor, bir iki hafta diyor…  O arada kafadan bir hesap yaparak sen ancak yılda şu kadar yaşayabiliyorsun diyor ve adam o an derin bir düşünceye dalıyor…  Aynı düşünceye ben de daldım ve şöyle dedim kendime;  adam doğru söylüyor, ben yirmi yedi senedir çalışıyorum ne bir tatil yapabiliyorum nede çocuklarımla ilgilenebiliyorum. Benim de yaşım geldi, zamanım doldu diyorum. Adama bak ne güzel toprakla uğraşıyor, kendi üretiyor, organik beslenip ömrünü uzatıyor. İşte benim de yapacağım böyle yaşamak dedim ve o an emekli olmaya karar verdim.. Adamın iki yüz yetmiş beş gün demesi  beni çok etkiledi ve hiç vakit kaybetmeden verdim dilekçemi emekli oldum.. Geldim Ordu’ya… Yani o filmden sonra çalışma hayatımdan Hava Ast Subaylığından  İzmir Karaburun’dan emekli oldum.

Peki üstat, bu işe Kabak oymacılığına nasıl başladın birde onu dinleyelim senden?

Tabi  anlatayım, zaten benim ruhumda teknik elemanlık var. Ben elektronik teknisyeniyim, branşım radar teknisyenliği ama kabak oymacılığı diye bir şey bilmiyorum. Ben  kesme üzerine çalışıyorum, tablolar yapıyorum, Atatürk portreleri, Ayet el kürsi yazıyorum.  Adı kesme ama asıl teknik adı dEkupaj…  Bir çeşit ahşap oymacılığı, bütün mesele elimize aldığımız o kıl testere ile başladı. Okullarda ilk önce çerçeve yapmayla başladık bu kesme işine..  Ama astsubaylığım süresince yapmadım  ama son zamanlarda nöbetlerde çok canım sıkılıyordu, nöbette cihazda bir sorun yoksa  işler iyi gidiyordu, boş zamanımız oluyordu.. Sigara içmem içki içmem kahve hayatım olmadı.  Zamanında sporla çok uğraştım ama bulunduğum dağlarda, pek spor yapma imkanım olmadı. Başladım maketler yapmaya;  kesme işlerine, tabi çocuklarım da bunları görüyordu. Perşembe’de çalıştığım süre içinde kesme işiyle ilgili küçük bir atölyede kurdum. Hatta lojmanın çocuklarına bir ara kesme işini de öğrettim. Bu iş  çocukların çok hoşuna gitti.. Tayinen Anamur’a gittiğimde bizim bir uzman arkadaşımız vardı, o bu kabak oyma işini meslek olarak yapıyordu. Şu an zaten kendisi emekli olduktan sonra İzmir’de bir Halk Eğitim Merkezinde öğrencileri var. Usta öğretici olarak bu işi öğretiyor, benim de çok hoşuma gitti. Ben küçüklüğümden bu yana el işlerine çok hevesliyim.  Bir nöbetimizde ben ona kesme sanatını öğrettim, o da bana Kabak Oyma sanatı ve inceliklerini öğretti. Benim kabak oyma serüvenim böylece başlamış oldu. Yaptığım kabak oyma işlerinde çoğunluğunda dantel işleme sanatı var, onları internetten indirip kendim çiziyor ve uyguluyorum. Motiflerin çoğunluğunu zevkime göre, ruh halime göre kendim çiziyorum ve su kabaklarına uyguluyorum. Ben tam bir Atatürk aşığıyım. Benim evimde her objede, her köşede mutlaka Atatürk vardır. Çocuklarımı da tam bir Atatürkçü olarak yetiştirdim. Sanatımla ilgili çalışmalarımda ise çoğunlukla Türk Bayrağını kullanırım. Ben bir Cumhuriyet çocuğu olmama rağmen Osmanlı motiflerinden lalelerden  ve hat sanatından çok etkilenirim. Osmanlı Kültürünü de çok severim  ve kabaklarıma işlerim. Aşarı fanatikliğim. Vatan için vardır.  Kafama ve ruhuma hitap eden her türlü sembolü, her türlü objeyi kullanmayı severim. Ben bu Kabak Oyma  işini yedi yıldan bu yana yani Anamur’dan sonra yapmaya başladım…

Peki bu işten para kazandınız mı?

Genellikle hediye olarak yaptım ama bir kez para almışlığım olmuştur, dişe dokunur bir yanı yok. Kendi çevremde bana bunu parayla sat diyenlere vermişimdir ama çoğunu hediye olarak vermişimdir. Çok paracı bir kişiliğim de yok, ürettiklerimi alanlar çok beğenerek alıyorlar ama ben bu iş için halen piyasa oluşturamadım. Halen seri üretime geçemedim, inşallah sizin bu röportajınızdan sonra işlerimin açılacağını umuyorum.  Fotoğraflarda da görüldüğü üzere kabakları genelde gece lambası olarak işliyorum. Kabaklarım ücreti mukabilinde Adana’dan geliyor, şu an genelde Ege ve Akdeniz’den gelen kabaklarla çalışıyorum. Karadeniz’de yetişen kabaklarda herhalde iklimden olsa, bazı problemler yaşıyorum, nedense çok fazla büyümüyorlar. Ordu’da yetişiyor ben tohumlarından bir emekli astsubay arkadaşıma da verdim, onun topraklarına diktik, çok güzel gelişmeler oldu, güzel boyutlara erişti. Hele bir tanesi elli kiloya kadar erişti…

Ustam bu kabakları neye göre işliyorsun belli bir kalıbı şekli var mı?

Çoğunlukla kabağı gördüğümde iyice kurumuş mu işlenebilecek duruma gelmiş mi ona bakarım. Ondan sonra ebadına göre motif ve desenler uyguluyorum .

Nelerle işliyorsunuz bunları, aletiniz edevatınız nelerdir?

Küçük matkap şeklinde el matkapları küçük tornavida gibi elle tutulabilir, kalem gibi tutulabilir aletlerle yapıyorum. 

Çalışma yaparken çok kabak ziyan ettiğiniz oldu mu.?

İlk zamanlar hem de çok çok ziyan ettim. Kabağı elinize aldığınızda kalınlığını hesap etmelisiniz çoğu zaman kestikten sonra görüyorsunuz… Bazen de içi çürümüş oluyor anlayamıyorsunuz. İşlenecek kurumuş kabağın da sağlıklı olması gerekiyor.

Peki ustam, dediniz ya bu kabaklar gece lambası haline geliyor, diğer materyalleri nasıl alıyorsunuz?

Bu işi öğrendiğim arkadaşım Reşit Çakır, bu işi meslek olarak edindiği için aynı zamanda bu malzemelerin ticaretini yapıyor. Benimle de diyaloğu iyi olduğu için aşağı yukarı birbirimizi hep arar sorarız. İhtiyaçlarımızı bildiririz, yani İzmir’den parçalar halinde geliyor, ben burada lambasına göre uyguluyorum.

Ustam ben ürünlerinizi bazı işletmelerde gördüm harikalar. Sanki ürünleriniz sizin zevklerinizi  yansıtıyor gibi ne dersiniz?

Doğru ben aslında renkli bir kişiliğe sahibim, bunu çevrem de bilir. Nedense renkleri, renklerle çalışmayı onlarla oynamayı çok seviyorum, o yüzden bunu ürettiğim işlerde görebilirsiniz.

          (Röportaj anında fotoğraf çekmem gerekiyor ama yalnızız, artık bana bir selfi çubuğu şart oldu, diye düşünürken ve de  birilerini ararken içeri ablam dediği Selçuk beyin dayısının kızı Sevda Hanım  girdi.. Ve onunla birlikte bir öğrenci kardeşim Efe de girdi. İçeride fotoğraf çekmeye birini ararken aklıma onu heveslendirmek adına makinemi ona vermek geldi.  Onun boynuna takıyorum Efe bizim on numara fotoğrafımızı çekiyor röportajda görüldüğü gibi.)

Peki Selçuk bey, bu iş hiç çocuklarınıza sirayet etti mi, yani öğrenmek istediler mi?

Benim çocuklarım buna hiç meraklı değiller, sadece en küçüğüm Yusuf’da bir ışık var, etkileniyor. Zaman zaman malzemelerimi kurcalıyor nasıl çalıştıklarını merak ediyor. Ona bir şeyler öğretmeye başlayabilirim.

Ustam bu iş senin için ne anlama geliyor.?

Bu iş benim şu an hobim, ben bu işi hobi olarak yapıyorum .

Peki senden yani senin yaptığın bu işten bu yörelerde başka yapan var mı?

Bildiğim kadarı ile var. Ordu Üniversitesinde bir hoca bu işi yapıyormuş, ama hiç karşılaşmadım. Karşılaşmak isterim belki birbirimizden öğreneceklerimiz vardır diye düşünüyorum. Herhalde bir tane de  Ünye’de var,  onu da Ordu’da bir organizasyonda, ürünleriyle görme fırsatım olmuştu. O yapıp satıyordu onu biliyorum.. Fakat benim kesme işini yapanlar yok, ondan görmedim. Benim asıl branşım kesme işi, ta çocukluğumdan bu yana yani kırk yıldır halen kesme işine devam ediyorum.. O taaa Ordu Merkez İlkokulunda  iş teknik dersinde öğrettiler bize bunu.. 

(Bu arada içeriye üstadımızın annesi  giriyor, fırsat bu fırsat annesi Saliha Hanıma oğlu Ahmet Selçuk Göztepe’yi soruyorum)

Saliha Hanım, biraz oğlunuzu anlatır mısınız?

Vallahi oğlum küçüklüğünden bu güne kadar hiç yerinde durmayan sürekli soran sorgulayan hep arayış içinde olan hep üretme peşinde koşan bir çocuktu. Bunlar iki erkek kardeş, öteki oğlum öyle değil.. Bunu ben hocalarına sordum, oğlum böyle böyle dedim, hocaları hiç dokunma o öyle bir çocuk olacak ki, sen bile inanamayacaksın dedi ve aynen öyle oldu. Yedisinde neyse yetmişinde öyle bir çocuk oldu. Eli her işe yakışır, sanatçı ruhlu biridir benim oğlum.. Çocukluğunu çok güzel yaşadı, akranları gibi değildi, hep araştıran bir çocuktu. Allah razı olsun ondan, biz ailecek ondan çok memnunuz dedi.

 (İşte anneler hep böyledir çocuklar onların gözünde hiç büyümezler .)

Peki Selçuk Bey, biz bu söyleşiyi yayınladıktan sonra seni merak eden arayan soran çok olacak, ne diyelim senin için.

Valla benim bulunduğum yer atölyem artık burası. Bozukkale mevki denizin ve kavşağın üst tarafı. Yeter ki arasınlar, arayan beni bulur, en azından siz varsınız daha ne olsun.

Şu an elinizde bir kabak görüyorum ona bu üzerindeki motifleri mi işleyeceksiniz?

Evet bunu size seçtim, şu an size göstermek için numune, sizin gözünüzün önünde biraz çalışacağım.

             (Kabağı gözümün önünde dibinden deldi ve içinden bir miktar tohum çıktı. O tohumu bana verdi,  yengem bahçeye eksin su kabağı yetiştir, daha sonra kurutur bana getirisin, ben de işlerim dedi.  Kısa günün kabak çekirdeklerini aldım cebime koydum)

Sevgili üstadım beni bu mütevazı ortamda ailecek ağırladığın için şahsım ve gazetem adına size çok teşekkür ediyorum. Benim gözümde muhteşem bir sanatkârsınız, eserleriniz bir harika, inşallah eserleriniz layık olduğu değeri görür.  Bu konuda gazetem ve ben, size bir nebze yardımcı olabildiyseksek ne mutlu bize. Yolun bahtın açık olsun, çok teşekkürler.

Asıl ilginize ben çok teşekkür ederim,  zahmet edip buralar geldiniz. Çok güzel bir sohbetti, gazeteniz ve siz sanatın ve sanatçının yanında olduğunuz için tekrar teşekkürler, inşallah yine görüşürüz.

ARİF KALAFAT-ÖZEL HABER



HABERE AİT RESİMLER

Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?