evden eve nakliyat eşya depolama Nakliyat nakliye uluslararası evden eve nakliyat gebze nakliyat
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

KONTROLSÜZ BALIK AVI KARADENİZ'İ BİTİRECEK!

KONTROLSÜZ BALIK AVI KARADENİZ'İ BİTİRECEK!

Ordu Üniversitesi Fatsa Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Aydın, Gürcistan ve Abhazya’da çok küçük boyutlu hamsi avı ile Samsun’un batı tarafından yapılan kontrolsüz çaça avının Karadeniz’deki balıklarının azalmasına neden olduğunu söyledi.

AVRUPALI UCUZ BALIK YESİN DİYE KARADENİZ’İ ÖLDÜRÜYORUZ

Ordu Üniversitesi Fatsa Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Aydın, geçen yıl Akdeniz balıklarının Karadeniz’e geldiğini açıklayarak dikkatleri üzerine çekmişti. Türkiye günlerce onun açıklamalarını konuşmuştu. Biz de Doç. Dr. Aydın ile bir söyleşi yaptık. Tabir yerinde ise Karadeniz’in röntgenini çektik, z raporunu aldık.  Doç. Dr. Aydın’dan yine çok çarpıcı tespitler işittik. Öyle sanıyoruz ki yine Türkiye bu tespitleri konuşacak, tartışacak. Daha da önemlisi bu tespitlere kulak vermezse bir kaç yıl sonra çok daha acı reçeteleri uygulamak zorunda kalacak. İşte Doç. Dr. Aydın ile yaptığımız o röportaj:               

 

Soru- Karadeniz’e ne oldu diye sorarak başlamak istiyoruz? Karadeniz’de neden palamut yok? Hamsi neden zamanından önce çıktı?

- Bizim hamsiden kaynaklı büyük bir sıkıntımız var. Bizim ana biokütlemizi oluşturan tür hamsidir. Avcılığımızın büyük bir kısmını da hamsi karşılamaktadır. Ana sıkıntı hamsiden kaynaklanıyor. Bu konuya öncelikli olarak hamsiden girmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü diğer türlerin varlığı yokluğu da hamsiden kaynaklıdır.

Neticede hamsi bu sene değil son 4- 5 yıldır azalma eğilimi içerisinde olan bir türümüzdür. Niye bundan evvel böyle bir şey yoktu da hamsimiz son yıllarda azalmaya başladı? Biz 1- 2 TL’ye hamsi yerken niye şu anda hamsi fiyatı 20- 30 TL arasında değişiyor? Hatta fiyatı 40 liraları görüyor?

Uzun zamandır yaklaşık 2000 yılından beri bizim bazı teknelerimiz yurt dışına gidip avcılık yapıyorlar. Özellikle Abhazya ve Gürcistan tarafında avcılık yapılıyor. Ve ben ana sıkıntının bundan kaynaklandığını düşünüyorum. Bizim teknelerimizin o tarafa gitmesi de son zamanlarda artış gösterdi. Geçen yıl örneğin 150 bin ton hamsi avlamışlar. 20 tane teknemiz Gürcistan’a ve Abhazya’ya gitmiş, o bölgede 150 bin ton civarında hamsi avlamış.

Soru- Orada avlanan bu 150 bin ton hamsi ne anlama geliyor?

- Bunlar çok küçük hamsiler yani ancak kibrit çöpü büyüklüğünde hamsiler. Kuyruğundan tutup baktığınızda arkası gözükecek şekilde. Daha bir doldurmamış yavru hamsiler. İşin gerçeği o hamsiler yakalanmasa bu yıl Türkiye’ye gelecek ve ‘çok güzel hamsi, ‘çok büyük hamsi’ diye ifade edeceğimiz türden avcılığını yapacağımız hamsiler.

Biz orada 150 bin ton hamsiyi avlamasak o hamsi 10- 12 kat büyüyecek ve bize gelecek. Hamsinin 12 kat büyümesi ne demek? Diyelim ki 10 kat büyüsün. O zaman 150 bin ton hamsi 1,5 milyon ton hamsi yapar. Biz zaten Türkiye’de en çok yakaladığımız zaman hamsiyi 500 bin ton civarında yakalamışızdır. Geçen yıl ortalama avcılığımız da 200- 250 bin ton civarında olmuştur. O ‘çok bol oldu’ dediğimiz zaman 500- 600 bin ton civarı hamsi yakalanmıştır.

Söylemek istediğim şey şudur; geçen yıl 150 bin ton hamsi yakalayarak bu seneki hamsiyi geçen yılda öldürdük, bitirdik, katlettik. Zaten orada niye avlanılıyor? Orada 5 tane fabrikamız var. Bizim Abhazya ve Gürcistan tarafında 5 tane fabrikamız var. Hamsiler de orada balık unu ve balık yağı yapmak için avlanıyor. Fabrikalar da bizim fabrikalarımız. Tekneler de bizim teknelerimiz. Yani Türk tekneleri, Türk iş adamlarına ait balık unu ve balık yağı fabrikaları. Hamsi de Karadeniz’in hamsisi. Orada avcılık yaparak biz hamsiyi katlediyoruz açıkçası.

Soru- Peki yem yapıyoruz da ne oluyor? Bu yemin nasıl bir katma değeri var?

- Biz orada tutuğumuz 5 kilo hamsiden 1 kilo yem yapmaya çalışıyoruz. Yani kabaca ifade ediyorum bunu. 5 kilo hamsiden 1 kilo yem yapmaya çalışıyoruz. O 1 kilo yemden de 1 kilo çupra ya da levrek üretmeye çalışıyoruz. O ürettiğimiz levrek ya da çuprayı da Avrupa’ya uygun fiyata satmaya çalışıyoruz, devlet desteği ile.

Bana kalırsa bu 5 kilo hamsiyi bizim halkımızın tüketmesi lazım. Bu hamsiyi kesinlikle ve kesinlikle bizim, hamsi olarak yememiz lazım. 5 kilo hamsi olarak yememiz lazım. 1 kilo yeme bunun çevrilmemesi lazım. Şimdi hal böyle olunca Karadeniz’de gittiğimiz yerde hamsiyi katlettiğimizden dolayı biz burada hamsi bulamıyoruz.

Hamsi kimdir? Hamsi Karadeniz’in lokomotifidir. Hamsiyi Karadeniz’den çektiğinizde başka hiçbir balığı avlayamazsınız. Ne palamudu avlarsınız ne istavriti avlarsınız ne lüferi avlarsınız ne kalkanı avlarsınız ne mezgidi avlarsınız. Yani hamsi diğer türlerin hepsinin yemidir.

Hamsi ile çaça başka bir türdür. Çaçada da büyük bir sıkıntımız var. Çaçayı da yine balık unu balık yağı için avlıyoruz. Çaçanın ekonomik değeri yoktur biz onu besin olarak tüketmiyoruz. Balık unu balık yağı yapmak için Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Orta ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Terme-Samsun civarından sonra yoğun olarak avlıyoruz. Bu türü eko sistemden çekiyoruz.

Karadeniz’deki balıkların tamamının yemi nerdeyse yüzde 70- 80 oranında çaça ve hamsidir. Çaça ve hamsiyi çekerseniz biraz evvel ifade ettiğim gibi ne palamut kalır ne istavrit kalır ne de lüfer kalır. Bunların tamamı hamsi de istavrit de lüfer de palamut da besin göçü yaparlar. Karadeniz’e gelmelerin nedeni beslenmedir. Balık buraya beslenmek için geliyor. Yem olmazsa balıklar niye gelsin buraya?

Soru- Karadeniz’in sistemiyle oynuyoruz galiba?

- Bundan sonra sadece bu balığın bitmesi değil Karadeniz’de farklı olaylarda olabilir. Çünkü siz sistemden hamsiyi ve çaçayı çekerseniz, bu türlerin beslenmiş olduğu planktonlar, zooplanktonlar ve farklı organizmalar var. Yani bunların ne olacağı, nasıl bir tepki göstereceği belli olmaz. Karadeniz ekosistem bu farklı duruma nasıl bir tepki gösterir bilemezsiniz. Yani sistem nasıl etkilenir, kimse bilemez.

Fırsattan yararlanıp hangi türler ortaya çıkıp yeni bir sistem oluşturacak bunu da bilmiyoruz. İşin gerçeği bunu da zaman gösterecek. Ama biz Karadeniz’de balık yemek istiyorsak Abhazya’da, Gürcistan’da avcılığı kontrol altına alacağız.

Kaldı ki burada öyle devletler arasında yapılmış bir anlaşma falan yok. Kâğıt üzerinde bir anlaşma falan da gerçekleşmedi. Biz zaten Abhazya’yı tanımıyoruz Gürcistan’la gayrı resmi bir anlaşmamız var. Bizim teknelerimiz oraya gidiyor. Oraya gitmelerinin nedeni de oradaki hamsiyi Sarp Sınır Kapısı’ndan yani Hopa’dan bize getirme şartı ile gidiyorlar. Orada avlanan hamsinin de bize gelmesi lazım normal şartlarda. Bir kısmı da geliyor Sarp Kapısı’ndan. Ama ne kadar geliyor ne kadar avlanıyor yani bunlar kayıt dışı olan şeyler. Tam olarak bilinmiyor.

Soru- Bugünkü durumun nedeni Gürcistan ve Abhazya açıklarındaki hamsi avı mıdır?

- Ben öyle görüyorum. Hamsiyi, Gürcistan ve Abhazya açıklarında çok küçükken avladığımız için bugün bu durumdayız. Aynı zamanda çaçayı da Samsun- Terme ötelerinde avladığımız için de Karadeniz’de de yem kalmıyor. Yem kalmayınca da palamut gelmiyor. Yem olmayınca lüfer gelmiyor.

Aynı zamanda çok küçük olan ve kıraça dediğimiz istavritleri de aynı şekilde katlediyoruz. Bizim bu balıkları besin olarak tüketmemiz lazım. Biz ortalama 5 kilo 6 kilo balık tüketen bir milletiz. Bizim 20 kiloları, 25 kiloları, 30 kiloları görmemiz lazım. Bu şartlarda daha ucuz, daha sağlıklı besin tüketmemiz lazım. Şu an dünyada en sağlıklı gıda balıktır. Balığın haricinde bütün gıdalarda sıkıntı vardır. Ancak en sağlıklısı net bir şekilde söylüyorum balıktır. Bizim çok balık yememiz lazım. Ve balığımız da normal yönetilebilirse, stoklarımız sürdürülebilir şekilde yönetilirse bizim balık yeme oranımızın Avrupa’nın da üzerine çıkma ihtimali vardır. Ancak sürücün düzgün yönetilmesi gerekmektedir.

Soru- Bu sene tezgahlarda palamudun olmamasının bir sebebi bu hamsi ile çaçadaki avlanma sorunu yani?

- Doğrudur hamsi yoksa çaça yoksa palamut ne yiyecek? Niye gelsin buraya? Yiyecek bir şey bulamıyor ki. İşte görüyorsunuz, kilosunu değil tanesini 50- 60 liradan açtılar bu yıl. Küçük küçük palamutlar şu anda bu fiyatta. Ben 30 günün 25 günü balık yiyen bir insanım. Evime ayda 25 gün balık girer. Bu sene palamut yiyemedim henüz. Palamudun Bismillahı yok. Lüferi yiyemedik henüz. Dolayısıyla şu anda çok az miktarda yani balıkçı tezgahında işte 3 tane 5 tane palamut olabiliyor. Hamsi ve çaça olamadığı müddetçe palamut olmayacak. Ve bundan sonra diğer türlerde de büyük sıkıntılar yaşayacağız.

Soru- Sorunu anladık peki çözüm nedir?

- Karadeniz’de balık her geçen sene daha da azalacak. Durumu tam ortaya koyalım. Biz burada çaçayı ya da hamsiyi niye sistemden balık unu ya da balık yağına çekiyoruz. Biz Avrupa’nın en büyük kültür balıkçılığı çupra ve levrek üretimi yapan ülkeyiz. Avrupa’da yenen balığın yüzde 25’i bizim balık. Yani 4 balıktan biri bizim balık. Avrupa’da tüketen insanlar sağlıklı balık yeme kapsamında bizim sağlıklı yiyeceğimiz balığı Avrupa çok daha ucuz şekilde yiyor. Biz de o Avrupa sağlıklı balık yesin diye burada çaçayı ve hamsiyi yem olarak kullanma eğiliminde oluyoruz.

Soru- Peki kötü bir şey mi balık üretmek?

- Kötü bir şey değil üretimin de olması lazım ama bunu hamsiyi çekerek çaçayı çekerek olmaması lazım. Yani balık beslemek için balık yeminde belli miktarda protein olması lazım ki yüzde 20 civarlarında bir balık yemi, yağından faydalanılıyorlar bildiğim kadarıyla. Bu proteinin farklı alanlardan farklı yerlerden karşılanması lazım. Balık yine üretilsin ama dediğim gibi bizim hamsi bizim çaçadan değil. Yurt dışından satın alınsın balık unu balık yağı. Farklı protein kaynaklarından un ve yağ yapılsın. Farklı protein kaynakları bulunsun. Bizim hamsiyi hamsi olarak tüketmemiz lazım. Balık unu ve balık yağın yapmamamız lazım. Daha uzun sürede avlanmamız lazım.

Soru- Gürcistan’da Abhazya’da olan bu avcılığın önüne geçebilir miyiz?

- İki ülke arasında yapılması gereken şeyler bunlar. Yani bu bizim yapacağımız işler değil devlet olarak bu işlerin peşine düşülmesi lazım. Görüyoruz işte git gide stoklarımız çöküyor. Ya da balıkçımız artık diyecek ki ‘Yeter artık biz yanlış yapıyoruz bu işi artık gidip orada avlamayalım’ diyecek. Ama şu an vahşi kapitalist sistemin bunun önüne geçemiyoruz. Yani ancak dibi bulacak işte bu büyük balıkçı tekneleri iflas etmeye başlayacak, satmaya başlayacaklar 10 milyonluk, 20 milyonluk teknelerini işte 3 milyona, 5 milyona satmaya başlayacaklar. İşte bundan sonra diyecekler ki ‘Tamam biz bu işi yanlış yapıyormuşuz.’ Bu zamanlara gelmeden bizim bu işlere bir dur dememiz lazım.

Dur diyecek olanlar bilim insanları değil. Bunu devletin yapması lazım. Karadeniz çanağı ortak yönetilen bir çanaktır. Sadece biz değil burada 6 tane ülke vardır. Bu 6 ülke aralarında bir araya gelecekler kararlarını verecekler ve bir çözüm üretecekler. Ya da balık unu, balık yağı fabrikaları artık yurt dışından bu ihtiyaçlarını temin edecek ya da alternatif kaynakları tespit edecekler. Onları kullanacaklar.

Soru- Anladığımız kadarıyla Tarım ve Orman Bakanı başta olmak üzere Türkiye devlet olarak harekete geçmezse sonraki yıllarda daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağız.

- Kesinlikle devlet harekete geçmeli. Bakanlıklar düzeltebilir mi onu bilemiyorum. Bu büyük bir sorun. Ülkesel çapta bir sorun. Bu Karadeniz’i ya da Ordu’yu, Fatsa’yı ilgilendiren bir sorun değil. Bu tüm ülkeyi ilgilendiren bir sorun. Çünkü yapılan çalışmaların tamamında hamsi Türkiye’de en sevilen ve en çok tüketilen bir balık.

Soru- Burada bir psikoloji sorusu sormak istiyorum. Biz sizinle Karadeniz’in durumunu konuşuyoruz. Bu konuyu konuşurken endişeli misiniz?

- Şu anki duruma bakarak iyimser bir şey söylemek mümkün değil. Şu anda çöküş eğilimindeyiz. Her geçen gün daha da kötüye gideceğiz. Daha az balık yiyeceğiz daha pahalı balık yiyeceğiz. Sistemimiz zarar görecek, insanların alım güçleri azalacak. Bu durum insanları daha az balık almaya itecek. Çünkü gittikçe pahalanacak balıklar. Belki diğer türlere yükleneceğiz.

Mesela mezgit her geçen gün azalıyor! Mezgitte de büyük sıkıntımız var. Bu konuda da bir şeyler söylemek isterim ama şimdi sorunuza tam bir cevap vereyim sonra mezgide geçmek istiyorum. Karadeniz’de aslında biz şanslı bir bölgede bulunuyoruz. Karadeniz’de biz diğer ülkelere nazaran tür bazında çok genç bireyleri yiyoruz. Yediğimiz hamsi, istavrit, palamut, lüferin hepsi 1 yaşında veya 2 yaşında balıklar. Balıkları biraz rahat bıraksak 2 sene gibi bir zamanda balıklar yeniden tüketilebilecek, aynı zenginliğe kavuşabilecek türler.

Biz işin gerçeği çok vahşice avlıyoruz. Vahşice bir baskı uyguluyoruz stokların üzerine. Ancak çok genç bireyleri yediğimizden dolayı çok hızlı toparlanabiliyor bu stoklar. Çok hızlı toparlandığından da uzun yıllardır biz balık yemeye, ucuz balık yemeye ve sisteme çok zarar vermemize rağmen sistem kendini yenileme özelliği çok yüksek olmasından dolayı toparlanabiliyor. Bu açıdan umut verici bir durum var. Birazcık rahat bıraksak bu sorunların çözüleceğini düşünüyorum.

Soru- Nasıl?

Nasıl yöntemler uygulanacak av yasağı mı getirilir tamamen mi yasaklanabilir, işte belli kotalarla mı uygulanabilir bir sürü bilimsel çözüm yolları var bu işler için. Av gücü azaltılabilir ama bir şekilde bunun yapıldığı takdirde sistem tekrardan çok hızlı bir şekilde, 3 yıl içerisinde kendini yenileyip tekrardan bol verimli bir deniz haline gelebilir. 10 yaşında, 12 yaşında yediğimiz balıklar olsaydı mesela öyle bir sistem olsaydı bu sistemin yenilenebilmesi için kendini iyileştirebilmesi için 10 yıl beklememiz lazımdı. Ancak dediğim gibi biz genç bireyleri yediğimizden dolayı 1- 2 yıl rahat bıraksak balıkları sorun çözülecek.

Soru- Şimdi olmaz ise olmazlarımızdan mezgide gelelim istersiniz?

- Ben gençlik yılarımda 1 kiloluk mezgitler yiyordum. Her biri 1 kilo gelen mezgitleri ben yakalıyordum. Şimdi ise ortalama yasal boy 13 santim civarında. 13 santimin de geldiği ağırlık ortalama 15- 20 gram civarında oluyor. Bundan bir kaç gün evvel yine yarım kiloluk mezgitleri yeme şansına sahip oldum. Burada Fatsa’da bir olta balıkçımızın yakalamış oldukları mezgitlerdi bunlar.

Söylemek istediğim şey bu balık büyüyor. Yani bu balığı rahat bıraksak her biri 1 kilo büyüklüğüne gelecek. Ama şimdi parmak büyüklüğünde mezgitleri yiyoruz. Mezgit için kesinlikle ve kesinlikle acilen bir acil plan durumu yapmamız gerekiyor ve gerekirse tüm av araçlarıyla yasaklanması lazım. Avlanması, toplanması, satılmasının yasaklanması lazım. En az 2 yıl boyunca tamamen yasaklanması gerektiğini düşünüyorum. İki yıl yasaklandığı takdirde mezgit kendine gelecektir.

Çünkü artık 14 milimetre ağ göz açıklığındaki ağlar kullanılmaya başlandı. Ben yüksek lisansımı yaparken 28-30- 38 milimetre ağ göz açıklığı kullanıyordum. Şu anda balıkçılar ağ göz açıklıklarını küçülte küçülte 14 milimetreye kadar düşürdüler. Mezgit yakalamak için 14 milimetre ağ göz açıklığı kullanılıyor. Bu ne demek? Parmak büyüklüğünde, 8- 10 gram ya da 12- 15 gram bilemedin 20 gram mezgitlerin yakalanması demek. Bizim bundan kesinlikle ve kesinlikle vazgeçmemiz gerekiyor.

Mezgit ifade ettiğim gibi 2 yıl içerisinde toparlanabilir. Mezgitteki avantajımız da şudur. Diğer bir çok balık yılda bir kez döl vermesine rağmen mezgit iki üç kez üreyebiliyor. Dolayısıyla yine mezgide de vahşice avlanmamıza rağmen bu zamana kadar hala mezgit yememizin sebebi budur.

Soru- Bir gelişme daha oldu avlanma yasağı 24 metreden 18 metreye çekildi…

- Gırgır teknelerinde böyle bir düzenleme oldu. Yanlış bir düzenleme. Önceden 24 metreden daha sığ sulara gırgır tekneleri giremiyorlardı. Şimdi Tarım ve Orman Bakanlığını çıkarmış olduğu bir ara tebliğ ile yasak sınırı 18 metreye düştü. 18 metreye kadar sığ sulara gırgır tekneleri girebiliyor.

Ben şimdi size soruyorum 18 metrenin amacı ben daha çok balık tutmak istiyorum demektir değil mi? Bunun tek amacı var; o da ben daha çok balık tutmak istiyorum. Şu an denizde çok balık var mı? Yok. Niye yok? Biraz önce saymış olduğumuz nedenlerle. 18 metreye geleceğim daha sığ suya geleceğim daha çok balık tutacağım diyorsun. Bu, sisteme daha çok zarar vereceğim demektir.

Çok net söylüyorum Türkiye’de 24 tane Su Ürünleri Fakültesi var. Hiçbir Su Ürünleri Fakültesi’nin Dekanlığı, hiç bir Su Ürünleri Fakültesi’nin hocaları 18 metre kararını onaylamamaktadır. Ama bir şekilde, ki bakanlık kaynaklı olduğunu düşünmüyorum, siyasi baskılardan olduğunu düşünüyorum bu yasak geldi.

Çünkü balıkçılarımız çok güçlüler. Çok siyası güçleri var. Onlardan kaynaklı bu 18 metreye çekildiğini düşünüyorum. Yanlış yapılmıştır. İlerleyen zamanlarda bu karar daha çok olumsuz yönde bize geri dönüş yapacaktır.

Soru- Tezgahlarda yasalara aykırı bir şekilde çok küçük balıklar var. Bu balıklar tezgaha nasıl geliyor? Balıkçılarımız mı vicdansız denetimler mi yetersiz? Yoksa ikisi bir arada ve artı başka maddeler mi var?

- Hepsi, hepsi doğru. Balıkçı küçük balık yakalıyor. Çünkü bunu satabiliyor. Satabiliyor. Satabildiği müddetçe balıkçı küçük balık yakamamaya devam edecek. Yani bunun tezgaha gelmemesi lazım. Yasal düzenleme var. Kanuni olarak zaten kağıt üzerinde çok iyiyiz. Türkiye olarak mevzuatımız falan on numaradır. Ancak uygulamamız yoktur. Denetleme kontrol mekanizmamız bir şekilde iyi çalışmıyor.

Nedenlerini de biliyorum şu anda burada konuşmak istemiyorum, ama çalışmıyor. Zaten Tarım ve Orman İl Müdürlüklerinde, İlçe Müdürlüklerinde bu işleri denetleyecek personel sayımız da azdır. Denetlemeyi veterinerler yapıyor. Balıkçılık Teknolojisi Mühendisleri ya da Su Ürünleri Mühendislerinin neredeyse denetleme yetkisi de yok.

Yani sistemde çok büyük bir hata var. Öncelikli olarak bu işlerin düzeltilmesi gerekiyor. Bizim mezunlarımızı devletin daha çok istihdam etmesi gerekiyor. Daha çok Balıkçılık Teknoloji Mühendisliği mezunlarının sistemin içerisinde bakanlıkta çalışması gerekiyor. Kaliteli mezun öğrencilerimizin daha çok bu işlerin üzerinde durması gerekiyor. Bakanlığın bu konuda dik durması gerekiyor.

Ancak bu işler hep siyasi işler. Mühendis Kontrol Personeli gidiyor denetliyor ceza yazacak Müdür diyor ki ‘Yazma.’ Personel tekneyi bağlayacak balıkçı, bir milletvekili ulaşıyor bağlayamıyor. Hemen tekne sahibi milletvekilini arıyor ya da Bakanı arıyor o müdüre baskı yapıyor. Müdür de elemanına, mühendisine diyor ki ‘Beni uğraştırma, koltuğumdan etme! Biraz görme bu işleri az denetle’ diyor.

Denetlerken ‘Bir gözünü kapat’ hatta ‘Diğer gözünü de yarım aç’ diyor. Bunların hepsi olan olaylar. Sistemin düzelmesi lazım. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

Soru- Yani sadece denizde değil karada da sorunlarımız var…

- Evet karada da sorunlarımız var. Çok küçük balıklar tezgahta satılıyor. Satmamamız lazım. Yasal boyun altında olan balığın satılmaması lazım. Denetleyici kurumlar var. Bunu Jandarma denetler, Polis denetler, Belediyle zabıtası denetler, İlçe Tarım denetler, Sahil Güvenlik denetler. Yetki de bunların hepsinde var, kimseyi de suçlamak istemem fakat, kimse işini yapmıyor.

Soru- Çok teşekkür ederiz, son olarak neler söylemek istersiniz?

- Bu fırsatı bana verdiğiniz için ben teşekkür ediyorum. Halkımızı bilinçlendirmek lazım. Bu konuda elimizden gelen katkıyı yapmaya her zaman hazırız. İnsanımız balık yesin, balık yemek için elinden geleni yapsın. Devletimiz de buna imkan sağlasın. Balıkçılığımızı ve denizlerimizi düzgün yönetelim. Denizi bitmez, tükenmez, kirlenmez olarak görmeyelim. Denizlerimizi çöplük veya çöp boşaltma alanları olarak görmeyelim. Balıkçımız da stokları katletmesin, yarınları da düşünerek avlansın. YASİN ÇANAKÇI



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?