evden eve nakliyat eşya depolama Nakliyat nakliye uluslararası evden eve nakliyat gebze nakliyat
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

ÖMRÜNÜ SANATA ADADI

ÖMRÜNÜ SANATA ADADI

ODÜ Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Dekanı Prof. Sabri Yener, “Çocukken türkü söyleyerek hayvanlarımızı otlatırdım. Daha sonra kendim ağaçlardan oyuncak bağlama yaptım. Hatta onu yaparken de elimi kestim. Hala yarası duruyor ama onun sayesinde ekmek yiyorum” dedi.

Röportaj: MUSTAFA KIRLAK

Oyuncak saz yaparken yaraladığı parmağı hayatını değiştirdi
 

Ordu Üniversitesi (ODÜ) Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Dekanı Prof. Sabri Yener’in çocukken ağaçtan yaptığı, yaparken yaralandığı oyuncak saz hayatını değiştirdi. Kendi başına oyuncak sazla türkü söylemeye çalışan Yener, bu yıl 3’üncüsü gerçekleştirilen Neşet Ertaş’ı Anma ve Kültür Sanat Programı kapsamında ‘Kültür ve Sanat Çalışmaları’ ödülüne layık görüldü. Sanata nasıl başladığını, Orduluların sanata bakışını, Karadeniz müziğinin günümüzdeki yerini ve ödüle giden yolculuğunu Yener, Ordu Olay Gazetesi’ne anlattı.

HAYVANLARI OTLATIRKEN TÜRKÜ SÖYLEDİM

Müziğe nasıl başladığınız?

Çocukken türkü söyleyerek hayvanlarımızı otlatırdım. Hayvanlarımızı otlatırken yanımda arkadaşım olmazdı. Dağların, taşların yankı yapmasıyla canım sıkıldıkça türkü söylerdim. Bu şekilde müziğe başladım. Daha sonra kendim ağaçlardan oyuncak bağlama yaptım. Hatta onu yaparken de elimi kestim. Hala yarası duruyor ama onun sayesinde ekmek yiyorum. Kendi yaptığım oyuncak bağlamayı yaparak sanat hayatıma bu şekilde başladım. Ardından müzik eğitimlerimi aldım ve profesyonelliğe adım attık. Biz başlangıçta kendi çabamızla otantik yetiştik.

ORDU’NUN SANATTA ÇOK İYİ BİR POTANSİYELİ VAR

Orduluların sanata bakışı nasıl?

Ordu özellikle müzik, tiyatro ve halk oyunları gibi sanat dallarında çok ama çok önemli bir şehir. Çok iyi bir potansiyeli var. Fakat şunu da kabul etmek lazım; biz Ordulu olduğumuz için, böyle olmasını arzu ettiğimiz için biraz da bu şekilde görüyoruz. Bu doğrudur ama gerçekte de böyledir. Yani ikisi bir birini tamamlıyor. Başka illerde örnek Trabzon’da, Erciyes’te, Samsun’da çalıştım, Türkiye’nin diğer illerini bilirim. Değişik illere bazen göreve gideriz oralarda görüyorum ki; ülke sanat alanında son yıllarda epey bir gelişme kaydetmiş durumdadır. Fakat Ordu hatırı sayılır bir yerdedir. Ordu’dan daha önce okullaşma dönemi yokken, bu kentten çok sanatçı çıkmıştır.

MAHALLİ RENKLERİMİZİ EVRENSELLEŞTİRMELİYİZ

Mahalli sanatçıların önemi nedir?

Mahalli (yerel) sanatçılarımız var. Bunların yöreye çok büyük katkı sağlıyorlar. Bu tür çalışan insanlar toplumun dinamikleridir. Bunları teşvik etmek zorundayız. Tabi beraberinde de dünyaya ayak uydurmak için artık sadece mahalli renklerle kalmak çok doğru değil. Mahalli renkleri ulusal renkler haline dönüştürmemiz lazım. Ulusal renkleri evrensel renkler içerisine yerleştirip, kendi renklerimizle uluslararası arenada yerimizi almamız gerekiyor. Buna biz sanatçı kesiminde; Türk kalarak evrenselleşme deriz.

YEREL MÜZİKLERİ DE YAKAMIZI İLİKLEYEREK DİNLEMELİYİZ

Günümüzde Karadeniz müziğinin değerini yitirdiği, pop müziklerin artık bölgede de çok dinlendiği ileri sürülüyor. Siz bu konuda bir akademisyen olarak neler söylemek istersiniz?

Karadeniz müziği, Türkiye’nin bir parçasıdır. Ulusal bütünlük içerisinde yöre yöre ayrı renklerimiz vardır ama bütün hepsinin ortak bir değer etrafında toplandığını makam, usul ve bunun gibi her türlü teknik unsurlarla ortaklık kurduğunu biliyoruz. Sadece Karadeniz’de değil, bütün yörelerde popüler müziğin biraz daha fazla ön plana çıktığı dikkat çekiyor. Neden? Popüler müzik sanatçılarını öne çıkaran bizleriz. Yani bu toplumun söz sahibi, para sahibi, nüfus sahibi olan insanlarıdır. Aslında hem folkorik müzikler, hem klasik Türk müziği her zaman halkın elinde gelişmiştir, her zaman dinleyici ve taraftar bulmuştur. Eskiden okullarda yer almazdı, bizim kuşakla beraber artık okullarda, akademik okullarda yer alıyor. Bu konuda sanatçı yetiştiren bizim üniversitemizde olduğu gibi birçok üniversitede konservatuarlar var. Biz Neşet Ertaş’ı anarken bile birçok pop sanatçısının orada sahne almasını sağlıyoruz. Bunun getirileri de var ama eğer otantik müzik yapan sanatçılarımız bir tarafta üstü tozlu, paslı olarak bırakılırsa kendi yerel müziklerimiz, ulusal müziklerimiz dinleyiciye ulaştırılmazsa ya da onların yozlaştırılması noktasında biz destekçi olursak, göz yumarsak yanlış gelişmelerin yaşanmasına sebep oluruz. Yani yerel değerlerimizi, yerel müziğimizi, ulusal müziğimizi saygın yerlerine koymak ve onları icra ederken, onları dinlerken onun saygınlığını bilerek, deyim yerindeyse yakamızı ilikleyerek dinlemeyi bilmemiz lazım. Bu geleneği oluşturmamız lazım. Sadece Mozart’ın, Handel’in müzikleri dinlenirken güzel giyinip, sessiz durulmaz bir salonda. Dede Efendi, Itri, Abdülkadir-i Meragi,  Aşık Daimi, Aşık Sümmani dinlenirken de aynı saygın dinleyici ve aynı saygın seslendirici konumunda olmalıyız.

KENDİ KÜLTÜRÜMÜZÜ SESLENDİRMEDE VE DİNLEMEDE DİKKATSİZLİK YAPIYORUZ

Bazı konserlerde görüyoruz ki, hüzünlü bir şarkı da bile tempo tutuluyor. Sanatçılar da buna mahal veriyor. Bu aslında bir sorun. Bu sorunun nedeni nedir?

Türküde bir taraftan diyoruz ki; ‘ölem ben ölem ben’ ama affedersiniz göbek atarcasına ‘ölem ben ölem ben’ diyoruz. ‘Kırmızı gülün alı var, her gün ağlasam yeri var’ diyoruz şarkıda ama hep beraber tempo tutalım diyor sanatçı ve herkes alkış tutuyor. ‘Her gün ağlasam yeri var’ diye eğlenilmez. Eğlence yerinde eğlence müziği yapmamız lazım. Eğlence müziği yapmayacağız diye bir şey yok.  Ağıtlar, hüzünlü türküler, hüzünlü şarkılar kendi felsefesine uygun şekilde seslendirilir ve öyle dinlenir. Bizim en büyük eksikliğimiz kendi kültürümüzü gerek seslendirmede, gerek dinlemede biraz dikkatsizlik yapıyoruz diye söylüyorum. Bunu hem sahneden söylüyorum, hem de sahneye bakarak söylüyorum.

BU ÖDÜLDE HERKESLE EŞİT BİR PAYIM VAR

Hocam son olarak Cumhurbaşkanlığı'nın himayelerinde 3'üncü Neşet Ertaş’ı Anma ve Kültür Sanat Etkinliği’nde ödüle layık görüldünüz. Bu ödülle ilgili söylemek istedikleriniz var mıdır?

Cumhurbaşkanlığı'nın himayelerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesinin katkıları ile 3'üncü Neşet Ertaş'ı Anma ve Kültür Sanat Etkinliği Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlendi. Ben de burada Ordulu bir sanatçı olarak Kültür ve Sanat Çalışmaları ödülü aldım. Akademisyenim ama sanatçı kimliğimle bu ödülü aldım. Ödüllerden birinin tarafıma verilmiş olması ve orada kurulan bir jüri tarafından verilmesi beni elbette ki onurlandırdı. Ben bu onuru tüm Ordulular ve üniversitem adına duyuyorum ve bütün hemşerimle bu onuru paylaşıyorum. Çünkü onlarla birlikte bu ödülü aldığımı düşünüyorum. Ödül bence Ordu’ya verilmiştir. Bu ödülde herkesle eşit bir payım var.  Ayrıca aynı gecede yine bir Ordulu değerimiz olan Ümit Tokcan da Yorumculuk ödülüne layık görüldü. Beş ödülden ikisinin Ordulu sanatçıların alması, Ordu’nun sanatta ne kadar önemli bir konumda olduğunu da gözler önüne sermeye yetiyor diye düşünüyorum.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?