Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
  • HABERLER
  • SAĞLIK
  • Sayıları az olan hekimlerden biri: Operatör Doktor Aybegüm Kalyoncu Ayçenk 

Sayıları az olan hekimlerden biri: Operatör Doktor Aybegüm Kalyoncu Ayçenk 

Sayıları az olan hekimlerden biri: Operatör Doktor Aybegüm Kalyoncu Ayçenk 

Operatör Doktor Aybegüm Kalyoncu Ayçenk, Türkiye’nin değişik yerlerinde edindiği birikimi Ordu’ya getirdi. Biz de  sayıları sadece Türkiye’de değil Ordu’da da az olan çocuk cerrahisinin bilinmeyenlerini ya da az bilinenleri kendisiyle konuştuk. Ortaya bu röportaj çıktı:        

-Kendinizi tanıtır mısınız?

1985 Ordu doğumluyum. İlköğretim Özel Ordu Koleji ardından orta ve lise öğretimimi Seçkin Kolej’de tamamladım. Sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimi aldım. Ardından ilk mecburi hizmet görev yerim Ordu Toplum Sağlığı Merkezi oldu. 6 ay görev yaptım. O dönemde köy okullarına aşılara gittik, evde bakım hizmeti ihtiyacı olan birçok hastaya hizmet ettik. Benim için çok önemli bir tecrübeydi. Ardından 2011-2017 yılları arasında Marmara Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimine başladım. Uzmanlık sonrası ilk hizmet yerim Bingöl Kadın Doğum Çocuk Hastanesi oldu.

 Zorunlu hizmet görevimi 1,5 yıl boyunca Bingöl’de ki tek çocuk cerrahı olarak neredeyse gece-gündüz hastanede geçirerek tamamladım. O dönem güzel anılarım ve tecrübelerim oldu. Örneğin Bingöl ve çevresinde yapılmış ilk kapalı yöntemle fıtık ameliyatını yaklaşık 250 çocukluk bir seri ile ben yaptım. 2018 yılı itibarı ile Bilim Üniversitesi ile birlikte İstanbul Florence Nightingale’den teklif aldım, yardımcı doçent kadrosu ile burada çalışmaya başladım. Yaklaşık 2 yıl süren çok keyifle çalıştığım bir ekipti.

-Çocuk cerrahisi olarak Ordu’da kaç kişi var?

Ordu’da, Ordu Üniversite Hastanesi’nde bir, Ordu Kadın Doğum Hastanesi’nde bir diğer meslektaşım ve Fatsa’da özel klinik hizmeti veren bir meslektaşım daha olmak üzere toplam 4 kişiyiz. Bu sayı neredeyse 1 milyona ulaşan Ordu ili için ne yazık ki çok yetersiz bir sayı.

-Çocuk cerrahisi muayenehanesinde çocuklarla ilgili karşılaştığınız en sık görülen hastalıklar nelerdir?

En sık gördüğümüz hastalık kabızlık ve karın ağrısı şikayetini yaratan birçok hastalık grubudur. Bunun yanı sıra boyun bezeleri, kistler, kasık fıtığı ve çeşitli testis hastalıkları, idrar kaçırma, idrar yolu enfeksiyonları, ev kazalarına bağlı yaralanmalar sıklıkla karşılaştığımız hasta grubudur.

-Sünnet ameliyatları nasıl yapılıyor?

Sünnet ameliyatı bölgesel, lokal uyuşturucu altında veya genel anestezi verilerek yapılmaktadır. Çocuklar için doğum sonrası ilk 6 aylık dönemde sıklıkla ve güvenle uyguladığımız lokal anestezi altında sünnet, çok ideal. 6 aylık dönem sonrası ise sakinleştirici iğne yapılarak sünnet yapılması çocuğun etkilenmemesi ve işlemin daha güvenle yapılması için çok önemli.

Uyuşturma konusu yanında çok önemli olan bir bilgi de 2 ile 6 yaş arasında, çocuklar fallik dönem dediğimiz, genitalle tanışma dönemine girerler. Bu dönemde genital müdahalelerden kaçınılmalıdır. Yapılmış olan çalışmalarda bu dönem yapılan müdahaleler çocuklarda ilerde cinsel kimlik bunalımı dahil, birçok cinsel problemler yaşayabilmektedir.

-Çocuk cerrahisi ne zamandan beri diğer cerrahi branşlardan ayrıldı?

Türkiye’deki ilk çocuk cerrahı 1964 yılında eğitimini Pittsburgh Çocuk Hastanesi’nde tamamlamış olan geçen yıl kaybettiğimiz, çok kıymetli hocamız Prof. Dr. Akgün Hiçsönmez’dir. Ondan önce genel cerrahi ve ortopedi bölümleri çocuk cerrahisi ve hastalıkları ile ilgilenmişlerdir. Artık anne karnından itibaren başlayan fetüs, prematür yenidoğan bilgisinin çok gelişmesi nedeniyle de çocuk cerrahisi bilim dalı erişkin cerrahi ile arasına bir hayli mesafe katmış, vazgeçilemez bir branş olmuştur.

-Neden Türkiye’de çocuk cerrahı sayısı bu kadar az?

Çünkü çocuk cerrahisinin çok zor ve ağır bir asistanlık süreci vardır. Hatta en ağır branşlardan biridir denilebilir. Örneğin ben 5 yıl asistanlık yaptım, bu süre boyunca 3 yıl gün aşırı nöbet tuttum. Yani 36 saat hastanede, 12 saat dışarıda olabiliyordum. Sabah 7 de başlayan bir mesai, 36 saat sürüyor ve akşam 6’da bitiyor. Eğitimimi ayda 10 nöbet tutarak bitirdim. Bu ağır düzene dayanıp tamamlayabilen asistan doktor sayısı maalesef ki ve çok da doğal olarak, çok azdır.

-Çocukluk dönemi yapılan bir hata, çocuğa bir ömür bedel ödetebiliyor. Gerçekten çok hassas bir konu. Sizin branşınız da bu nedenle çok zor bir branş, siz ne düşünüyorsunuz?

Biz çocuğa yaptığımız her şeyi şöyle düşünürüz; bir erişkin cerrah sizin belki 2 yıllık iyiliğinizi düşünürken biz 70 yıllık bir iyilik hali düşünür ve tedavi planlamamızı yaparız. O yüzden çok daha hassas, titiz, obsesif, duygusal bir bölümüz. Mesela biz bir ameliyatı yapmadan belki 10 kez düşünürüz. Gerçekten gerekli midir? Ameliyatsız nasıl tedavi edebiliriz, çocuğa zarar vermeden nasıl yapabiliriz diye. Yapmayı planladığımız bir ameliyat kesisinde bile kesinin ne kadar iz bırakacak olduğu, çocuğun vücuduna verdiğiniz kalıcı izden psikolojik olarak etkilenme ihtimalini düşünürüz. O yüzden kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar çok önemli bizim için.

-Sadece sağlık boyutu değil psikolojik boyutu da önemli galiba…

Çocuk psikolojisi bizim için çok önemli. Çocuğa bazen yapmayı ikna edemediğiniz bir muayene bile çocukta bir travma yaratıp başka bir şekilde hayatına yansıyabilmektedir. Kişisel bir örnek vermek istiyorum; bazen hastalık hikayesi dinlerken ve sorgularken çocuk ve aile diye ayırırsak, genellikle çocuğun tarafında kaldığımı hissederim. Bizim yaklaşımımızda her zaman öncelik çocuktur. O yüzden yaptığın her şeyi çok dikkatli yapman lazımdır.

-Sadece çocuk değil aileler de artık çocuklarının psikolojisine çok duyarlı. Meslek deneyiminizde bir örneği var mı?

Tabi ki var. Mesela biz ameliyata girmeden önce mutlaka bebeklere, çocuklara sakinleştirici ilaç yaparız. Çünkü çocuğun stresini yok eder, beyin yaşanılanları kaydetmeyi bırakır ve çocuk tekrar kendine geldiğinde yatağında annesinin yanındadır. Bu mesela altın kuralımızdır. Çocuğa asla zarar vermemek. İş çocuk psikiyatrisiyle başlar. Birçok kere lokal bir işlem yapmadan önce sakinleştirici ilaç yapıp, ardından çocukla konuşmuşumdur. Uyanık gibidir bazen fakat hiçbir şey hatırlamaz. İşlem bittikten sonra mutlaka sormuşumdur, ‘ben sana ne yaptım, neler konuştuk?’ diye, hiç bir şey hatırlamaz.

-Meslekte anekdot olarak yaşadığınız ve unutamadığınız anılardan birkaç örnek verebilir misiniz?

Tabi ki çok güzel ve çok acı anılarım oldu Marmara Üniversitesi’nde, Bingöl’de. Örneğin Bingöl’de beni çok etkilemiş bir hastam olmuştu. Doğum günü olduğunu fark edip bir parti hazırlamıştık klinik olarak. 5 yaşında bir çiftçinin oğluydu. Öyle bir dünyaları yoktu. Tüm hastane ekibi ile birlikte mumları yanan bir pasta ve hediyeler hazırladık. O odayı gördüğü anı unutamıyorum, elleriyle yüzünü kapatmış, hiçbirimizin yüzüne bakamıyordu.

Yine Bingöl’de bir akşam, 3. kattan düşen 13 yasında bir erkek çocuğuna acil müdahale yapmak için koştum hastaneye, neredeyse bütün organları parçalanmıştı. Onu acil ameliyata aldım, bir böbreğini almak zorunda kaldık. İnce bağırsağı parçalanmıştı, onardık. Çok ciddi bir ameliyat yapıp sonra yoğun bakıma aldık. Ameliyathaneden üstüm başım sırılsıklam, tükenmiş halde çıktığımda kapıda yaklaşık 50 kişinin, çocuğun iyi olduğunu, yaşadığını söylememi, korku ve endişeyle, sessizce bekledikleri o an’ı hiç unutamam. Çok şükür ki her şey yolunda gitmişti.

-Bir hasta çocuğu ölümden kurtarmanın duygusu nasıl?

İnsanı önce tüketip sonra yeniden doğuran bir duygu. Önce tükeniyorsun o stresle baş etmeye, o an’ı yönetmeye çalışırken tamamen tükeniyorsun ama tükenmişliğin sonunda her şey bitmişken yeniden doğuyorsun. Zor, belki ömrü kısaltan ama bir o kadar da anlam katan bir hayat.

-Ordu’da şu an ne yapıyorsunuz ve gelecek için neler yapmayı planlıyorsunuz?

Ordu’ya dair bu kararı vermeden önce bunu tetikleyenlerden birileri annem, babam, teyzem ve etrafındaki insanlardır. Bana Marmara dönemi itibari ile telefonla hasta danışanlar, hastaneme gelen Ordulular, yardım edebildiğim, kim zaman yetişemediğim, yardımcı olamadığım hasta çocuklar oldu. Yıllardır süre gelip giden bir durumdu bu, fakat öyle ki o kadar çaresiz kalıyorsunuz ki, buradaki meslektaşlarım nerdeyse nüfusun yüzde 25’inin çocuk olduğunu düşünürsek ortalama 300 bin çocukla 2 kişi mücadele ediyorlar. Gece-gündüz çalışıyorlar, yetişemiyorlar.

Bunun yanı sıra insanların talepleri de var tabii ki. Pandemi (salgın) dönemi hastaneye girmek istemiyorlar. Bu süreçte acil olup da gözden kaçan geri dönüşü olmayan hasarlar, vakalar oluyor. Özetle uzun zamandır, Ordu’ya gelmem ile ilgili birçok meslektaşımdan, hastamdan, yakınlarımdan talep alıyordum.

Ordu süreci planlarım şu şekilde; Öncelikle Ordu’da çocuk laparoskopisi (kapalı ameliyat) ile ilgili özellikle özel hastaneler bandında ciddi bir eksiklik var. İnsanlar bunun için daha büyükşehirlere gidiyorlar. Dolayısıyla özellikle fıtık ameliyatı, karın ameliyatları ve acil ameliyatlar ile ilgili planım var fakat insanlara bunu anlatmam lazım. Bu hastalıkların artık tüm Dünya’da bu yöntemle tedavi edildiğini bilmeleri gerekiyor. Örneğin fıtık ameliyatı çocuklarda sıklıkla yaptığımız bir ameliyattır. Bu ameliyatı artık tüm Dünya’da tercih edilen dikişsiz, hiç iz bırakmadan, 15 dakikalık bir sürede kapalı yöntemle (PİRS yöntemi) Ordu’da da yapabildiğimizi, artık çocuklara sezeryan kesisi gibi bir kesi yapılmasına gerek olmadığını Ordulu vatandaşlarımızın, ailelerin bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin Bingöl şehrinde ve çevre illerde bu yöntemle yapılmış ilk kasık fıtığı ameliyatını, yaklaşık 250 çocuğu sorunsuz tedavi ederek ben ve ekibim gerçekleştirmiştik. Bunun gibi örneklerin memleketim olan güzel şehir Ordu’da da, bu şekilde üst düzey, uluslararası standartlarda, özenle tedavi şekilleriyle örnek oluşturmasını isterim.

Ameliyatların yanında, muayenehanede takip hastalarımız için özellikle reflü şikayetleri, karın ağrısı, kabızlık, kaka kaçırma, idrar kaçırma, çeşitli böbrek hastalıkları, lenf bezeleri takibi, serebral palsi hasta takibi gibi birçok hasta tedavi almak için çevre illere gitmek zorunda kalıyor. Bu hastaların mağduriyetine hep beraber bir son vermek istiyorum.

Bingöl’de de ben güzel bir seri yaptım. Göbekten küçük bir delik açıyorsunuz dışarıdan iğne ile yaptığımız ameliyat iki ay sonra hiçbir şey görmüyorsunuz iki taraflı kasık ameliyatı normalde sezaryen kesisi gibi olur. Eskiden yapılırdı şu anda da hala birçok yerde öyle yapılıyor. Mümkün olduğunca ameliyat yapma takip et, ilaçla tedavi et o yöne doğru akıyor.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?