Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

‘12 Eylül’de babam vefat etti cenazesine gidemedim’

‘12 Eylül’de babam vefat etti cenazesine gidemedim’

İşte Hayatım

Eski Turizm ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay bir röportajda anılarını anlattı.  “Tutuklu olduğum sürede babam vefat etti; tutuk evinde bir kilometre ilerde yattığı hastaneye de, cenazeye de gidemedim.” sözleriyle 12 Eylül’e Dönemine değinen Ertuğrul Günay, ‘zaman zaman keşke AK Parti’ye katılmasaydım’ dediğini söyledi.

 

Söyleşimize sizi daha yakından tanıyarak başlamak istiyoruz, Ertuğrul Günay kimdir, CHP’de siyaset yaptığınız dönemi ve CHP ile yollarınızın ayrılış hikâyesini okuyucularımız için anlatır mısınız, neler yaşandı?

Ordu’da doğdum,

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdim. 12 Mart sonrası Ordu’da avukatlık yaptım.1974’de CHP Ordu İl Başkanı ve 1977’de ön seçimle ‘en genç’ milletvekili seçildim.1986’dan sonra siyasi yasak ve kısıtlamaların bir ölçüde azaldığı dönemlerde SHP Ankara İl Başkanı ve -milletvekili olmadığım halde- PM ve MYK üyesi oldum.

1992’de kapatılan partilerin yeniden açılması mümkün olunca CHP’nin kuruluşuna katıldım, Genel Sekreterlik yaptım. Fakat Sayın Deniz Baykal’la anlaşamadım. PM’inde yaptığım konuşmada onun siyaset yaklaşımıyla bir yere varılamayacağını söyleyerek yolumu ayırdım.

2002’de Baykal’a karşı Genel Başkanlığa aday oldum, -medyanın (o tarihlerde Doğan Grubunun Türkiye İş Bankasıyla yoğun ilişkisi ve banka yönetiminde de Baykal’ın adamları vardı) görmezden gelen tutumuna karşın 400’e yakın oy aldım. Muhalif tutumum nedeniyle 2004’te Baykal Yönetimi tarafından ihraç edildim.

AKP’den istifa ettiniz ve AKP  için “Keşke bu partiye hiç gelmeseydim.” cümlesini kurdunuz; sizi bu aşamaya hangi gelişmeler getirdi?

2004-2007 Döneminde bir grup arkadaşımla bağımsız konumdayken 27 Nisan muhtırası verildi. Biz muhtıraya karşı çıktık. Bu süreçte AKP’den, bizzat Sayın Erdoğan’dan ısrarlı çağrılar geldi, katıldık.1980’den sonra yeniden ve ilk defa milletvekili ve sonra bakan oldum.

Bakanlığımı, bir parti programıyla değil, kendi inanç ve düşüncelerimle yapmaya çalıştım. Nazım’ın yurttaşlığının iadesinden Madımak’ın kebapçı ayıbından kurtulmasına ve binlerce çalınmış eserin yurda getirilmesine kadar iyi işler yaptığımızı sanıyorum. Ancak 2012 sonrası İstanbul’daki yüksek yapılaşmalar, Suriye meselesi ve en sonunda da Gezi Parkının yapılaşması sorunu nedeniyle Erdoğan’la uyuşmazlıklar yaşadım.

2013 başında Bakanlıktan, 2013 sonunda da birlikte katıldığım iki arkadaşımla (Haluk Özdalga ve Erdal Kalkan’la) AKP’den ayrıldım.

İtiraf etmeliyim ki, AKP bana bakanlığımda ülkeme güzel hizmetler yapma fırsatı verdi. Şimdi Edirne’den Hakkari’ye kadar elimi dokundurduğum bu hizmetlerin övüncünü yaşıyorum.

Fakat son yıllarda öyle politika değişiklikleri, öyle hukuk, adalet, diplomasi yanlışları yapıldı, öyle bir türedi zengin partisi görünümü aldı ki, partiyi tanıyamıyorum; böyle durumlarda keşke bu serüvenin hiçbir aşamasına katılmasaydım dediğim oluyor.

24 Haziran 2018’de erken seçime gidilmesi kararını eleştirdiniz, eleştirilerinizin nedenleri nelerdi ve erken seçime hangi nedenlerle gidildi sizce?

Şu anda yaşadığımız ekonomik sorunlar ve Suriye’de gittikçe daralan çember neden erken seçime gidildiğini yeterince açıklıyor. Vahim olan -her zamanki gibi- muhalefetin öngörüsüzlüğü ve hazırmış gibi seçime atlamasıydı.

Tarafsız Cumhur Başkanı adayı göstermeli muhalefet demiştiniz erken seçim arifesinde, bu cümlenin alt metninde hangi nedenler gizliydi?

Bugün, sisteme en büyük eleştirimiz yetkilerin tek kişide toplanması ve bu kişinin de üstelik partili/partici olması. Seçime giderken yapılacak şey, gereksiz polemiklerden uzak durarak sistemin yanlışlığını anlatmak ve partili/ partici adaylar yerine ‘cumhurun başkanı’ olacak dirayet, birikim ve güvenilirlikte bir (veya birkaç) aday çıkarmaktı. Bu yapılamadı; partilerin adayları yarışınca, var olanın meşruiyeti kabullenilmiş oldu ve sonuç da kaçınılmaz hale geldi.

Erken seçimden çıkan sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz, bu sonuç Türkiye’ye neler getirecek ya da neler götürecek, Türkiye’de şuanda hâkim olan siyasi atmosferi, Türkiye’nin dış ilişkilerinde geldiği noktayı, dış ilişkilerde zaman zaman yaşanan ve şu anda da ABD ile devam eden krizleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erken seçim amaçlanan ve beklenen sonucu verdi. Ancak bu iktidar için engelli bir koşudur. MHP tarafından kuşatılmış AKP, aslında yıllardır mücadele ettiği vesayet çevrelerinin politikalarına geri çekilmiş oldu.

Bu politikalarla ekonomi de, demokrasi de düzelmez.

İçerde ve dışarda huzur sağlanamaz.

Dış politikada Türkiye tarihinin en büyük yanlışlarını artarak sürdürülüyor. İçerde hamasetle diplomasi olmaz, dış politika ciddi iştir. Bilgi, birikim, öngörü ve suhulet olmazsa, ülkeyi -durduk yerde- beka sorunuyla karşı karşıya getirirsiniz.

12 Eylül döneminde Dev-Yol ile işbirliğiniz olduğu gerekçesiyle tutuklanarak bir yıl hapis yattınız ve 3 ay da hapis cezası aldınız; siz neler yaşadınız, 12 Eylül sizin için ve Türkiye için nasıl bir dönemdi?              

Yaşamımın hiçbir döneminde, öğrenciliğim dahil demokrasi dışı çözüm arayışlarını doğru bulmadım. O nedenle bu tür sol gençlik eylemlerine de, örgütlerine de katılmadım.

12 Eylül’de, önseçim ve kongrelerde karşı karşıya geldiğim ve hep yenilgiye uğrattığım iki eski CHP ilçe başkanının siyasi hesaplaşma amacıyla yaptığı asılsız suçlamalar yüzünden bir yıl tutuklu kaldım. Sonunda iddiaların asılsızlığı ortaya çıktı, üç ay ceza da-o tarihlerde temyiz edilemediği için- göstermelik bir sözde yaptırım oldu.

Tutuklu olduğum sürede babam vefat etti; tutukevinde bir kilometre ilerde yattığı hastaneye de, cenazeye de gidemedim. Fakat, 12 Eylül’de insanlar o kadar haksızlığa uğradı, o kadar mağdur edildi ki, onların yanında ben yaşadıklarımı hiçbir zaman dile getirmeyi doğru bulmadım.

Eski HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ-Selahattin Demirtaş, DBP Eş genel Başkanları Mehmet Arslan- Sebahat Tuncel ve pek çok Belediye Eş Başkanı, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu, CHP PM üyesi ve Eski Milletvekili Eren Erdem gibi binlerce siyasetçi dört duvar arasında; cezaevinde kalmış bir politikacı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?

Düşünceleri nedeniyle insanların hapiste tutulmalarını doğru bulmuyorum. Şiddet çağrısı, kin ve nefret söylemi nedeniyle bazı istisnalar olabilir. Ancak özgürlüklerin kısıtlanması keyfi olamaz. Şu anda Türkiye’de birçok insan suç işledikleri için değil, bugünkü iktidara muhalif düşünceleri yahut geçmişte bazı yargılamaları arkalayan söz ve yazıları nedeniyle tutuklu. Bir tür öç alma süreci işliyor gibi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan Kürt açılımı, Çözüm Süreci, Demokrasi Paketleri diyerek yola çıktı, gelinen noktayı değerlendirir misiniz, ne oldu da tüm bunlardan vazgeçildi?

Doğrusu Sayın Erdoğan’ın kendi serüvenini nasıl değerlendirdiğini içtenlikle çok merak ediyorum. 2010’daki çoğulcu, demokrat, açılım ve çözüm sürecinin mimarı Erdoğan, bugün çevresinde 12 Eylüllerin ve 90’ların söylemiyle siyaset yapmaya çalışanlara nasıl göz yumuyor, nasıl ve ne adına tahammül ediyor?

Kültür ve Turizm Bakanı olduğunuz dönemde Van Gölünde bulunan Akdamar Adasındaki Akdamar Kilisesi’nde ilk ayin 95 yıl aradan sonra 2010’da yapıldı. Siz izin verene kadar neden Akdamar Kilisesinde ayin yapmak yasaktı ve verdiğiniz izinle ilgili nasıl tepkiler aldınız?

Göreve başladığım 2007 sonunda yalnız Ahtamar da değil, Sümela, Aya Nikola, Sen Paul’de de ayin yasaktı. Dışişleri ve diğer bakanlıklarla uzun müzakereler sonucu bu izinleri verebildim. Bazı izinleri hiçbir yetkili imzalamak istemediği için bizzat imzaladığımı anımsıyorum. Ayrıca ‘yılda bir gün’ ayin izninin de yeterli olmadığını, bu izni tüm kutsal günlere yaymak gerektiğini düşünüyorum.

Kültür ve sanat üzerine yaptığınız çalışmalar nedeniyle birçok ödül aldınız. Bu alanlarda yazdığınız yazılarla, edebi yönünüzle de tanınan bir simasınız. Bu çalışmalar sizin için nasıl bir anlam ihtiva ediyor, yazı yazmak ve edebiyat hayatınızda nasıl bir yer kaplıyor?

Kültür ve Turizm Bakanlığını hiçbir zaman sadece siyasi bir görev olarak düşünmedim. Sevdiğim, ilgilendiğim bir alanda ülkeye hizmet olanağı saydım. Siyasi, ideolojik, dinsel, etnik hiçbir ayrım yapmadan iş yapmaya gayret ettim.

Mem-u Zin’i de yayınladım, Maturidi’yi de.

Topkapı’ya verdiğim emeği Ayasofya’ya da,

Mevlana’ya verdiğim emeği Hacı Bektaş’a da vermeyi ödev saydım.

Önyargılı bazı siyasal hasımlıklar dışında da bu yaklaşımımı, herkes biliyor.

Şimdi de yine bu konuları yakından izlemeye, bazı gözlemlerimi olanak bulduğumda yazmaya çalışıyorum.

Okuyanlarımın çoğalması beni mutlu eder.

Selamlarımla.

Kaynak: Ötekilerin Gündemi



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?