• dolar dolar 3.5042
  • euro euro 3.7349
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete

Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete

1970’li yıllar Orduspor’un en parlak dönemini oluşturur. Çünkü güçlü ve kalabalık bir kadrosu vardır. İsabetli transferler, ağırlıklı olarak bizim çocuklarımızla harmanlanmış kadrosuyla tam bir uyum ortamı yaratılmıştı. Zira her bir futbolcu seçmelerle alınmış, büyüklerle küçükler birbirleriyle kaynaştırılmıştı. Orduspor için bu birlik ve beraberliğin en üst noktaya çıktığı yıllarda Orduspor için ‘kolej takımı’ benzetmesi yapılıyordu. Gerçekten yöneticiler, teknik adamlar ve hele de başkanlar, bir koleji yönetir gibi birbirlerine yardımcı oluyorlardı. 

1970’li yılların başkanlarına bakacak olursak, bir avukat Güner Sağra’yı görürüz, Ergin Karlıbel’i görürüz ve de Hüseyin Olgun Akın’ı.. Her biri başlı-başına bir değer, itibarlı, saygın kişilikleri ve farklı profilleriyle seviliyor ve sayılıyorlardı. Orduspor bu üç başkanın özverili emeklerinin sonunda1978-79 sezonunda 1. Ligde (şimdiki Süper Lig) 4’üncü olarak Avrupa kupalarına katılma hakkını elde etmiş oluyordu. 

O yılları yaşayan Orduspor sevdalıları şimdilerde o günlerin hayalini kuruyor! “Eskiden böyle miydi?” demekten de kendilerini alamıyor… Son yıllarda giderek görünen yozlaşma, sadece futbolcularda değil, yönetim kurulu üyelerinin seçimlerinde de yaşanıyor. Özellikle 2009 yılından sonra, hiçbir bilgisi olmayan, birazcık para görmüş insanlar öne çıkarılabiliyor. Kimileri kaybolan itibarlarının Orduspor sayesinde yeniden kazanılacağına inanabiliyor!. Kimileri de kötü imajlarını temizleyebileceklerini sanıyorlar. Özet olarak bindik bir alâmete gidiyoruz kıyamete!.. Meşhur bir hikâyedir, yeri gelmişken anlatalım:

1823 yılında, İstanbul limanına yanaşan bir gemiden indirilen yükler arasında, (Hafız Hızır İlyas'ın "Letaif-i Enderun" adlı kitabında yazdığı gibi) bir de zürafa vardır. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın padişaha armağan olarak gönderdiği zürafa, kendisini ilk kez gören İstanbullu'ların şaşkın bakışları arasında Çinili Köşk meydanına getirilir. Zürafanın İstanbul sokaklarında yaptığı bu yürüyüş sırasında, yol kenarında toplananlar boyunu, yürüyüşünü, bakışını, tanıdıkları eşe dosta benzeterek gülüşürler.

Zürafa, padişahın buyurduğu fermanla görücüye çıkar. Hayvanın ağaçların yapraklarını yiyişi hayranlıkla izlenirken, Habeş Ahmet Ağa hazırladığı senaryoyu başlatmak üzere bağırır: "Zürafa mübarek bir hayvan olup, onu eliyle tutarak bir kere gezdiren Müslüman yeryüzünde hiçbir zarar ve ziyan görmez" der. Sonra da, hayvandan çok korkan Abdi Bey'e doğru bakarak şunları söyler: "Haydi, Müslüman olan gelsin, zürafayı şöyle bir gezdirelim. Kim bu hayvanı gezdirirse cennete gidecektir."

Padişahın emriyle kendini eller üstünde bulan Abdi Bey, zürafanın üstüne oturtulur. Abdi Bey'in yalvarmalarından, yakarmalarından korkan zavallı hayvan huysuzlanarak İshakiye Köşkü'ne doğru koşmaya başlar. Bu sırada Abdi Bey'in padişaha seslenişi duyulur:  “Bindim bir alâmete, gidiyorum kıyamete" sözü, zürafa sırtındaki Abdi Bey tarafından söylenmiştir. Ne var ki, kıyamete giden Abdi Bey değil, zavallı zürafaya olur. Zürafa, gelişinden birkaç ay sonra Afrika toprağının özlemiyle, kendisi için bir sirkten farksız olan saray avlusuna uzanır ve bir daha hiç kalkamaz. AHMET GÜRPINAR

Haber Videosu

0


Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

En Alt Reklam