Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

KIRIK-ÇIKIK UZMANI “GÖBÜDO”

KIRIK-ÇIKIK UZMANI “GÖBÜDO”

Kırıkçı Hüseyin Özcan, Altınordu ilçesi Kızılhisar köyündendi. Mollamahmut oğulları sülalesinden olan Kırıkçı Hüseyin dokuz kardeşti. Aile tarım ve hayvancılıkla geçinirli. Annesi Şahsene hanım köyün en saygın Osmanlı kadınlarındandı. Belinde silahı ile gezer, tarlada çalışan imeceyi havaya sıktığı 3 mermi ile yemeğe çağırırdı. Hüseyin Efendi çok gürbüz ve güçlü bir çocuktu. Annesi onu kucağına aldığında evladını daima ”Göbülüm” diye diye şımartır, onu severdi. (O yıllarda Göbül demek; tombul çocuk anlamındaydı.) Bu yüzden Hüseyin efendiyi köyde herkes Göbülo - Göbüdo diye tanır, çağırırdı. Askere gitmeden önce Göbüdo Hüseyin’in merakını ve yeteneğini keşfeden Alman Doktor Müller’den kırık çıkık gibi şifa ve sıhhiye işlerini etraflıca öğrenmişti.

Göbüdo Hüseyin’in askerlik çağı gelmiş, çatmıştı. Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında süren uzun savaşlarda Anadolu’dan yüzbinlerce gençte askerde şehit olmuştu. Her ana göz bebeği olan genç evlatlarını vatan savunması için askere gönderiyordu. Bu fedakâr ve vatansever analardan biride Şahsene Ana idi. Şahsene Ana askere yolladığı oğullarından sağ salim olarak geri dönebilen sadece bir evladı vardı. O da Göbüdo Hüseyin Efendi idi. Osmanlı İmparatorluğunun içinde bulunduğu o güç dönemde Yemen’de de isyanlar çıkmıştı. Bu sebeplerle farklı tarihlerde Yemen’e çok sayıda askeri birlikler gönderilmişti. 

 

Yemen’e 7.Ordu ile savaşmaya giden, Göbüdo Hüseyin, Alman Doktor Müller’den öğrendikleriyle ayağı kolu bacağı kırılan askerleri tedavi etmiş, kırık çıkık işlerinde bayağı ustalaşmıştı. Yemen’de Osmanlı’ya karşı isyan eden asi yöre şeyhleri ile çıkan silahlı çatışmalarda; Göbüdo Hüseyin’in de tam vurulacağı anda hemşerisi Burhanettin Köyünden (Zeki Özel’in dedesi ) Ramiz efendi  elindeki silahıyla düşmana saldırarak arkadaşını şehit düşmekten son anda kurtarmıştı. Osmanlı bölgedeki hâkimiyetini kaybettikçe askeri birlikler başıbozuk biçimde Anadolu’ya doğru geri çekilmeye başlamıştı.  Askeriye, “şehit oldu” diye Göbüdo Hüseyin’in boynundaki künyeyi Ordu’ya yollamışlardı. Ama Göbüdo Hüseyin ve onbir arkadaşı yaya biçimde eve geri dönüş yolculuğuna çıkmışlardı. Ama bu onbir kişiden sadece iki kişi memleketlerine sağ salim dönebilmişti. Şahsene Ana, oğlu Göbüdo Hüseyin şehit olmuş, diye hergün ağlarken, birisi “Ana benim, oğlun Hüseyin beni tanımadın mı? “ deyince karşısına çıkınca şok olmuş ve inanamamıştı. Şahsene Ana bir karış saç sakal ile yorgun ve bitkin bir şekilde Ordu’ya köyüne geri dönen oğlunu sadece gözünün altındaki benden tanıyabilmişti. Sonra eline geçirdiği bir makasla oğlunun sakallarını kendi elleri ile kesince oğlundan ancak emin olmuş, sevinç gözyaşlarıyla ve hasretle Göbülo’suna uzun uzun sarılmıştı.

Göbüdo Hüseyin eve döndükten ve dinlendikten bir müddet sonra tarım ve hayvancılığa devam ederken, aynı zamanda kırık çıkık için kapısına kadar gelen insanların dertlerine derman arar, kimseyi geri çevirmeyip, elinden geldiğince şifa dağıtırdı. Yağızlı köyünden Ordu’ya çocuklarını okutmak için gelen Hüseyin Efendi, Köprübaşı camisinin bir sokak ötesinde satın aldığı eve yerleşmişti. Eskiden makineleşme bu kadar yokken yöremizde insanlar genellikle el ve vücut gücü ile çalıştıkları için kemikleri hasara uğrar, kırık ve çıkmalara maruz kalırdı. Ormandan odun toplamak ve sırtında taşımak, hayvan ve insan gücü ile çift sürmek, tarlada bahçede kazma kürekle çalışmak, insanları çok yıpratır, halsiz mecalsiz bırakır, gücü yetmeyen veya dengesizlikten düşenlerin vücudunda kırılmalar, bacak, kol, bel oynaklarında çıkmalar meydana gelirdi. Her dakika gece gündüz kolu kırılan, ayağı burkulan, omuzu çıkan hasta insanlar kapısına akın akın geliyorlardı. Göbüdo Hüseyin Ustanın namı bütün Ordu’ya ve çevre illere kadar dağılmıştı. Basit kapalı kırıkları, burkulmaları, dönme, çıkma ve çatlakları tedavi ediyordu. Parçalı ameliyatlık büyük kırıkları hiç ellemiyor, kalça kırıkları gibi hassas vakalar için hemen doktora gitmesi gerektiğini söylüyor, fenni tıbba ve hastaneye yönlendiriyordu.

Merhum Göbüdo Hüseyin amcanın kendine has tedavi usulleri vardı. Bel çekiminde birkaç çeşit usul kullanır, kadına karşı ayrı, çocuğa karşı ayrı, erkekler için de daha farklı usulleri vardı. Onları uygular ve çok da başarılı olurdu. Hastasıyla önce konuşur, şakalaşır, çocuklara esprilerle yaklaşır,hastayı rahatlatırdı. Ama tam mesleğini icra etmek için tedaviye başlayınca Göbüdo gayet sertleşir biran önce kemiği yerine oturtmak için tüm kuvvetiyle asılır, tedaviyi tamamlardı. Bir gün bu durumu ona sorduklarında “Beni sert tanırlar ama benim yaptığım iş sertlik ister, cesaret ister, eğer cesaretli olmaz isem zaten acı çekmekte olan insanın kırık veya çıkığını sararken onun ıstırabından ağlamasından etkilenirsem işimi icra edemem” derdi. Bu satırların yazarı olarak benim de bir fındık zamanı köyde herkes gibi ağaca çıkarken sol kolum omuzumdan çıkmıştı. Rahmetli babam sancı içinde kıvranırken beni hemen Köprübaşındaki bu Göbüdo Hüseyin ustaya getirmiş ve anında çıkan kolumu şakalaşır gibi aniden küt diye yerine oturunca birden tüm acılarım geçmiş, rahatlamış ve şifayı bulmuştum.

Beş çocuğunun içinden en küçük oğlu Nurettin Özcan, daha o yıllarda 12-13 yaşlarında Ordu Sanat Mektebinde okumaya devam ediyor, okuldan geldiğinde de devamlı kırık çıkık konusunda, kasaptan aldığı hayvan kemikleri ile babasından anatomi eğitimi alıyordu. Nurettin Özcan, aynı zamanda iyi bir sporcuydu. Gençliğinde atletizm ve yüzmenin yanında, amatör olarak Ocak, Karadağ, Kirazlimanı takımlarında futbol da oynamıştı. İlerleyen yıllarda Nurettin Özcan, 13 sene kadar Milli eğitim Bünyesinde öğretmenlik ve ihracat dairesinde çalışmış, sonunda memuriyetten emekli olmuştu. Göbüdo Hüseyin Efendi her yönden beğendiği ve yetenekli bulduğu oğlu Nurettin’e de el vermiş, kendi gibi tam bir kırıkçı olarak da yetiştirmişti. 12 yaşında babasının yanında eğitime başlayan Nurettin Özcan, Göbüdo Hüseyin efendi onay ve izin verene kadar çıraklığı tam 20 sene sürmüştü.

Ama kaderin hiç beklenmedik bir cilvesi onu bekliyordu. Hayatının en riskli ve en zor sınavını genç Nurettin, babası rahmetli Göbüdo Hüseyin’in kırıkları üzerinde verecekti. 1950’lilerde Göbüdo Hüsyin ve oğlu diğer yolcularla birlikte Boztepe’den Ordu’ya yolculuk yapan ve freni boşalan bir kamyonun üzerindelerdi. Takla atıp duvara toslayan üzeri yolcu dolu kamyonda diğerleri gibi  Göbüdo Hüseyin’de sağa sola savrulup yaralanmıştı. Ordu Memleket Hastanesine kaldırılan onlarca yaralı yolcudan iki kişi ölmüştü. Yer kalmayan Keçiköy’deki küçük Memleket Hastanesinin bodrum katında bir sedyeye yatırılan Göbüdo Hüseyin’in de kollarında, kaburgasında, çenesinde, ayaklarında muhtelif kırıklar çıkılar vardı. Hastanede yapılan ilk tıbbi tedavilerle iyileşemeyeceğine kanaat getiren Hüseyin usta çocuklarına bir sedye yaptırıp, hastanenin zemin katındaki penceresinden gece gizlice evine kaçmıştı. Köprübaşındaki evinde çenesi çıkık, kaburgası kırık ıstıraplar içinde yatan Hüseyin Usta, Akçaabat’tan, Çorum Alaca’dan ve yakın çevreden getirilen ünlü kırıkçıların tedavi şekillerini beğenmez ve hepsini geri yollamıştı. En son çare olarak yıllardır yanında yetiştirdiği çırağı ve son derece güvendiği oğlu Nurettin’i birgün yanına gelmesini işaret etmişti. Kulağına eğilip “Oğlum, ben tarif edeceğim, sen beni tedavi edeceksin” der. Bu sözler üzerine çok şaşıran ve heyecanlana oğul Nurettin’e hemen “ Haydar Or’un eczanesine koş, bol miktarda bandaj sargı bezi ile kloratil soğutucu sprey vb. ilaç al…” diye tarif ve talimat vermişti. Eczaneden dönen, Nurettin diğer abilerinin yardımı ile babasını oturtup, soyarlar. Hüseyin usta kendi üstünde ne yapacağını gösterir. Onun tarif ettiği şekilde oğlu Nurettin babasının kırıklarını yerine oturttuktan sonra tüm vücudunu kuvvetli bir şekilde bandajlarla sarar. Hüseyin efendinin bütün kırık ve çıkıkları tedavi olur ama bir noksan kalmıştır. Hüseyin efendinin kırık ve göğsüne doğru içeri giren çökmüş olan çenesine bir türlü el süremezler. Hüseyin Efendi yine de bu haline daima şükreder ve çenesi içinde Allah’tan şifa ister. Üç defa hacca giden, imanlı ve inançlı bir Müslüman olan, Yemen gazisi Hüseyin efendi, gözyaşlarıyla yaptığı dualarına ve ibadetlerine hiç ara vermez.

Bir gün Sanat Mektebinden eve dönen oğlu Nurettin biriken kalabalığı görünce ve babasının “Beni Kurtarın” diye feryatlarını duyunca bir şey oldu diye kapıdaki girebiyi kapıp odaya girer. Yaşlı babası gözyaşlarıyla kan ter içinde kalmış, telaşlı ve korkmuş bir vaziyette devamlı salavat getirmektedir. Hüseyin usta, çökmüş olan kırık çenesindeki mucizevi düzelmenin şokunu yaşamaktadır. Oğlu Nurettin’e “Aksakallı bir ihtiyar birden karşıma çıka geldi, bana namaz vakti kalk, niye oturuyorsun, dedi. Bende hastayım, yapamıyorum, dedim, yanıma yavaşça yanaşıp, elleriyle birden çenemden tuttu, ben o yana, aksakallı ihtiyar öbür yana boynuna kuvvetlice asılarak, acı içindeki çenemi birdenbire yerine oturttu. Benim şifaya kavuştuğumu görünce de aniden ortadan kayboldu..” diye  gerçekleşen mucizeyi heyecanla anlatmıştı.

Oğlu Nurettin Özcan’ın beyanına göre; babası Göbüdo Hüseyin efendi 1971 yılında vefat ettiğinde tam 108 yaşındaymış. Göbüdo Hüseyin, oğlu Nurettin’e “ Oğlum, sen yarı bir doktor sayılırsın, hiçbir hastayla para pazarlığı yapma, tedavi edemeyeceğin bir rahatsızlığı inat edip sakın riske girme, hastalarına dürüst davran, onları mağdur etme, kadınları hasta gözü ile tedavi et.” Diye vasiyet ve nasihat ederdi. Nurettin Özcan, babasından sonra uzun yıllar yakın tanıdık çevresinden gelen taleplere cevap veriyor, masajlar yapıyor, baba mesleğini icra ediyor. Nurettin usta, babasından farklı olarak yaptığı tedavilerin neticesini doktorlara çektirdiği röntgen filmleri ile takip ediyor. Nurettin Özcan, yaptığı tedavileri çektiği filmlerde gören Röntgen Uzmanı Doktor Gündüz Çelebi, deli cesaretinden ve yeteneğinden dolayı kendisini arayıp tebrik ettiğini ve destek verdiğini anlattı. Artık Kumbaşı Yalıkent oturduğu konutunda bu tip hastaların tam teşekküllü hastanelerde tedavi olmasını Nurettin Özcan’da öneriyor ve tavsiye ediyor. Ve babası Göbüdo Hüseyin amca ile birlikte tedavi ettiği mağdur insanlardan aldığı hayır dualar ile teselli bulup, mutlu bir şekilde yaşıyorlar.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?