Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
  • HABERLER
  • YAŞAM
  • 1940’LI YILLARIN ORDU KENTİNİ KAPTAN REFİK AKDOĞAN ANLATIYOR…

1940’LI YILLARIN ORDU KENTİNİ KAPTAN REFİK AKDOĞAN ANLATIYOR…

1940’LI YILLARIN ORDU KENTİNİ KAPTAN REFİK AKDOĞAN ANLATIYOR…

1926 Ordu doğumlu olan ünlü Gemi Kaptanı Refik Akdoğan “Altmış Yılın Hesabı” adlı eserinde; 1940’lı yılların Ordu’sunun şartları hakkında bazı bilgiler vermektedir. Kaptan Refik Akdoğan anılarında 1940’lardaki Ordu’yu şu şekilde ifade edilmektedir.

“… 1944 yılında Ordu’da ortaokulu bitirdim. Ordu’da lise olmadığından Trabzon’da lise eğitimini yapabilmesi için oraya tasındık. O tarihlerde Karadeniz’de lise Trabzon’da, Samsun’da ve Zonguldak’ta vardı. Babam Trabzonlu olduğundan Trabzon’u tercih ettiğinden bende ağabeyimden sonra Trabzon Lisesi’ni bitirdim. Trabzon Lisesi’ni bitirdiğim yıl olan 1944 yılında İkinci Dünya Savası bütün şiddetiyle devam ediyordu… Savaşa girmediğimiz halde temel gıda maddeleri vesika ile satılıyordu. Örneğin ekmek kişi basına günlük olarak yüz elli gram veriliyordu. Bazen buğday ekmeği yerine mısır ekmeği verildiğinden, Allah günah yazmasın çamurdan bir farkı olmuyordu. Yas on beş on altı, bir günde bu yasta genç bir adama yüz elli gram ekmek ne yapardı ki? Hani piyasada başka gıda maddeleri bol olsa da, onlarla desteklense iyi olur da onlar da yok, daha doğrusu var da kara borsada, ya da vesika ile. Örneğin seker, yağ, makarna, pirinç gibi gıda maddeleri yok gibi. Çayı kuru üzümle içiyoruz. Devlet memurlarına, halkın nefretini kazanma bahasına, yağ, seker, kumaş, sabun, Amerikan bezi, pazen gibi maddeleri vererek devletini ayakta tutmaya çalışıyordu. Mahallemizde askeri hastane olduğundan askerlere günde bir tane verilen ekmeği otuz kurusa satın alarak aç kalmamaya çalışıyorduk. Daha lise öğrencisi iken karaborsa ile tanışmıştık.

Ordu’dan Trabzon’a göçtüğümüz zaman henüz İkinci Dünya Savası patlak vermemişti. Ama biz Ordu’dan Trabzon’a kara yolu ile değil de gemi ile gitmiştik. Bugün araba ile iki saatlik kara yolu yerine yaklaşık 24 saatlik deniz yolculuğunu babamın neden tercih ettiğini anlamakta zorluk çekiyorum doğrusu. O tarihlerde Ordu ile Trabzon arasında kara yolu yok muydu ki çok zor olan deniz yolunu babam tercih etmişti. Çünkü Ordu’da gece vakti açıkta demirli olan gemiye binmek için, fırtınalı bir havada Ordu iskelesindeki kayığa zar zor binerek kürekle gemiye gidiş ve gemiye çıkış çok tehlikeli şartlar içinde gerçekleşmişti. Trabzon’da da açıkta demirli olan gemiden motora biniş ve motorla iskeleye çıkış da aynı şekilde olmuştu. O tarihlerde ne Ordu’da (hâlâ da yok ya) ne de Trabzon’da korunaklı liman yoktu. Demek oluyor ki o tarihlerde Ordu’dan Trabzon’a gidebilmek için çıkar yol deniz yoluydu ki biz de öyle yapmıştık. Sonra denizci olunca bunun böyle olduğunu çok acı bir şekilde görmüştüm. İstanbul ile Karadeniz limanları arasında ulaşım kara yolları yapılıncaya kadar uzun yıllar hep denizden yapılmıştır.

Ordu sahilindeki geniş kumsalda o zamanlar Ordu Milletvekili olan Selim Sırrı Tarcan yazın biz çocuklara İsveç’ten getirdiği İsveç kültürfizik jimnastiğini yaptırırdı. Birde Ordu’ya kurulacak olan elektrik fabrikasına gelen dizel jeneratör Ordu Limanına demirleyen gemiden bir çapara çıkarılmıştı. Çapar bu kumsala baştankara edilmiş, jeneratörü kumsala çıkarmak için çaparın bası kumsal düzeyine kadar tıraş edildikten sonra Jeneratöre bağlanan halatlar biz çocuklar tarafından çekilerek jeneratör kumsala ve sonra caddelere konulan tomruklar üzerinde şehirdeki fabrikaya taşındıktan sonra elektriğe kavuşmuştuk.

Yıl sanırım 1936. Yazın her gün balıkçılar tarafından denize atılan ağlar(manyat) biz çocuklar tarafından bu kumsal üzerinde çekildiğinden Balıkçılar bize her gün yarım kova balık verirlerdi.. Hemen orada ateş yakar, ızgara yapar yerdik. Deniz balık kaynıyordu. Ordu önündeki denizde sörf yapardık. Elimize bir tahta alır, deniz sığ olduğundan yüz, yüz elli metre kadar sahilden açılır dalganın çatladığı yerde tahtayı göğsümüze koyar sahile kadar çatlağın önünde viya yapardık. Sörf yerine viya kelimesini kullanırdık. Bu da gösteriyor ki sörfün anavatanı Ordu’dur. Yıl 1936. Ayrıca dalgaların sahip olduğu enerjiyi de belki de ilk kez biz kullanmış olduk. Ben de çok önemli bir denizcilik sözcüğü olan viya sözcüğünü 1936 yılında kullanarak denizciliğe adım atmışım da haberim olmamış. Ne güzel günlerdi onlar. Deniz tertemiz, bardağa koy iç, deniz balık dolu. Herkesin evinin onu deniz, don ile evden çık denize gir, Güneş o zaman kanser yapmıyordu. Çok talihliymişiz.

Trabzon’dan yükseköğrenim için ayrılmadan önce Ordu ve Trabzon illerinin ve çevresinin ekonomik durumuna ve sosyal yapısına, alt yapıyı daha iyi anlatmak amacıyla değinmek istiyorum. Doğduğum ve ilkokulu bitirdiğim il olan Ordu’da o tarihlerde dört tane ilkokul ve bir de ortaokul vardı. İlin tek geliri fındıktandı. Fındık da ağaların ve İsviçreli şirketlerin elindeydi. Fındık toplandığı zaman güneşte kurutulur ve kapsülü fındığın kabuğundan isçiler tarafından iyice ayıklandıktan sonra tekrar kurutulur ve iyice kuruyan fındığı sert kabuğundan ayırmak yani iç fındık yapmak için fabrikalarda işlem görürdü. Çuvallara doldurulan iç fındık gemilere yüklendikten sonra Avrupa’ya ihraç edilirdi. Đç fındık pahalı olduğundan halk tarafından sürekli tüketilemezdi. Fındığını satanlar tüccara olan borçlarını ödedikten sonra, düğün dernekler, rakı sofraları, fındık ağaçlarının yeni ürüne hazırlanması için gübresi ve ilacı derken fındık bahçelerinin sahipleri tefecilere tekrar borçlanırlardı. Bu kısır döngü Giresun, Trabzon için de aynen geçerliydi.

Trabzon’un Rize, Giresun ve Ordu’ya olan üstünlüğü, Erzurum’a ve oradan da İran’a bir transit yolu ile bağlanmasından ve ikinci olarak da Trabzon’da çok kaliteli tütün yetiştirilmesinden kaynaklanıyordu. Trabzon Alman Bussing otobüsleri ile Erzurum’a, oradan da İran’ın Tebriz kentine sürekli olarak bağlıydı. Trabzon ile Tebriz arasında bir yol olunca, yük taşımacılığı da yapıldığından, diğer bir anlatımla Trabzon İran’ın Karadeniz’de limanı olduğundan Trabzon’da ticari yasam çok hareketliydi. Ayrıca iklimi tam bir Akdeniz iklimiydi. Zeytin, mandalina, portakal yetişmekteydi. Bir lisesi, iki erkek ortaokulu, bir kız ortaokulu, bir ticaret lisesi, birçok ilkokulu ve yirmiden fazla cami vardı. Buna karsın Trabzon’da da gemilerin barınabileceği bir liman yoktu. Yaklaşık elli metre uzunluğunda olan bir mendirek küçük deniz araçlarını koruyabiliyordu. Gemiler açıkta demirleyerek yükleme boşaltma islerini yapıyorlardı. Ruslar Birinci Dünya Savaşı’nda Trabzon’u işgal edince hemen Değirmendere tarafına küçük araçlar için, hurda gemileri batırarak bir liman inşa etmişler. Ayrıca Moloz semtinde de eski bir limanın kalıntılarını görünüyordu. Üzülerek belirtmeliyim ki Trabzon’un Trabzon’a yakışır bir limana sahip olması çok geciktiği gibi yapılan liman da Trabzon’a yakışmayacak kadar küçüktür.

Trabzon’da ve Ordu’da sosyal yasam o tarihlerde çok moderndi. Giresun’da yasamadım ama Giresun da Ordu gibiydi. Tek geliri fındıktı. Bu kentlerde yazın bayanlar elbiseleri ile başları açık çarsı pazarda dolaşırlar, ev ziyaretlerine giderlerdi. Güvenlik çok iyi idi. Osmanlı’dan kalma eşkıyalığın kökü kazınmıştı. Özellikle yaz geceleri elektrikle aydınlanmış sokaklarda insanlar çok rahat dolaşırlardı. Ordu’da bir sinema, Trabzon iki sinema vardı. Yaz aylarında İstanbul’da gelen saz heyetleri açık hava gazinolarında saz çalarlar temsiller verirlerdi. Halk Evleri sosyal yasamın ayrılmaz bir parçasıydı. Okuma yazma kursları yanında, biçki dikiş, el sanatları, meslek eğitimleri de yapılırdı. Kitaplıkları çok zengindi. Babam bir başöğretmen olarak daima Halk Evleri’nde aktif rol oynardı. Temsil kolu başkanlığı yaptığı zamanlarda yaz aylarında köylere giderler, temsiller(tiyatrolar) verirlerdi.

Gazeteler, dergiler gemilerle geldiği için dört beş gün(havaya bağlı ) eski tarihli olurlardı. Ben çocuk dergisi olarak Yavru Türk, Çocuk Sesi, Afacan gibi dergilerden birini alırdım. Parasını önceden verir ayırtırdık. Babam Cumhuriyet gazetesi okurdu. Bir de lise öğrencisiyken Büyük Doğu dergisi gelirdi ki bazı arkadaşlar bu dergiye çok meraklıydılar, dergiyi bir kişi alır herkes okurdu. O günlerde(1940’lar) bende böyle fikirler, düşünceler pek oluşmadığı ya da gelişmediği için bu dergi ile ilgilenmezdim. Çünkü bizim evde ders çalışmaktan, sınıf geçmekten başka bir konu konuşulmadığından ve sınıfta kalınca güzel bir dayaktan sonra eğitimime de son verileceğini çok iyi bilmem nedeniyle bu tür dergileri hiç okumadığımdan ne demek istediklerini liseyi bitirdiğim zaman bile bilmiyordum.

Trabzon’un ticari hayatını canlandıran önemli faktörlerden biri de halkı değişik bir çalışkandı. Evlerdeki tezgâhlarda yatak çarşafı, peştamal, fanila benzeri dokumalar dokunurdu. Ekonomi olsun diye sabah kahvaltısı yapılmaz, ev temizliği saat on bire doğru bitince sabah kahvaltısı ile öğle yemeğini birleştiren brunch yapılırdı. Bu brançın başyemeği tuzlu hamsi, yumurta, un, nane, maydanozdan yapılan kaygana yemeği idi. Bu yemek çok tuzlu olduğu için ekmekle katık edilirdi. Trabzon’ da Fındık fabrikaları ve tütün isleme fabrikaları vardı. Ayrıca 147. Alay da Trabzon’a ayrı bir canlılık getirirdi. Beş altı tane bulunun yabancı konsolosluklar Trabzon’un önemli bir kent olduğunu gösteriyordu. Şehir merkezi olan Orta Hisar tarihi yüksek kale duvarlarıyla çevriliydi. Çok tarihi eser vardı.

Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon gibi limanında demirleyen gemilere yükler çaparlar aracılığı ile yapılırdı. Bunlar beş, on ton yük alabilen, kürekle yürütülen ahşap deniz araçlarıydı. İyi havalarda iskelelerde yükünü yükleyen çaparlar açıkta demirleyerek geminin gelmesini beklerler, hava elverişli ise yüklerini gemiye verirler ya da yüklerini alırlardı. 1948 yılında yalnız Karadeniz limanları değil diğer limanlarımız da hemen hemen aynı durumdaydı. Ülkede yabancı şirketlerin imtiyaz karşılığı yapmış olduğu birkaç limandan başka korunaklı limanımız yoktu.1950 yılında Demokrat Parti secimi kazanınca yapmış olduğu kalkınma programını gerçekleştirebilmek için liman ve yol inşaatına başladı. Daha önce Samsun’a mı yoksa Mersine mi liman inşaatına başlanması tartışmaları sürüp giderken Demokratlar iki limanın inşaatına birden başlamasına muhalefet bir radyo konuşmasında: “İnanmayınız bunlar secim taslarıdır,”sözleri hala kulaklarımda çınlamaktadır. Demokratlar gerçekten de her iki limanın da inşaatını zamanında tamamlayarak ülkemizin çok önemli iki limanını güvence altına almışlardır. Limanların memleket ekonomisinde olan yerinin ne kadar önemli olduğu anlaşılınca, liman inşaatları sonraları da son hızla ilerleyerek diğer limanlarımız, yat ve balıkçı barınaklarımız tamamlanmıştır. Liman inşaatında o kadar ileriye gidilmiştir ki bugün, bazı limanlar ve barınaklar atıl durmaktadırlar.

Samsun’dan sonra Hopa’ya giderken uğranılan Ünye, Fatsa, Ordu, Tirebolu, Giresun, Görele, Akçaabat, Trabzon, Of, Sürmene, Rize ve Hopa’da da durum aynı olup indirilen, bindirilen yolcular aynen Samsun’daki gibi durumlarla karşılaşabiliyorlardı. Yükler yani fındık, çaparlarla açıkta demirleyen gemilere yüklenir, çaparlara boşaltılan yükler de sahile tabii hava izin verirse boşaltılırdı. Kıs yarıyıl tatilinde Trabzon’dan İstanbul’a dönerken memleketim olan Ordu’da birkaç gün kalmak için uğramak istediğimde gemi fırtınadan bizi Ordu yerine Fatsa’ya çıkarınca,”eh ne var bunda dedik, Fatsa ile Ordu arası kaç kilometre ki yürüyerek bile gideriz,”diye düşünürken kazın ayağının hiç de öyle olmadığını bizzat yasayarak gördüm. Fatsa ile Ordu arasındaki yol dağlardan geçiyormuş ve Koç Boynuzu geçidi kardan kapalıymış. Tabii o zamanlarda yolları açmak için kar makineleri olmadığından yol baharda açılırmış. Fatsa’dan Ordu’ya gitmek için tek araç gene gemiymiş ama o da bir hafta sonraymış denilince, Ordu’ya gidecek olan yolcular birleşerek, Fatsa’da bir motor kiralayarak on altı saatte Ordu’ya varabildik. İşte 1940’larda Ordu’dan memleket manzaraları ve yol durumları böyleydi…



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?