Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

BARBAROSUN KAHRAMAN TORUNLARI

BARBAROSUN KAHRAMAN TORUNLARI

İnsan, «Rüsumat 4 Numara» nın bu macerasını okur­ken, kahraman Barbaros Hayreddin dört yüz yıl önce Berberistan’da Haçlılar donanmasına oynadığı bir oyunu hatırlamamak mümkün olmuyor. Çünkü yalnız çaplarımüstesna olmak üzere yapılan manevra ve tedbir hemen hemen birbirinin aynıdır.

Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul’da temelli Kap­tan Paşalık mevkiini işgal etmezden biraz önce, İstanbul’dan da gördüğü bir miktar yardımla gitmiş, meşhur İm­parator Şarlken ile ittifak zilletini kabul etmiş olan Tu­nus hükümdarının elinden Tunus’u almıştı. Bunun üzeri­ne imparator Şarlken muazzam bir ordu ve büyük bir do­nanma ile Tunus üzerine gelip Barbaros’u muhasaraya kalkıştı. Düşman donanması bütün sahili tarıyor, buldu­ğu Türk korsanların filolarını faik kuvvetiyle mahvet­mek istiyordu. Tunus ile Cezayir arasındaki bir nehir ağ­zı civarında Barbaros’u on dört gemilik bir filosu bulun­duğunu, doğru olarak, haber de almıştı. Fakat çok uzağı gören Türk kahramanı da her ihtimali iyice düşünmüş­tü. Kaptanlarına, kadırgaları nehir ağzında doğru en mü­nasip yerlerde iyice batırmalarını ve takımlarıyla silâh­ların karaya almalarını emretti. Barbaros Tunus’ta imparatorla muharebe ederken buraya gelmiş olan Haçlı­lar donanması denizin yüzünde bir sandal bile göremedi­ler ve Tunus’a dönüp, yakınlarda Türk gemisi olmadığını bildirdiler.

Tunus muharebesi imparator ordusunun kahir kuv­vet üstünlüğü ve bilhassa Arapların Türklere hıyanetiyüzünden Barbaros’un aleyhine dönünce, Hayreddin Pa­şa, yanında meşhur Aydın Reis ve Sinan Reis ile bir avuç Türk olduğu halde, düşmanla dövüşe dövüşe sahil bo­yunca o nehir ağzına kadar ricat etti. Gündüz ve gece çalışılarak on dört kadırganın suları boşaltıldı, arması donatıldı, silâhları konuldu ve Barbaros, erleriyle filo­ya atlayarak bütün Avrupalılardan intikam almak üzere engine açıldı. Bunu duyan düşman amirali tekrar oraya koştuysa da, o geldiği zaman kuş uçmuş, kervan çoktan göçmüş­tü!

Ordu limanında «Rüsumat 4 Numara» nın macerası Barbaros’un ruhunun genç gemicilerimizde yaşadığını gösteren bir hâdiseden, terinin parlak bir tekerrüründen başka bir şey değildir.Bizden, «Rüsumat 4 Numara» nın kahraman kaptan­larına ve yavuz mürettebatına, yıllar sonra da olsa, bir kere daha sonsuz tebrikler ve takdirler!

 

 

RÜSUMAT 4 NUMARA'NIN SON MACERASI HÜZÜNLE BİTİYORDU…

Batum’da «Rüsumat 4 Numara» nın tamiri için Rus­lar çok yüksek miktarda para istemişlerdi. Hamiyetli denizcilerimiz, millî hükümetin dar bütçesinden bu kadar paranın çıkmasına razı olamadılar; lüzumlu kereste vesaireyi hariçten alarak gemiyi kendileri tamir ettiler. Yalnız zaten lüzum olmayanı yanmış prova direği büsbü­tün kesildi, gemi tek direkli kaldı.

Bu işler bir ay içinde yapıldıktan sonra emektar ge­mi  Batum’dan tekrar top, tüfek, makineli tüfek, cepane ve telefon cihazları yükledi. 1921 yılı Eylülünün 26 ncı gü­nü Batum’dan, bu çok kıymetli yükü ile tekrar denize açıldı; ertesi gün Trabzon’a vardı. Oradan, durmadan yo­luna devam etmesi ve silâh ve cephaneyi Samsun’a çıkarması emrini aldı. 28 Eylül sabahı hava açılırken gemi Samsun’a gelmiş, merkez Liman Reisi Komodor ve Bin­başı Refik Beyin yardımıyla yükünü hemen boşaltmıştı. Sandalcıların ve halkın bu işteki gayreti, şevki tarif olu­namaz derecede idi. Gemi burada hiç durmadan hemen tekrar, boş olarak Trabzon’a yol verdi. Çünkü bu sıralar­da düşmanın karakol harekâtı, tacizatı daha fena bir ma­hiyet almıştı. Düşman gemileri eskisi gibi sahil boyunca seyretmediklerinden,   yaklaştıklarının haberini almak mümkün olmuyordu.

«Rüsumat 4 Numara», Trabzon’a doğru sahil boyu seyrine o gece arızasız devam etti. Bu sıralarda düşman ise sahile dik bir rota ile açıktan Kemer burnuna doğru iniyordu. 29 Eylül sabahı hava açılırken, çok şiddetli yağmurla bir yıldız borası esmeğe başladı...

«Rüsumat 4 Numara» Tirebolu’yu geçmişti. Onların görmedikleri, bilmedikleri düşman ise Kemer burnundan batıya dönerek öylece sahil boyu seyre başlamıştı. Bir­birinden habersiz iki taraf arasında mesafe her an kısalıyordu, Düşmandan haber alan komutanlık evvelce işi acele olarak bildirmişse de, liman reisleri telgrafın geç kalışından dolayı bunu «Rüsumat 4 Numara» süvarisine yetiştirememişlerdi.  «Rüsmuat 4 Numara» Görele’yi geçtikten sonra de­nizler ve hava, Karadeniz’in o malûm azgınlığı ile büsbü­tün şiddetlendi. Zaten boş olan gemi, seyrine göre, en­ginden yuvarlanıp, gelen büyük dalgalara bordasını ver­mekte olduğundan, ecel bitiği gibi, küpeşte küpeşteye yalpa ediyordu.

Tam İnesil köyü önüne gelinmişti. Yağmurun ve ha­vanın yaptığı sis tabakası görüş mesafesini pek kısaltmıştı. «Rüsumat 4 Numara» mürettebatı bu sis içinde ve bir mil kadar bir mesafede hafif bir duman seçtiler vevakit kaybedilmeden gemiyi daha fazla sahile yaklaştır­dılar. Biraz sonra bu dumanın bir düşman torpidosu ile ya­nındaki nakliye gemisine ait olduğu görüldü.

Şimdi ne yapılacaktı? Tabiî bunlara karşı durma ve­ya süratten istifade ederek kaçma imkânları yoktu. Ya­pılacak tek bir şey vardı: Gemi boş da olsa onu düşmana teslim etmemek! Bu harp denizciliğinin birnamus ve şe­ref prensibi idi. Bunun uğruna ölüm seve seve kabul edi­lecekti. Herkes vazifesi başında demir gibi metin ve taş gibi sakin duruyor, yalnız gönüllerde tutuşan bir hiddet ve intikam volkanı, görünmez alevlerini saçıyordu.Süvari Yüzbaşı Mahmut Bey geminin başını sahile çevirerek yol verdi.

Aynı zamanda düşman da Türk kaptanının fikrini anlayarak «Rüsumat 4 Numara» nın üzerine top ateşine başladı. «Rüsumat 4 Numara» bu ateşe ehemmiyet vermeyerek fırtınalı denizin korkunç dalgalarla dövdüğü kı­yıya doğru gidiyordu. Düşman mermileri geminin yanın­dan, üstünden geçiyor, deniz kıyısına ve Eynesil köyü üze­rine düşüyordu.

«Rüsumat 4 Numara» işte bu vaziyette, düşman eli­ne seçmemek için, o sırada her gemicinin korku ile uzak­laşmağa çalışacağı sahile baştankara bindirdi. Dalgalar o kadar büyük ve kuvvetli idiler ki, bu anda geminin tek küçük sandalını metaforadan kopardı ve aldı, götürdü. Zaten küçük sandal olsa da, olmasa da bu fırtınada ka­raya çıkabilmek çok güç bir işti.

Esasen düşmanın top ateşi devam ettiği halde kimse karayı düşünmüyor, o sırada yapacak fazla vazife arıyordu. Fedakâr Baş çarkçı Arif Bey tekrar son silâhı olan ve gemiyi batırmağa hizmet edecek deniz musluklarının başına koşmuş, onları açmıştı. Etrafa düşen mermiler onun aklına bile gelmiyordu! Artık hain düşmanın sev­gili «Rüsumat 4 Numara» yı, Türklerden, alınan harp ga­nimeti diye yedeğine bağlayıp götüremeyeceğine emindi.

Top ateşi altında, süvari Mahmut Bey, mürettebata, artık gemiyi bırakıp karaya çıkmaları emrini verdi. Ge­miye verilen mahrem evrak imha edilmiş, mürettebata yardım için gemideki yüzer maddeler ve eşya denize atıl­mıştı. Süvari Mahmut Bey, denize atılan mürettebatın büyük dalgalar, soluğanlarla boğuşarak karaya çıktıkla­rım gemiden seyretti.

Köy halkı, şiddetli top ateşi altında sahile koşmuş­lar, çıkanlara candan yardıma başlamışlardı.

Erlerden sonra gemi subayları da büyük tehlike ve zahmetlerle kenara çıkabildiler. Bu esnada süvari Mah­mut Bey de, köprü üstü altında patlayan bir merminin gaz sarsıntısı ile dalgalar arasına düştü; boğulmak teh­likesinde iken, fedakâr bir çavuşun, denize atılarak yar­dım etmesiyle kurtulabildi.

Düşman gemiyi bir saat kadar bombardıman etti; kırktan fazla mermi attı. Bunlardan gemiye ancak beş mermi rastlamış, yalnız ırgat sakatlanıp baş omuzlu­ğunda da küçük bir yara açılmıştı. Düşman bu kadar çok gayret ve mermi sarf ettikten sonra gemiyi tamimiyle tahrip ettiğine kanaat getirerek karayele doğru yol ver­di, gitti, Ancak atılan mermilerle Eynesil köyünü, zavallı köylü kardeşlerimizin yurtlarını harap etmişti.

Süvari Mahmut Bey ile arkadaşları, fırtına geçtikten sonra tekrar gemiyi kurtarma ameliyatına başladı­lar, Eynesil köyü halkı bu hususta onlara can ve başla her gün yardım ettiler. Fakat birkaç gün sonra oradan ge­çen düşman torpidosu gemiyi tekrar muayene ederek kur­tarma teşebbüslerinin farkına vardı ve bu sefer tekneyi hedef ederek, makineyi de parçalayıncaya kadar bombar­dıman etti ve artık vatan denizinin kumları, fedaî «Rü­sumat 4 Numara» nın muazzez mezarı oldu.                                                           

Bu hâdisede bulunanlar içinde ikinci çarkçı Yusuf, güverte mühendisi Kemaleddin Salih, makine mühendisi Cevat Beyleri de ötekiler arasında zikretmeli ve yine bü­yük Namık Kemal’in şu sözüyle yazımıza son vermeliyiz: «Fedakârın kalır tezkir-i namı kalb-i millette!»

 

KAYNAK NOTU:  Bu yazı dizisi Araştırmacı Yazar Ahmet Cemaleddin Saraçoğlu tarafından yazılan ve 1953 yılında İnkılâp Kitabevi tarafından İstanbul’da yayınlanan “Gazi Gemilerimiz” adlı kitabın bir bölümünden  özet alıntılar yapılarak hazırlanmıştır. H.N.Güney

 

 

 



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?