Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
  • HABERLER
  • YAŞAM
  • ÇADIRLARDA YATAN BİR ORDU VALİSİ “MUHSİN GÖKKAYA” Araştırma: H.Naim Güney

ÇADIRLARDA YATAN BİR ORDU VALİSİ “MUHSİN GÖKKAYA” Araştırma: H.Naim Güney

ÇADIRLARDA YATAN BİR ORDU VALİSİ “MUHSİN GÖKKAYA”  Araştırma: H.Naim Güney

Demokrat Parti Hükümetinin iktidarda olduğu 1950’li yıllardan itibaren her yerde olduğu gibi Ordu'da da yol çalışmaları hızla başlamıştı.Ordu halkı zaten yıllardır her gelen Validen ve iktidardan ısrarla yol talep etmektedir. Ordulu vatandaşlar 1950’lilerde yola, suya, elektriğe, telefona, mektebe kısaca her türlü devlet hizmetine aç ve susamıştır.

Yol yapma faaliyetlerine kendini iyice vermiş, hizmeti ibadet gibi gören bir Vali de nihayet Ordu'ya atanmıştır.. Bu Valinin adı Muhsin Gökkaya’dır. Ordu Valisi olarak görev yaptığı 31 Ocak 1955 ile 24 Mart 1957 tarihleri arasında Devlet adamı kimliğiyle büyük gayretler göstermiştir. Mardin Valiliğinden Ordu’ya atanan genç Vali Muhsin Gökkaya’yı Ordu’lular kendilerine yakın bulmuş ve çok benimsemişlerdir.

Vali Muhsin Bey zamanında yol yapımının yanında eğitime okula da önem verilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk´ ün 19 Eylül 1924 günü Orduya ilk defa gelmesinin anısına Ordu halkının bir şükran borcu olarak Ordu Valisi Muhsin Gökkaya tarafından 16 Ekim 1956 günü Düz mahalledeki okula "19 Eylül İlkokulu” adını vermiş ve aynı adla 22 Ekim 1956´da okul eğitim öğretime başlamıştır.

Vali Muhsin Gökkaya köy ve kasaba yolları yapımını takip için bir hafta boyunca çadırda kalmasıyla ünlüdür. Ordu’da yeni yolların yapımında gösterdiği olağanüstü çabalardan ötürü ona halk “Çadırlı Vali “ adını takmışlardır.

1955 yılında Ordu’ya geldiği günden itibaren Vali Muhsin Gökkaya köylerin ihtiyaçlarını yerinde görmek için dağ tepe demeden dolaşmaya başlamıştır. Motorlu bir vasıtanın henüz gidemediği köylere ulaşmak için saatler boyunca karış karış patika yollarda yürür. Vali Muhsin Gökkaya Ordu’da işte o patikalardan köylere doğru yürüdüğü zaman yola olan ihtiyacın ne demek olduğunu anlamıştır.

Köy köy saatlerce yaya şekilde Ordu'lunun ihtiyaçları için koşturan Vali Muhsin Gökkaya’dan herkes memnundur. Ama Vali Bey’den öğretmen olan eşi pek memnun değildir. Çünkü Çadırlı Vali Muhsin Bey, 40 gün içinde 12 gün evde kalabilmiştir. Köylerde dolaşıp yollarda yorulan Vali, sonunda yaptığı hizmetlerin karşılığında açılan yolları görünce çok mutlu olmaktadır. Vali Muhsin Gökkaya’nın bir buçuk seneyi aşkındır bulunduğu Ordu’da yaptığı olumlu çalışmalar da üst makamların gözünden kaçmaz. Vali Muhsin Bey, tam bir görev adamıdır, onun mesaisinden tüm mebuslar ve bakanlar memnundur.

Vali Muhsin Gökkaya’nın görevi başında iken Fatsa ile Aybastı arasında motorlu vasıtaların gidip geleceği kalitede bir karayolu henüz yoktur. Vali Muhsin Bey bütün ağırlığını bu yolun açılmasına koyar. Fatsa-Aybastı yolu, köy yolları birliğine bağlı 2500 amele tarafından kazma, kürek, balyoz, manivela ve barutla sonunda açılır. Bu birliklere bağlı imece ameleler de vardır. Bu fedakâr insanlar kan ter içinde yağmur, çamur, gece gündüz demeden çalışarak, köyleri birbirine bağlamaya devam ederler.

Fatsa-Aybastı yolunda binlerce amele tarafından sürdürülen yol çalışmaları boyunca Vali Muhsin Gökkaya o insanlarla birlikte çadırda bir hafta kalmış, yollarda çalışan köylülere cesaret vermek, yüreklendirmek adına memleket davası için oradan ayrılmamıştır. On dört gün yolda bilfiil çalışan amelelere günlük yevmiye vermek icap etseydi bir milyon lira ödenek icap edecektir. Halbuki bu ameleler gönüllülük esasına dayalı olarak ücret almadan çalışırken, sadece adam başına günde birer ekmek alırlar. Otuz bir köyün birliğine bağlı binlerce köylü amele bu yolları açmayı başarmıştır.

Vali Muhsin Gökkaya’nın makam arabası olarak kullandığı cipi çoğu köyde ilk defa görülmektedir. Bununla ilgili bir anekdot ulusal basının kayıtlarına şöyle geçmiştir:

“…Vali Muhsin Bey cipi ile yeni açılmakta olan bir yolda ilerlerken tarladan aniden fırlayan bir çocuk ile 80 yaşlarında bir ihtiyar yolunu kesmiştir. İhtiyar ciptekilere dönüp: “Soğuk suyumuzdan içer misiniz? Suyumuz çok iyidir” demişti. Vali Muhsin Bey suyu içerken yaşlı adam duayla başlayıp: “Allah’a şükür, Allah devletime zeval vermesin. Allah Vali Paşa’yı başımızdan eksik etmesin. Bana bu köyün de bir gün otomobil göreceğini gösterdi. Biz de artık malımızı, hastamızı rahat rahat kamyonla şehre götüreceğiz.” Vali Muhsin Bey yaşlı köylüye: “Adın ne baba? Sen de bu yollarda çalıştın mı?” deyince, ihtiyar: “Bana Mehmet Yazıcı, derler. Köyümün yolunda çalışmak bana nasip olmadı, ben ancak çalışanlara su taşıdım. Hamdolsun oğlum benim yokluğumu belli etmedi, hem ameleyle birlikte çalıştı, hem de bu yol için 5-6 yüz lira masraf etti” deyince Vali Bey: “Ne masrafı bu?” sorusuna yaşlı adam: “Bu dağlar kayalar dinamitle deliniyor oğul, bir an evvel yol açılsın diye kendi paramızla dinamit aldık” dedi. Vali bu sefer: “Nerede oğlun şimdi?” diye sordu. Yaşlı adam: “Orada yolunuz üzerinde dağları deviren, kayaları uçuran 1500 köylüyü göreceksiniz, işte onlardan biri de benim oğlumdur. Sorun Mehmet Yazıcı’nın oğlu kim diye, gösterirler, size…”

Vali Muhsin Gökkaya, Kayaköy, Küpdeşen, Hacıköy, Eskiköy ile Ulubey’in Refahiye köyüne kadar kısmen açılmış olan ve kısmen inşaatına devam edilen 26 kilometrelik yola tekrar koyulur. Ciple sallana sallana süren seyahat devam ederken bir köy düğünü havasında çalan davul zurnaların sesini yakından duyarlar. Vali Muhsin Gökkaya kalabalık bir grubun omuzlarında kazmalar, baltalarla geldiklerini görür. Köylü grubu kendilerine düşen yolu tamamlamışlar, başlarında davul zurna ekibiyle köylerine dönüyorlardı.

Vali bey cipiyle köye yanaştığında büyük bir alkış tufanı kopar. Vali Muhsin Bey’in cipi bu köye giren ilk motorlu vasıta olduğu anlaşılır. Vali Muhsin Gökkaya cipinden inip, herkesle tek tek tokalaşırken, yolda çalışan diğer arkadaşlarının nerede olduğunu sorar. Köylü vatandaşlar Vali Bey’e “Beyim, yol boyu binlerce köylü ile doludur. Şu ileride 10-15 kilometrelik yerimiz kaldı yolun öbür ucuna kavuşmaya…” derler. Vali Muhsin Bey yolda ağaçlar arasında ilerleyerek 5-6 evle sarılı bir yola girmiştir. Vali Muhsin Bey’in cipinin önüne çıkan iki köylü ellerindeki bir danayı yatırmış ve yolu da kesip kapamışlardır. Vali Muhsin Bey’in cipi yaklaşınca danacığı kurban ederler ve kanını köylerine gelen ilk motorlu vasıtanın tekerliklerine sürerler.

Dananın kurban edildiği bu köyün adı Eskiköy’dür. Vali Muhsin Bey’in yolunu kesenlerin adeta gözlerinin içi gülmektedir. Yıllar yılı yol yokluğundan kıvranan kadınlar, erkekler, doğduğundan beri hiç otomobil görmemiş çocuklar Vali Muhsin Bey’in cipi ayaklarına kadar gelince sevinçten çılgına dönmüşlerdir. 9-10 yaşlarında bir Karadeniz çocuğu kendine has şivesiyle: “Ha bu cipin lastiklerine yüzümü süreyim. Başımı tekerlerin altına koyayım da üzerinden geç” der ve yere kadar uzanıp, cipin tekerleğini öper. Çocuğun bu saf hali ve kurban kesenlerin sınırsız heyecanı unutulacak gibi değildir.

Bu sırada köy yolları birliğinin grup başı olan Şükrü Etyemez, sevinçten uçacak gibidir. “Bugün Kurban Bayramı’nın 3. günüdür. En çok 3 gün sonra bu yol tamamdır. Cip mola vermeden dokuz dolambaç mevkiine kadar gidecek” deyince, bir alkış tufanı daha kopmuştur. Cipi gören ameleler kazma küreği bırakmış, avuçları çatlarcasına Vali Muhsin Gökkaya’yı alkışlamaktadırlar. Yol boyuna kurbanlar kesilmektedir.

Vali Muhsin Gökkaya’nın yanındaki misafirler atlara binerken Vali Muhsin Gökkaya ata hiç binmez, yürümeye devam eder. Vali Muhsin Bey’i iyi tanıyan Şükrü Etyemez yanındakilere “O ata binmez, hepimizi yürümekten yollara serer. Maşallah Vali Bey’imiz çok dayanıklı ve mukavimdir. Köylüyü coşturan ve gece gündüz demeden çalıştıran onun önderliğidir. Çadırda onlarla bir arada yatar, sofraya onlarla oturur, ormana onlarla dalar, yola onlarla çıkar” diye Vali Muhsin Gökkaya’yı anlatmaya çalışır.

Vali Muhsin Gökkaya ve yanındaki heyet nihayet atın dahi gidemeyeceği kesif bir ormana girmişler, düşe kalka yürümeye devam ediyorlardır. Asfalttan, düz yoldan ayrılmayan şehir insanları için bu fundalık ve çalılık içinde ilerlemek hayli sıkıntı veriyordur. Ayakkabılar ve pantolonlar perişan olmuştur. Nihayet Vali Muhsin Gökkaya 12 kilometrelik yolun tamamını yürüyerek geçmiştir. Bu yorgunluğun mükâfatı olarak Vali Muhsin Bey ve arkadaşlarına sürpriz bir kır sofrası hazırlanmıştır. Nahiye Müdürü, Nafia Müdürü, Yol sevdalısı Ferhat Köymen ve Vali Muhsin Gökkaya, mısır ekmeği ile birlikte tavuklu, etli yemekleri afiyetle yemek için yere kurulan mükellef sofranın etrafına iştahla otururlar.

Şükrü Etyemez yemekten sonra Bahtiyar köyü muhtarını Vali Muhsin Bey’le tanıştırır. Bahtiyar köyü, Fatsa tarafındaki yol birliğine dâhil olmamasına rağmen, bayram günlerini boş geçirmemek için köyce çalışabilecek bütün ameleler toplanıp, yola yardıma gelmişlerdir. Vali Muhsin Bey de bu olumlu tutumu görünce memnun olmuştur. 130 haneli, 954 nüfuslu Bahtiyar köyü halkına muhtarları vasıtasıyla teşekkür ve selam gönderir. Vali Muhsin Bey ve yanındaki heyet o anda Eskiköy ile Kayaköy arasında bulunmaktadır. Eskiköy ile Kayaköy’ün 140 hanesi ve 1100 nüfusu vardır. Köyün bir uçtan bir uca mesafesi iki saattir. Eskiköy ise 230 hane ve 2500 nüfuslu, 3 saatlik bir kutra sahip, 6-8 saatlik bir mesafededir. Muhtarın ifadesiyle daha bu yıl (1957) 8 köylü vatandaş 6’sı kadın, 2’si erkek yollarda can vermiştir.

Bu kadınlardan 4’ü hamiledir. Sancıları vaktinden evvel tutan bu hamile kadınları taşımak için köylü tek çare olarak sal yapmıştır. İki erkek salı omuzlayıp, Fatsa’ya doğru yola çıkarlar. Yolda mola verdiklerinde birde bakarlar ki hamile kadıncağızın sesi çıkmıyor, çağırırlar, bağırırlar ama hiç ses yoktur. Kadının yüzünü açarlar ve bakarlar ki kadın ölmüştür. Diğer hadise de yine sal ile şehre götürülen bir kadının hastaneye vardıklarında yollarda öldüğü anlaşılır.

O yıllarda Gölköy’de üretilen patatesleri köylü pazarlara kadar atla, katırla ya da sırtında götürürdü. Pazardan aldıkları ihtiyaçlarını da köye dönerken sırtında şelek, hey, göcek denilen büyük sepetlerle taşırlardı. Bu şekilde süren hayatlar, şansız ölümler yıllar yılı devam ederken, 1957 yılı itibarıyla artık şehirlere kamyonla, otobüsle rahatça yeni açılan yollardan gelip gideceklerdir.

Bunun manasını bugünkü kuşaklar maalesef anlayamaz ve kavrayamaz. Bunu ancak eskiden bu çileyi çeken eski kuşak büyüklerimiz dedelerimiz ninelerimiz anlar. Bugünkü nesil için hatta kıymetli öğretmen eşi için bile Sayın Vali Muhsin Gökkaya, sadece devlet görevi yapan bir idarecidir. Ama Muhsin Gökkaya bu yolların kıymetini bilen, Ordulular için unutulmaz ve eli öpülesi bir adamdır. Bu vesileyle Muhsin Gökkaya’ya ve onunla beraber yollarda hizmeti geçen tüm büyüklerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?