Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Seyyar satıcılıktan yazarlığa…

Seyyar satıcılıktan yazarlığa…

Acısını, anısını kitaplara yansıtan bir kadın… İstanbul’da seyyar satıcılık yapan Ordulu Nalan Türkeli, çocuk yaşta başlayan acı dolu hikayelerini kaleme alıyor. İlkokul mezunu olmasına rağmen muhteşem eserlerin altına imza atıyor.

Röportaj: Mustafa KIRLAK

ACININ EDEBİYATI!

Nalan Türkeli… 61 yaşında bir Ordulu… Hayat onu ilkokulu bitirdiğinde küçük yaşlarda gurbete sürgün etti. Çocukluğu yerine acıyı yaşadı. Ama o pes etmedi. Okumayı çok sevmesine rağmen yarım bıraktığı eğitimini tamamlayamadı ancak, insanların okuması için seyyar satıcılıktan kazandığı paralar ile 5 kitap yazdı.  O eserlerin mimarı Türkeli ile konuştuk. Bize yaşadığı zorlu dönemleri ve kitap yazmaya nasıl başladığını anlattı. Bir kadının isteyince neler başarabildiğini gösterdi. Türkeli ile yaptığımız acı dolu yaşam hikayesi ile sizi baş başa bırakıyoruz.

Nalan hanım, öncelikle sizi tanımayan okuyucularımız için kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Nalan Türkeli. 1959 doğumluyum. Aslen Orduluyum. İlköğretimimi Ordu 19 Eylül İlköğretim Okulu’nda tamamladım. Ortaokulu terk ederek İstanbul’a yerleştim. 2 çocuğum var. Aslında 3… En büyük oğlum kanser hastalığı nedeniyle vefat etti. İstanbul Ümraniye’de 40 yıldır seyyar satıcılık yapıyorum. Kendimi bağımsız ve özgür hissettiğim için bu işi tercih ediyorum. Kimseden emir almıyorum. Neticede hiç kimseye hesap vermiyorum.

İstanbul’a gitme sebebiniz nedir?

İstanbul’a gitme sebebimiz ailemizin dağılması ve yuvamızın yıkılmasıydı. Kardeşlerimin birçoğu yetimhaneye verildi. Çok kısa bir süre yetimhanede bende kaldım. Fakat kız çocukları uzun süre kalamadığı için bizi halam geldi, 13 yaşındayken kız kardeşimle beni İstanbul’a götürdü.

“İLKOKULDA KLASİK DÜNYA ROMANLARI OKUYORDUM”

Aslında en çok merak ettiğim sorulardan bir tanesi kitap yazma fikri aklına nasıl geldi?

Aslında ben kendimi bildim bileli yazıyorum. Çocuk yaşlardan beri şiir yazıyordum. İlkokula giderken öğretmenlerim en güzel şiiri benim yazdığımı söylerlerdi. Yani edebiyata bir yakınlığım ve ilgim vardı. 5’inci sınıfa kadar klasik dünya romanları okuyordum. Maksim Gorki, Victor Hugo… Hatice ablam vardı, ondan alıyordum bu kitapları. O dönemlerde en güzel şeyin okumak ve yazmak olduğunu keşfettim. Ondan sonra hiç kalem elimden düşmedi. İyi veya kötü bir şeyler yazmaya çalıştım. Daha çok toplumsal duyarlılığı olan her insanda yazma isteği vardır. Yazmak isteyen insan evrensel bakar hayata… Araştırır, okur ve zaten okumak zorundadır. Okumayan insan hiçbir şeyi öğrenemez. Hayata farklı pencerelerden bakılması gerekiyorsa çok okumak gerekiyor.

“BİRÇOK YAYINEVİ’NDEN KOVULDUM”

İlk kitabınızı ne zaman çıkarmaya karar verdiniz?

İlk kitabımı 1996 yılında çıkardım. İsmi Varoşta Kadın olmaktı. 80’li yıllarda kısa öyküler kitaplaşmaya başladı. Ben de kısa kısa öyküler yazmaya başladım. Daha sonra yazdığım öyküleri bir araya getirerek Cağaloğlu’nda birçok yayınevinin kapısını çaldım. Kibarca kovuşmuşumdur. Ciddiye bile alınmadım. Fakat ben yılmadım. Bir günlük tutmayı kafama koydum. O günlüğe yazdıklarımla belki anlatabilirim dedim. Toplumsal duyarlılık taşıyan herkes bir şekilde bir çığlık atmak ister. Varoşta Kadın Olmak böyle günlüktü. Aslında orada bir çığlık atıyordum. O dönemlerde ciddi rahatsızlıklar geçirdim. O şartlarda çalışamadığım için oturduğum yerden zaman da ayırabiliyordum. O sıralarda ben dedim ki, bir kitap yazacağım ve tüm dünya bu kitabı duyacak. Bu şekilde kitabı ortaya çıkardım.

“ÖNCE İLGİLENMİYORUZ DEDİ, DAHA SONRA KOŞARAK GELDİ”

Peki daha sonra kitabınız nasıl basıldı? Kovuldum dediniz birisi mi aracı olup yardımcı oldu?

Aslında hayır. Bir insanın bir şey yapmak istiyorsa önce kendisinin inanması gerekiyor. Netice çok büyük hayal kırıklıkları yaşadım. Birçok yayınevi kesinlikle bakmadı. O zamanlar ilkel şartlarda yazıyordum. Örneğin bir kağıt buldum yerden ona hemen bir şey yazıyordum. Sigara kağıdına bile yazı yazmışlığım var. Onları gidip sıralayarak diktim. Sonra bir yayınevine girdim. Kıymet Yücek diye bir bayan vardı. Durumu ona anlattım ve bana  “30’lu yıllarda daha çok acı barındıran kitaplara bakıyorduk, biz artık bakmıyoruz” dedi. Sonra oradan çıktım ve bir banka oturdum. Bir baktım Kıymet hanım bana koşa koşa geliyor. Yanıma gelip ön yargılı davrandığını, yazılarıma bir göz atmak istediğini söyledi. Yazılarımın fotokopisini aldı. Ben heyecanlandım ve basılacak mı diye kadını sıkboğaz etmeye başladım. Bana, “Ben basılacak diye almadım. Merak ettim, bir göz atmak için aldım. Belki içerisinde çok önemli şeyler de olabilir ama bunların toparlanması gerekir” dedi. Bilgilerimi aldılar ve oradan eve gittim. Bir dönem sonra komşuma bir telefon geldi, yayınevinden aramışlar. Koşa koşa aldım telefonu, kitabı çıkaracaklarını söyledi. Telif sözleşmesi yapacaklarını söylediler ama telif sözleşmesi neydi onu bile bilmiyordum. Çok ölü bir fiyattan yüzde 7,5 telif ücreti imzaladık. Aslında para da gözetmiyordum. Yeter ki kitap çıkarım diyordum. Kitap çıkınca bir anda patladı. Türkiye’nin gündemine oturdu. 2 yıl sonra yurt dışından duyuldu. Türkiye’de çeşitli seminerlere davet edildim.

“YAŞAMIMIM ÇIĞLINI ANLANTTIM”

O kitapta neleri anlatıyordunuz?

Yaşadığımız zorlukları anlatıyordum. Bu zorlukları genele yayıyordum.

Mesela ben kendi yoksulluğumu dile getirirken kadın olmayı vurguluyorum. Halbuki benim fazla da bir bilgim yok. Bir televizyonumuz vardı. Kafasına bir yumruk atmadan çalışmıyordu mesela. Elektriğimiz vardı kancalı idi kaçak elektrik kullanıyorduk. Ara sıra oksitleme yapıyordu salladığın zaman tekrar geri geliyordu. Yaşamımın bir çığlıydı yani. Gerçek bir anlamda olgusallık vardı. Mesela İstanbul’da yeni yerleşim yerlerini mafya aracılığıyla yapılan gecekondulaşmayı anlatmışım.

O zamanki iktidarı eleştirmişim. Genelde biraz da çoğunluğu siyasi içerikliydi. Çünkü gerçek anlamda siyasal İslamcılığın yönetmesi her zaman benim tepkimi çekmişti. Gerçek olarak biliyordum onların siyasal İslamcı olduğunu ve rant için çalıştıklarını, yoksul kesimi sorgulamadıklarını, kendileri saraylarda yaşarken sadaka kültürüne inanmış insan topluluğu yaratıyorlardı.

Peki ilk kitabınız da dünyaya duyurma hedefinize ulaşabildiniz mi?

Ben bu kitabı inanarak çok yazdım. Bu da dünya çapında bir kitap olacak. Varoşta Kadın olmak Fransızcaya da çevrildi. Belgeseli çekildi. Ben birçok Avrupa ülkesini gezdim. O kitapla birlikte 2000’li yıllarda, 2004 yılında yine çıkmıştım yurt dışına. Panellere, seminerlere katıldım. Orada da basımı gerçekleşti. Eğer olsaydı Amerika’ya da gidecektim.

Bugüne kadar kaç kitap yazdınız?

Bugüne kadar kitap yazdım. İlk kitabım demin değim gibi Varoşta Kadın Olmak… Daha sonra ırasıyla Birinde Sen de Varsın, İki Hayat, Beni Tanıdınız Mı ve Dilli Don…

Kitaplarınız roman olarak mı geçiyor?

Hayır. Ben bütün bir roman yazmadım. Yazılarımı bu zamana kadar hep kısa tuttum. Kendimi yetersiz bulduğum için mi ya da hayal dünyam dar olduğu için mi bilemiyorum. Kitaplarım genelde öykülerden ibaret oldu. Birinci gözden ve üçüncü gözden hikâyeler yer alıyor.

Seyyar satıcılık yapıyorsunuz. Hatta tezgâhınızda da kitaplarınızın satışını yapmaya çalışıyorsunuz. Çevredeki eşiniz, dostunuz veya tanımayanlar ne düşünüyor? İlk tepkileri ne oluyor?

Genelde o çevrede benim yazar olduğumu biliyorlar. Birçok televizyon kanallarına konuk oluyorum. Can Ataklı benim en az şey kadar Gökhan Karataş kadar en eski arkadaşımdır. Can Ataklı çok destek verdi. Gökhan Karataş çok destek verdi. Onların aracılığıyla işte gazetelere ve televizyonlara konuk oluyorum.

İdol olarak kendinize yakın gördüğünüz yazar var mı?

Orhan Kemal, Aziz Nesin ve Rus yazar Pablo Neruda…

“27 DOSYADAN YARGILANDIM”

Peki siyasi eleştirileriniz de hiç zorluk veya tepki çektiniz mi?

Siyasette aktif bir yolum yok, maalesef olamıyorum. Bütün duygu ve düşüncelerimi kaleme döküyorum, bu yüzden başım belaya girdi. 27 dosyadan yargılandım. Cumhurbaşkanına hakaretten sürekli mahkemelere gidip geliyorum. Halbuki hakaret falan yok ortada ama herkese hakaret davası açılıyor. Küfretmiyorum, sövmüyorum. Sadece eleştiriyorum. Bir tanesinde özellikle; “bunlar yalan makinesi” diyor. Bunlara yönelik eleştirilerimi getirdim, yazılarımı yazdım. Haberartı Türk diye internet sitesinde köşe yazarlığı yapıyordum. Benim yüzümden başları belaya girdi. Sürekli takip edilmeye başlandım. Hiç ummadığım anda, hiç ummadığım yazılardan hakkımda dava açıldı. Onlarca dava açıldı.

Şu an üzerine çalıştığınız kitap var mı ya da şöyle bir kitap çıkartmak istiyorum dediğiniz?

Bundan sonraki çalışmam araştırma inceleme olabilir ya da bir öykü tadında yine inceleme olabilir. Üzerinde çalıştığım bütüncül bir şey yok. Yine öyküler yazıyorum. Ben daha çok mizah ağırlıklı öyküler yazmaya çalışıyorum, onlarla mizah vermeye çalışıyorum.

“SORGULAMA YETİSİ OLANLAR BU DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLİR”

Aslında herkese örnek olacak bir yaşam hikayeniz var. O kadar acıya rağmen okumayı bırakmamışsınız hatta kitap çıkararak, yaşamınızı tarihe bir not olarak düşmüşsünüz. Günümüzdeki okuma kültürünün kaybolmasını nasıl değerlendirirsiniz?

Okumayan insan kimliksiz insandır. Okumayan insan hiçbir şeydir. Sorgulamayan, okumayan insanın tükettiği oksijen bile boşunadır. Eğer çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakmak istiyorsak kitap okumaktan vazgeçmemeliyiz. Tarihte bu iktidar var oldukça çok büyük acılar çekebiliriz. Bilinçli insanlar bunun farkında. Sürüden ayrılıp sorgulama yetisi olanlar bu dünyayı değiştirebilir. Milyonların aynı şeye inanıyor olmasını söyleyen bir düşünür milyonların aynı şeye inanıyor olması onun doğru olduğunu göstermez. Sürü psikolojisi ile ezberle hareket edenler yüzünden dünya değişime açık değildir. Dünyayı değiştirenler de her zaman tek kişilerdir. Bilim insanlarıdır dünyayı değiştiren. İnanlar değildir. Dinden bağımsız, laik demokrat olan insanlardır. Düşünme yetisi olan olanlardır. Atatürk bize bu toprakları bırakmasaydı, Kurtuluş Savaşını Kuvay-i Milliye ruhunu başlatmasaydı belki de biz bu Ortadoğu bataklığında çoktan gitmiştik.

Nalan hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Gerçekten çok etkileyeceği bir hikayeniz var. İnşallah bundan sonra da hayallerinize ulaşırsınız. Son olarak eklemek istediğiniz veya bizim sormayı unuttuğumuz bir konu var mı?

Ben de sizlere çok teşekkür ederim. Bütün insanlara kitap okumalarını istiyorum. İnansınlar ki kitap okumak kadar başka huzur veren hiçbir şey yok. Sağlıcakla kalın.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?