Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Ali IRMAK

Ali IRMAK

AYAZ BEBEK

2013 yılı Aralık ayıydı. Soğuktu. Alışveriş merkezlerindeki kocaman çamların üzerine serilmiş sarı-kırmızı toplar ile sarı ışıkların her tarafına sarıldığı günlerdi. Yeni bir yılın yeni umutlar getirdiğine inanılıyordu her yıl olduğu gibi ama giden her yıl sanki o anda kalınmasını istiyor, insanları geçmişe bakmaya korkar hale getiriyordu. Yeni yılın, 31 Aralık gecesinin haber verdiği tek şey gelecek yeni acılar, yeni şehitler, yeni cenazeler, yeni savaşlar ile değişmeyen çocuk gelinler, doğumda ölen bebekler, katledilen kadınlar ve soğuktan ölen bebeklerdi…2013 yılı aralık ayıydı;

Kış gecesini buz kesmişti. Giderek artan ayaz cama gerilmiş naylonun alt ucundaki aralıktan yavaşça içeri sızıyordu. Odanın artık sönmekte olan sobası içeriye giren soğuk havanın ısınmasını sağlayamayacak kadar cansız ve güçsüzdü. Bu güçsüzlük içeriye eceli davet ediyor, karanlık odadaki sobanın içindeki cılızlaşan ateşin evin tavanındaki ışık dansı giderek yaklaşan faciayı seyreden ama ses çıkaramayan bir kalabalığı andırıyordu.

Ayaz bu soğuk dünyaya geldiğinin 40. Gününde ilk kez bu kadar sert ve acı hissediyordu iliklerinde soğuğu. Adını sanını ne olduğunu bilmediği bu hissi yaşarken, 40 günlük olmanın verdiği çaresizlik ve yaşadığı hissi anlatabilecek kelimelerinin olmaması onu sadece bu hissi yaşamaya mahkûm etmişti. Tavanda ışık dansı şeklinde belli belirsiz gördüğü ve dans eden belli belirsiz sarı ışık dansı yavaş yavaş beyaz bir ışığa dönüşüyor, ışık beyazlaştıkça iliklerindeki soğukluk hissi artan bir sıcaklığa, göğüslerinde hissettiği ancak ne olduğunu bilmediği acı ise bir nefessizliğe dönüşüyordu.  Çok zaman geçmedi daha yeni görmeye başlayan gözlerine yayılan ışık yavaşça onu kucakladı sıcacık sardı ve yanına alarak sarı ışığın dans ettiği ve içerisi ecel kokan evden alarak annelere kokusundan nasip eden yaratıcısına doğru gitti. Annesi biraz sonra emzirmeye uyandığında Ayaz’ın ruhu cennete gitmiş soğuk bedenini bulacaktı. Babası ise burnundaki evladına olan derin özlem ve merakı ile birkaç saat sonra kalkacağını bildiği nöbet öncesi sıcacık koğuşunda devletin mecbur ettiği duvarlar arasında birazcık olsun uyumaya çalışıyordu “

Aralık ayı geldi, havalar iyice soğumadan seslenmek istedim size; bir bebek daha ölmeden, dünyayı görmeyi öğrenmeden ahreti gören bir bebek daha olmadan yazmak istedim. Hep birlikte bir günahın daha ortağı olmadan yazmak istedim, bir olalım diri olalım bir bebeği bir aileyi de daha sıcacık yaşatabilelim diye yazmak istedim. Bir çocuk; dini, milliyeti, rengi, niyeti, kimin çocuğu olduğu önemli olmadan sadece bir çocuk! İşte o çocukları yaşatmak için şimdi gözümüzü dört açalım, ihtiyaç sahibi çocuklarımız var ise, yardım kuruluşları, belediyeler, siyasi partiler, kanaat önderleri bildirelim. Bir bebek daha esir olmadan soğuğa, ayaza, ecele; biz iyilikle soğuğu esir edelim.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.