Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Ali  KUTLU

Ali KUTLU

COVID koğuşunda yapayalnız tavana bakarken...

Muhtemelen önümüzdeki yılı da oldukça bulaşıcı ve  gripten  6 kat  ölümcül, tedavide tam olarak etkinliği gösterilebilmiş bir ilacı olmayan korona virüs tehdidi altında geçireceğiz.

Şimdiye kadar etkin olduğunu düşündüğümüz başta hidroksiklorokin olmak üzere  birçok ilacın etkinliğini sorgular olduk ve güvendiğimiz dağlara şimdiye kadar hep karlar yağdı. Elimizde etkinliği ispatlanmış damar tutulumuna karşı kan sulandırıcı ilaçlar ve solunum yetmezliği olan vakalarda son çare hazreti steroid kaldı.

Virüs anlaşılan o ki ne ilaç verirsek verelim bildiğini  yapıyor ve maçın sonucunu doğuştan sahip olduğumuz savunma sistemimiz, namı-değer bağışıklık (immün) sistemiz belirliyor. COVID koğuşunda yapayalnız tavana bakarken yanımızda sadece immün sistemimiz olacak...

Aslında hastalığın seyrine etkili olduğu düşünülen aşırı kilo, kellik (androjen etkisi), cinsiyet, kan gruplarıyla ilgili tüm tartışmalar büyük oranda immün sistemle ilişkilidir.

Virüse güçlü bir  yanıt verebilecek  bağışıklık sistemimizin etkili çalışabilmesi için  7-10 günlük bir süreye ihtiyacı vardır. Aşılar bize ihtiyacımız olan bu süreyi savunma sistemimize  virüsü önceden tanıtarak kazandırır.. Görünen o ki kısa süre içinde etkinliği ispatlanmış bir aşının yaygın kullanıma girmesi pek mümkün değil. Aşı geliştirme çalışmaları büyük bir yarış halinde  yaklaşık 130 ayrı grup tarafından devam ettiriliyor. Az sayıda firma Faz 3 çalışmasına (Sonrasında piyasaya sürülüyor) geçtiğini beyan etti. Faz 3 çalışmaları  normalde 1,5 yıllık bir süre almakta  fakat  durumun aciliyeti göz önünde bulundurularak bu sürenin kısalacağı ön görülüyor. Zaten faz1-2 çalışmalar insanlık tarihinde görülmedik  bir hızla tamamlandı.

Muhtemelen önümüzdeki son bahar ve kış ayları içinde virüsün tekrar salgınlara yol açacağını göreceğiz. Bu zaman zarfında virüsün gücünü yitirmesini umacağız. Kaldı ki bu beklentimizin büyük oranda gerçekleşeceğini umuyorum. Şimdiye kadar viral salgınların çok büyük bölümü 2 yıl içinde sönmüştür. Fakat korona da dahil olmak üzere yeni salgın tehditleri hayatımızın bir parçası olmaya devam edecektir.

Daha öncede bağışıklık sistemimizin dengeli çalışmasının çok önemli olduğunu, dengeli ve etkin  bir bağışıklık sistemi için  Çinko, C vitamini desteğinin (çoğu normal beslenen insan bunları zaten alıyor) hekim tavsiyesiyle alınmasının çok önemli olduğunu yazmıştım. 

Lakin sayısız reaksiyonda rol oynayan aslında çok önemli bir hormon olan D vitamini hakkında fazla yorumda bulunmamıştım. Özellikle son çalışmalar ağır COVID vakalarında D vitamini seviyesi düşüklüğüne dikkat çekmekte.

Özellikle Karadeniz bölgesinde olmak üzere insanlarımızın neredeyse %80'ında eksik çıkan D vitamini immün sistemin dengeli ve etkin çalışmasında çok önemli rol oynamakta her geçen gün bu önem daha da çok anlaşılmaktadır. Bölgemizde doğal yollarla ideal D vitamini seviyesine ulaşmamız çok zor. Bu nedenle günde en az 1000-2000 ünite veya haftalık 20 bin-50 bin ünite D vitamin desteğinin hekim tavsiyesine göre 3 ay boyunca alınmasının çok mantıklı olacağını söyleyebilirim.

Özellikle gençler ve sağlık problemi olmayan çoğu kişi muhtemelen hastalığı farkında olmadan veya çok hafif şekilde geçirecektir. Lakin COVID-19 yüksek tansiyon, kalp damar hastalığı, aşırı kilo ve şeker hastalığı olanlar için çok tehlikeli ve ölümcül bir hastalık olmaya devam edecek. Her ne kadar virüsün ilk baştaki kadar ölümcül olmadığını düşündüren bulgular varsa da yüreğimizi ferahlatacak kesin bilgiler henüz yok.

 Sonuç olarak enfeksiyondan korunmak için hiç bir şey sosyal mesafeyi korumanın, maske kullanımının ve genel hijyen kurallarına uymanın yerini alamaz. Lakin korona virüsüyle baş başa kaldığımızda sonucu belki de ilaçlardan daha çok şimdiye kadar varlığını çok önemsemediğimiz immün sistemimiz belirleyecek.

Bu dönemde sağlıklı dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve uykunun yanı sıra virüslere karşı vücut savunmasını arttırmanın bir parçası olarak düzenli sumak tüketimini şiddetle öneriyorum (konunun bilimsel alt yapısıyla alakalı  bir yazıyı daha önce paylaşmıştım). Zaten halkımız bir virüs enfeksiyonu olan uçukta ne kadar etkili olduğunu yakinen bilir. Şüphesiz siyah çay gibi başka bitkilerinde hakkını vermek gerekir.

Aşı geliştirilinceye kadar ya  kel ve A kan grubu olmadığımızla avunup derin derin sigara çekeceğiz, yada uyarılara harfiyen riayet edeceğiz.

Pardon sigara içmenin  koruyucu olduğuna dair ilk çalışmaların yeni çalışmalarla çürütüldüğünü ve sigaranın da bir risk faktörü kabul edildiğini söylemeyi unutmuşum 

Ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler konuyla ilgili ayrıntılı notlarımı @allerjidoktoru twitter adresimde bulabilir.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.