Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

İngiliz Kralı VII. Henri  XVII yüzyılda Roman Katolik Kilisesinden ayrılma kararı alır.

Muhtemelen siyasi sebeplerden dolayı kendi kontrolü altında ve Vatikan etkisinden kurtulmuş bir kilisenin menfaatlerine daha uygun olduğunu düşününmektedir.  Gömlek değiştirir gibi kolayca bir gecede mezhep değiştirir bu herifler.

İngiliz Protestant inancının temelleri atılıp milli ve yerli Angilikan kilisesi oluşturulur.

Doğal olarak bu fikirden hoşlanmayan İngilizler kendi kiliselerini kurmak ister. Var mı öyle Kralın inancından farklı düşünmek ?

Mazallah adamın başına neler gelir neler… 

Ne tekim baskılara dayanamayan Angilikan kilisesi kaçkını Puritanlar İngiltereyi terk edip Hollandaya yerleşir. Lakin Kral ve Kralcılar orada da yakalarını bırakmaz. 

Amerika denilen yeni dünya’ya göç etmekten başka şansları yoktur.

Geçilmesi gereken dev dalgalar ve korkunç fırtınaların olduğu koskoca bir okyanus ve oldukca zor doğa koşullarına sahip  yeni bir kıta onları beklemektedir. 

Daha önce binlerce insan bu yolculuk sırasında okyanusun dibini boylamış, kıtaya yerleşebilen Insanların  çok büyük bir kısmı açlık, zorlu kış koşulları, hastalık ve yerlilerle yapılan savaşlarda hayatını kaybetmiştir. 

Lakin ölümden öte köy yok…

Bu insanlar  Pilgrim (kutsal göç yolcuları,hacı) olarak isimlendiriliyor ve Mayflower isimli gemiyle yaptıkları  yolculuk Amerikan tarihinde çok önemli bir kilometre taşı kabul edilip  her yıl Ekim ayında  şükran günü olarak kutlanıyor. 

Plymouth kolonisi olarak isimlendirilen bu yerleşimcilerin yarısı ilk kış mevsimini sağ atlatamaz. Geride kalanlar sonradan iyiliklerinin karşılığını kat be kat ödeyecekleri yerliler sayesinde hayatta kalır. Bu işler böyledir hiç bir iyilik cezasız bırakılmaz.

Bunca zorluklar karşısında pes etmeyip hayatta kalan yerleşimcilerin  kendilerine Avrupa’da o kadar çok zülümler yapan, Amerika’ya sonradan yerleşip ellerine düşen diğer Hiristiyan tarikatlarına dünyayı zindan edip gönüllerince hüküm sürmesi hakları değil mi ?

En büyük ve güçlü grup haline gelen Puritan tarikatı üyeleri gerçek dinin kendi yaşadıkları din olduğuna herkesin inanması gerektiğine, kurulacak yönetimin başına kendi kilise önderlerinin gelmesi ve herkesin puritan  kilisesine vergi vermesi gerektiğine inanıyordu.

Ayrıca insanların neye inanması gerektiğini söylemenin hükümetin görevi olduğunu düşünüyorlardı.

Lakin böyle bir yola başvursalardı muhtemelen 72 millet ve her dinden insanın kapağı attığı Amerika çağımızda bile halen Suriye ve Irak gibi sonu gelmez mezhep savaşlarıyla uğraşıyor  olacaktı..

Cesur bir Puritan tarikatı önderi her ne kadar kendi tarikatının gerçek din olduğuna inansa da diğer insanları aynı şeye inanmaya zorlamanın ve cezalandırmanın  yanlış olduğunu, Hiristianlık adına başka insanların öldürülmesinin günah olduğunu açıkladı.

Daha da ileri giderek Avrupalı yerleşimcilerin yerlilerin toprağını çaldığını, devlet ve kilise işlerinin ayrılması gerektiğini açıklaması sürgün edilmesine yol açtı. Bahsetmiş olduğu inanç, fikir ve teşebbüs  özgürlüğü pransipleri daha sonra Amerikan demokrasisinin temellerini oluşturdu.

Hikayenin gerisini biliyorsunuz 72 milletten oluşan toplum uçtu gitti aya biz kaldık yaya…

 Hadi bakalım Ali Hoca yazının sonunu nasıl Türkiye’ye bağlayacaksın diye merakla beklediğinizi görür gibiyim.

Konumuz iktidar-din ilişkisi…

Yaklaşık 500 yıl önce Amerikalıların yaşamış olduğu problem bugün yaşadıklarımıza ne kadar çok benziyor.

Iktidara ilk geldiklerinde adeta ördek yavrusu gibi sevimli ve vesayet odaklarına karşı savunmasız siyasal islamcılar ilk seçim öncesinde  tüm Cemaat ve tarikatlara  mavi boncuk dağıtarak ve kendi tabirleriyle ne isterlerse vererek hedeflerine ulaştı.

Zaman içinde kendilerine güveni artan arkadaşlar yakın coğrafyada etkin olmak için  vahhabi ve  selefi gruplar üzerinden vekalet savaşlarına  destek verdi.Suriyenin durumu ortadai

Her seçim öncesi diğer cemaatlerin onayını almak ve kalbini kazanmak zorunda kalmamak için bizim vergilerimiz ve devlet imkanıyla kendi cemaatlerini inşa etmeye başlattılar.

Bu yolda başka tarikat ve cemaatlerin yurtlarını mezurayla santim santim denetleyip  en ufak bir hatada  başlarına  yıkarken, kendi yurtlarında ortaya çıkan çocuk istismarı gibi en adi  suçu bile kamu oyundan kaçırmaya çalıştılar.

Hutbelerde  hocalar artık hırsızlık, yolsuzluk ve kul hakkından ziyade birlik, beraberlik ve devlete itaatin öneminden bahsetmeye başladı.

Bu bilgileri yıllar önce yurt dışında staj tahsili yapmak amacıyla  İngilizce mi geliştirmek için takip ettiğim Amerika'nın Sesi Radyosundaki (VOA)  bir millet oluşturmak isimli programdan derledim. İngilizcem çok gelişmedi ama günümüz olaylarına farklı bir  bakış açısı kazandığım kesin

Ne dersiniz Amerikalıların tarihinden sizce çıkarılacak dersler yok mu ?

Bunları yazıyoruz ama okunuyor mu bilmiyorum. Beni @Allerjist  twitter adresinden de takip edebilirsiniz. Bizde hikaye çok…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.