istanbul escort kartal escort pendik escort ümraniye escort anadolu yakası escort tuzla escort
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Ali  KUTLU

Ali KUTLU

İNSAN İNSANIN KURDUDUR...

Devlet nedir ve bizi yönetenler meşruiyetini nereden alır?

Modern devleti şekillenmesinde bu sorunun cevabını arayan Thomas Hobbes, Jonh Locke, Jean-Jacques Rousseau ve Adam Smith gibi düşünürlerin fikirleri kilometre taşı olmuştur. Çok uzun bir konuyu mümkün oldukça kısa bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Antik Yunan şehir devletlerinden sonra insanlık yaklaşık 2 bin yıl monarşilerle yönetilmiş ve Kralların meşrutiyetinin ilahi güce dayandığı fikri neredeyse hiç sorgulanmamıştır.

Thomas Hobbes İktidarların meşrutiyetinin ilahi bir kaynağa bağlı olmadığını ileri süren ilk kişidir.  17. Yüzyılda devletin ortadan kalktığı, İngiltere iç savaşı ve sonrasında Kral I. Charles'in idamına ve Avrupa'da büyük yıkıma yol açan Protestanlarla Katolikler arasındaki 30 yıl savaşlarına ve devletsizliğin nasıl bir felaket olduğuna ilk elden şahitlik etmiştir.

Devlet öncesi ilkel toplumlarda insanların sürekli bir çatışma hali içinde yaşadığını ve devletsizlik durumunda hayatın sefil, korku içinde ve çok kısa sürdüğünü söyler.

İşte bu kaygılar nedeniyle İnsan insanın kurdudur (Homo homini lupus) demiştir.

İnsanların bu kötü durumdan kurtulmak için kendi iradelerini gönüllü olarak daha üstün bir iradeye teslim etmesi (devlet) ve bu iradeye yaşam hakkına müdahale etmediği sürece mutlak itaat edilmesi gerektiğini ifade etmektedir.

Kitabında devleti insan kafalarından oluşmuş bir elinde dinin asası, diğer elinde kılıç olan karşı konmaz güç sahibi kral olarak resmetmiş ve Tevrat’taki bir canavardan esinlenerek  devleti Leviathan olarak isimlendirmişti.

Özgürlük, eşitlik ve hukuk talep etmediğin sürece insanların hayatta kalabileceği   Saddam'ın Irak ve Esadı'n Suriye’si hemen akla gelen çağımızın baskıcı devletlerdir.
Diğer bir İngiliz John Locke hükümeti ve devleti doğrudan halkın hizmetine koşan bir düşünür olarak ortaya çıktı.

Locke aslında bir krala ihtiyaç olmadığını, insanların tanrının eşit düzeyde eserleri olduğu ve kimsenin tanrısal ayrıcalığa sahip olmayıp, özel bir hak talep edemeyeceğini belirtmiştir. Hukukun üstünlüğü konusunda ödünsüzdü.

İnsanların mülklerinin korunmasını devletin temel esaslarından biri olduğu yaşam, özgürlük, mülk edinme ve mutluluğun her bireyin doğuştan hakkı olduğu fikirleriyle Amerikan bağımsızlık bildirisinin de temellerini oluşturmuştur.

Ona göre hükümetler yasalara uygun davranıp halkını dış tehditlere karşı korursa halkın güvenini hak eder. Bunu başaramazlarsa halk rızasını geri çekme hakkına sahiptir.

İnsanlar akılcı yaratıklardır. Eğer siyasi sistem tıkanır, işlemez hale gelirse yerine daha iyisi getirilir. Bu fikirler ileride yeşerecek demokratik devletin tohumlarını içermektedir. 300 yıl önceden bahsediyoruz bu arada...

Daha sonra insan özgür doğar oysa her yerde zincirlere vurulmuştur sözlerinin sahibi Jean-Jacques Rousseau Fransız ihtilaline ilham kaynağı olur. Katolik kilisesinin dayattığı dogmalara, yerleşik geleneksel fikirlere ve bazı insanların doğuştan ayrıcalıklı olduğu düşüncesine savaş açıldığı bir dönem yaşanır. Hobbes'in korkularını ''Tehlikeli özgürlüğü kölece rahatlığa değişmem'' diyerek eleştirir.

Rousseau'nun toplum sözleşmesi görüşüne göre bireyler toplumun iyiliği için bazı genel haklarından feragat ederler. Ancak egemenlik sonunda yine yasaları yapan yurttaşlara ait olduğu için özgürlükler koruma altına alınmış olur. Halkı ve devleti oluşturan her bireyin dâhil olduğu bu toplumsal sözleşmede yasalar herkesi bağlar ve bu yasaların yapılması için oluşturulan meclisler özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin alt yapısını oluşturur.

Kısa süre sonra çağımız modern devlet yapısının temellerini oluşturan devletin ekonomik ve sosyal hayata mümkün oldukça az müdahale etmesini isteyen liberal düşünce İskoçyalı Adam Smith  ile beraber yeşermeye başlar. Devletin çok müsrif olduğunu kamusal savurganlık ve yolsuzlukların büyük ulusları fakirleştirdiğini ifade eder.
 

Yöneticilerin Tanrısal yetki ve meşruiyete sahip olduğu devlet düşüncesinden, halkın yaşamını koruduğu için katlandığı ceberut devlet anlayışına ve sonrasında özgürlük ve mülkiyet hakkını koruma altına alan bir devlete ve en sonunda mümkün oldukça az gölge yapan bir devlet anlayışına insanlık evirilmiştir.

Burada niteliksizliğin en büyük nitelik olduğu, ahlaklı, erdemli ve bilge olmanın ayak bağı olduğu diktatörlükler ve Faşizm, Komünizm gibi sistemlerden hiç bahsetmedik bile..

Bu bilgiler eşiğinde sizce oy karşılığı cennetin anahtarını ve Ruzi mahşerde beraat belgelerini dağıtan insanların kafasında nasıl bir devlet modeli geçiyor?


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.