Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Ali  KUTLU

Ali KUTLU

Kalite Bizi Bozar…

Bu hafta hiçbir uluslararası yayını olmadığı halde (Akademik hayalet)  bir üniversiteye rektör olarak atanan 68 öğretim üyesi üzerinden yaşanan tartışmalarla üniversitelerimizin içine düştüğü acınası durum medyada bolca tartışıldı.

Bende bu konuyla alakalı bir yazı kaleme alacaktım ki, bir doktor arkadaşımdan dinlediğim,  bu ülkede hiçbir şey değişmeyecek  dedirten yaşanmış bir öykü konunun tuzu biberi oldu. 

Doktor Gavril Abramoviç İlizarov kendi adıyla anılan yöntemle  (İlizarov yöntemi)  yetişkin hastalarda iskelet bozukluklarının tamir edilebileceğini,  kemiklerin uzatılabileceğini ve uzun kemiklerdeki parçalı kırıkların kemikleri birbirine sıkıca bastırarak değil yavaşça çekerek çok daha uygun kaynayacağını gösteren (Distraksiyon osteogenezi) ve ortopedi dünyasında çığır açan bir cerrah ve bilim insanıdır.

Kendisi aslen Dağıstan kökenli Yahudi bir aileden gelmekte olup   gençliği Azerbaycan da geçmiştir. 

Babası bisiklet tamircisidir ve belki de babasından esinlenerek  merkeze tellerle bağlanan bisiklet tekerleklerini andıracak şekilde kemikleri ince tellerle çelik halkalara sabitler ve kırıkların iki ucundaki halkaları da  çelik çubuklarla birbirine birleştirir. Günde yaklaşık 1 mm her iki halkanın arasını açarak kırık kemikleri  birbirinden uzaklaştırır. 

Bu o zamanın kırık iyileşmesine yönelik klasik bilgisine  zıt bir yaklaşımdır.  Dr İlizarov özellikle omuz kemiği ve kot kemikleri gibi hareketli  kemiklerin çok daha erken iyileştiğine şahit olduğu için bu yöntemi geliştirmiştir.  

Kemiklerin aktif olarak kendini yenileyebilen dokular olduğunu,  kemik üzerine uygulanan çekme gücünün  yeni dokuların oluşumunu teşvik ettiğini düşünmektedir. Kemikler bu şekilde uzatılabilmekte,  daha hızlı ve düzgün kaynayarak  iskelet bozuklukları tedavi edilebilmektedir.

Sovyetler Birliğinin dışa kapalı olduğu dönemde tanımlamış olduğu yöntem doğu bloğunda yaygın olarak kullanılmakta fakat batıda bilinmemektedir. İtalyan bir gazeteci yıllardır bir türlü kaynamayan bacak kemiğindeki kırık nedeniyle  hocaya ulaşır ve  İlizarov yöntemiyle   2 aylık bir tedavi sonrasında  iyileşince yaşadıklarını ülkesinde basın yoluyla paylaşır.

Hoca 80'li yılların başında İtalya'ya davet edilir ve   İtalya’dan doktorlar özel izinle hocanın yanında gözlemci olarak çalışır. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle İlizarov yönteminin geçerliliği bilimsel olarak ispatlanır. 

Gelelim bu konunun bizi neden ilgilendirdiğine. 

Sovyetler Birliğinin yıkılması ve kapıların açılması sonrasında İlizarov kendisine değer verilen, davet edildiği İtalya yerine Türkiye’de yaşamak  çalışmak ve bilgilerini Türk hekimlerle paylaşmak ister. 

Önce Ankara’ya  Hacettepe üniversitesine başvurur. Burada hocayı kimse dikkate almaz. İstanbul üniversitesinde ise açıkça alaya alınır ve sahtekâr olduğu ima edilir. Bulduğu yöntemle  uzattığı kemikleri gösteren  fotoğraflar  üzerinde oynadığı ve hile yaptığı düşünülür. 

Belki de  İngilizce bilmemesi ve bize garip gelen Azeri lehçesi veya Rus cerrahlara has aşçı külahına benzer şapkası ve kasap önlüğünü andıran  cerrahi kıyafeti  yüzünden hocaya karşı bir ön yargı gelişmiştir.

İlizarov ülkemize küser ve kalbi kırık bir şekilde Sibirya Kurgan'daki merkezine geri döner. Kısa süre sonra 1992 yılında kalp yetmezliğinden ölür. 

Ölümünden sonra tüm dünyada tanınır ve İlizarov yöntemi yaygın bir şekilde kullanılır.

Bu öyküyü ortopedi doktoru bir arkadaşımdan dinledim. Ortopedi camiasında bilinen bir öyküymüş. İnternet araştırmalarımda konuyla ilgili bilgiye rastlamadım.

Şaşırdık mı? Tabi ki hayır. Hocayı el üstünde tutup, yöntem için uygulanan aletleri Türkiye'den dünyaya pazarlasalardı şaşırırdım.  

Kim bilir ne çok İlizarovları küstürüp kaçırmış, açmadan soldurmuşuzdur.

Biz neden yaşarken insanlarımızın kıymetini bilemiyoruz acaba? 

Parlak beyinlerimizin yurt dışına kaçırıyor, gelmek isteyenleri de  küstürüp uzaklaştırıyoruz.

Ayak veya kol kemikleri çelik halka ve çubuklarla tutturulmuş birini görürseniz 30 yıl önce aşağılayıp küstürdüğümüz bu büyük bilim adamını hatırlayın.

Bir sonraki yazımda üniversitelerimizin içine düştüğü perişan hali sizlerle paylaşmayı düşünüyorum. Belki de cevabı o yazıdadır…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.