Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Ali  KUTLU

Ali KUTLU

Kara Murat benim

Gazetemizde yayınlanan ''Eski Ordu Stadyumunun Yerine Kent Parkı Kuralım'' yazısını okuyuncaya bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Çoğumuz 10 dakika içinde köyümüze kapağı attığımız için yeşilliğin kıymetini bilmeyiz. Betona boğulmuş ağaca hasret büyük şehirlerde park ve bahçeler özellikle çocuk ve yaşlılar için adeta oksijen çadırı, toplumun ortak malı, sığınağıdır. Ülkemizde kent parkı olarak sayabileceğimiz alanlar yok denecek kadar azdır. Eski doğu bloğu ve Latin Amerika'nın sefalet ve fakirliğin kol gezdiği döküntü şehirlerinde bile halka açık asırlık ağaçların olduğu geniş parklar sıradan görüntülerdir.

Beton yığını haline gelen şehirlerimizle ilgili, özellikle İstanbul üzerinden öz eleştiriler peş peşe gelirken, bende kendi payıma öz eleştiri  yapma cesareti buldum.

İstanbul kişi başına düşen yeşil alan açısından 8.41 metrekare ile dünyanın en fakir metropollerinden biridir (Bu oran New York ve Londra'da 27 metrekare. Viyana'da 60, Amsterdam'da 45, Stockholm'de 90 metrekaredir)

İstanbul'a yapılan ihanette benim de maalesef ciddi katkılarım oldu.

İster inanın ister inanmayın bunu istemeden nazar yoluyla, beyin dalgalarıyla yaptım.

Yaklaşık 14 yıl önce büyük oğluma otizm tanısı konduğunda eşekten düşmüşe dönmüştüm. Otizmin sancılı dönemlerinde şehir üzerimize geliyor, fellik fellik çocuğumuzun özgürce dolaşabileceği yeşil alanlar, parklar, bahçeler arıyorduk.

Hastalıkla boğuştuğumuz süreçte çevre ve toplumsal konularda daha hassas bir insan haline geldim. Çoğu zaman üstü örtülü bir depresyon yaşıyor, sorunlardan kaçmak için akademik faaliyetlere ağırlık veriyor, 500 yıldır değişmeyen tarihi yarım adanın siluetini karşıdan gören Haydarpaşa'daki odamda geç vakitlere kadar kalabilmek için kendimce bahaneler buluyordum.

2000'li yıllarda İstanbul'un siluetinde, özellikle boğaz hattında gözle görülür hızlı bir değişime şahit oldum. Hâlbuki 90'lı yılların sonlarında Boğaz ön görünümü nedeniyle balkonu pimapenle kapatmak bile sıkı kontrole tabiydi.

Odamdan nazarlı bakışlar fırlattığım Sultan Ahmet ve Ayasofya'nın güzelim minare ve kubbelerinin arasına Zeytinburnu taraflarından dev gibi çirkin binalar sızmaya başladı. Bunu ufuktaki Bakırköy ve Ataköy sahillerinde denizin şehirle birleştiği yerler takip etti. Sahilde etrafı yüksek duvarlarla çevrili süper lüks siteler belirdi.

Ahalinin çekirdek çitleyip mangal yaptığı denizle buluştuğu yerler halka kapandı. Yüzlerce yıllık sakız ağaçları acımasızca katledildi. Kısa sürede Çamlıca tepelerinde, Beylerbeyinde boğaz ön görüm sahasına giren eskiden ev yapılması hayal edilemeyecek, çocukların top oynadıkları , baş örtülü bacıların grup halinde yürüyerek kilo vermeye çalıştıkları son yeşil alanlar sıradan insanların bir ömür çalışsa tek odasını alamayacağı süper korunaklı sitelerce işgal edildi.

Deprem toplanma alanları olarak ayrılan en ufak yeşil alanlar bile alışveriş merkezleri, lüks konut alanlarına çevrildi.

Parkları, bahçeleri elinden çalınan sıradan insanların bu talan karşısında vurdumduymazlığı ve hatta gelişen Türkiye diyerek desteklemeleri konusuna hiç girmeyeceğim...

Burası ne güzel park olur veya şimdiye kadar nasılda talan edilmemiş dediğim son yeşil alanlar kısa sürede adeta İstanbul'a çökmüş canlı canlı şehrin ciğerlerini parçalayan rantiye çetesinin eline geçti.

Elimde olmadan nazarlı bakışlarımla rantiye ve şantiye canavarını uyandırdım galiba.

Artık yaylalara bakmaya korkuyorum.

Yaşanan ihanetteki payım için tüm İstanbul ve Türkiye'den özür dilerim.

Bazen eski Ordu ve Fatsa resimlerine bakıp hayaller kuruyorum

Sahillerimizde yüksek katlı bitişik nizam çirkin yapıların yerine aynen Gürcistan'ın bazı sahil kasabalarında olduğu gibi deniz kenarında kocaman bahçelerin içinde dev gibi ağaçlarla çevrili 2 katlı müstakil evler olsaydı diye düşünürüm. Keşke konut ihtiyacı için iç kesimlerde yüksek katlı binalar için planlamalar yapılabilseydi.

Sanırım aç gözlülüğümüz, vizyonsuzluk ve cehaletimiz daha güzel şehirlerimizin olmasını engelledi.

Sonuçta çürümede, toparlanmada yerel yönetimlerden başlıyor.

Orduya kent parkı hem ihtiyaçtır hem de çok yakışır. Gelecek nesillerin bol bol duası alınır.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.