Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

İstanbul’daki terör saldırısında hayatını kaybeden Mustafa Berkay Akbaş’ın babası Salim Akbaş acısını, isyanını ve haklı tepkisini şu sözlerle ifade etti:

“19 Yaşında. Tıp Fakültesi 2. Sınıf öğrencisi. İstanbul’a Ankara’dan sınav sonrası sadece 2 günlüğüne geldi. Gezmek için geldiler. Tesadüfen taksiyle oradan geçiyorlar. Hepsi bu. Sadece bu. Bu kadar tesadüfi, bu kadar basit bu kadar ucuz. Bunun için şehit. Yok ben istemiyorum oğlum şehit olsun. Oğlum katledildi . Ben başka bir şey demiyorum. Mustafa Berkay Akbaş gelecek vadeden bir tıp öğrencisi. Başkent Üniversitesi’nde. Hayali doktor olmaktı. Böyle insanlara yardım etmekti. Ama ben onu cenaze arabasıyla geri götürüyorum şimdi. Twitter’da kayıp ilanı olan çocuk. Terörü sadece lanetlemeyle bitseydi. Yıllardır lanetliyoruz. Yarın çiçek bırakırlar. Başka bir şey yapmazlar. Ben istemiyorum oğlum şehit olsun. Oğlum katledildi."

Bu sözlere katılmamak elde değil. Zira, sanki katledilen masum insanları “şehit” diye tanımlayarak acıların bir nebze  azalacağını, insanların teselli bulacağını düşünüyoruz. Çoğu zaman şehit aileleri de: “Bir oğlum daha var. Onu da göndereceğim. Vatan sağolsun.”  demek suretiyle bu düşünceyi benimsiyorlar, belki de ancak bu inançla teselli buluyorlar.

Peki ya tepki gösterenler, sorgulayanlar? Maalesef onların acılarını ve haklı isyanlarını görmezden geliyoruz. Bu noktada ben de: “Ben istemiyorum oğlum şehit olsun. Oğlum katledildi!” diyen Salim Akbaş’ı;  şehit kardeşinin cenazesinde: Buradaki vatan evladı daha 32 yaşında. Vatanına, sevdiklerine doyamadı. Bunun katili kim? Bunun sebebi kim? Düne kadar çözüm diyenler ne oldu da sonradan savaş diyor" diye isyan eden ve sonrasında bu sözlerinden dolayı hakkında soruşturma başlatılan Yarbay Mehmet Alkan’ı; ve anlamadığım bir şekilde: “İnsan çocuğu yok diye sevinir mi hiç!' başlıklı yazısında çocuğu olmamasından teselli duyduğunu, kalabalık ortamlardan uzak durduğunu ve memleketten gidebilenlerin gittiğini yazdığı için toplumsal linçe maruz kalan Melis Alphan’ı dinlemek ve anlamak gerektiğini düşünenlerdenim.

Söylemek ve vurgulamak istediğim husus bu tepkilerin; fedakar askerimizin, polisimizin ve tesadüfen orada bulundukları için hayatı karartılan sivillerimizin anısına saygısızlık etmek olmadığı. Keza, bu tepkileri dile getirenler zaten şehit asker, polis ve sivillerin en yakınları. Tepki göstermeyip, sessizce yas tutanlara duyduğumuz saygıyı; bu insanlara neden duymuyoruz? “Ya sev, ya terk et!” sığlığıyla nasıl bu acılı insanların haklı isyanlarına saygısızlık yapma haddini kendimizde görüyoruz?

Unutmayalım, ateş düştüğü yeri yakar. Oğlunun, kardeşinin, babasının şehit olmasıyla gurur duyup, teselli bulan aileler kadar; yakınını bu “sonu olmayan savaşta” kaybeden ve yaşadığı acıyla, travmayla ekranlarda haykıran, bağıran, isyan eden aileleri de cenazede ağızlarını kapamak ve medyada tepkileri sansürlemek yerine anlamak ve dinlemek zorundayız. Onların haklı tepkilerini ortaya koymak hadlerine iken; bizlerin, medyanın ve siyasilerin bu tepkileri hiçe sayması, sansürlemesi ve bazen de bu tepkileri dile getirenlerin hakkında hiç de adil olmayan gerekçelerle soruşturma açılması kusura bakmayın ama haddimize değil.

“Şehitler ölmez.” diye haykıranlar elbette görev yaparken şehit olan askerin, polisin veya sivillerin anısının sonsuza kadar yaşayacağına vurgu yaparlar. Bu slogan manevi olarak çok şey ifade eder zira. Peki gerçekte? Üzgünüm ama ne yazık ki ölüyorlar, çoğu zaman silahlarından bir kurşun bile atamamışken, aniden, haince katlediliyorlar.

İşte bu yüzdendir, bütün bu ölümlerin sonrasında her ne kadar “şehit” olmuşsalar da; bu vurgunun çok yapılmasına olan tepkim.

Tevfik Fikret’in “Küçük Asker” şiirinde geçen çok sevdiğim bir dörtlük var:

“Vatan senden hayat umar,
Sen yasarsan o canlanır;
Vatan için ölmek de var,
Fakat borcun yasamaktır…”

Yaşam hakkı ellerinden alınan tüm insanlarımızın anısına sonsuz saygı ve minnetle…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.