OLAY 26 SOL
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Geçtiğimiz günlerde; İzmir’de bir mahkeme kaleminde pulların kaybolması üzerine kalem odasına gizli kamera koyulduğundan ve kamera görüntülerine göre pulları alanın kalem müdürü olduğunun tespit edildiğinden bahseden bir habere denk geldim. Ne var ki, habere göre; pulları aldığı kamera ile tespit olunsa dahi; gizli çekim yapıldığı ve gizli çekimin de “hukuka aykırı delil” olarak değerlendirilmesi üzerine yerel mahkeme tarafından verilen cezanın Yargıtay tarafından bozulduğu ve suç işleyen müdürün beraat ettiği; yine aynı gerekçeyle Danıştay tarafından verilen karar gereğince de müdürün göreve iadesinin mümkün göründüğü belirtilmişti.

Gerçekten hukuk sistemimizde delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiklerinde mahkemelerde ileri sürülmesi mümkün değildir. Bu düzenleme ile ceza yargılamasının temelinde bulunan, eylemle ilgili maddi gerçeği ortaya çıkarma amacının “ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilemeyeceğini, yapılan araştırma ve soruşturmanın, mutlak ve sınırsız olmadığını, bu etkinlikler sırasında kişisel ve/veya toplumsal değerlerin korunmasının zorunlu olacağını vurgulamaktadır. Ne var ki; kişisel görüşüm, Alman hukuku kökenli “Çıkarların dengelenmesi/ Nispi değerlendirme yasağı “  yönteminin delillerin değerlendirilmesinde en doğru yöntem olduğu. Bu görüşe göre; delilin elde edilmesi sırasında ihlal edilen hak/çıkar ile delilin hukuka aykırı olmasından dolayı kabul edilmemesi halinde ihlal edilecek hak/çıkar arasında orantılı bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu değerlendirme neticesinde şayet hukuka aykırı olarak elde edilen bir delilin; suçun ağır, mağduriyetin fazla olması ve başkaca delillerle suçun tespitinin ortaya çıkmasının mümkün bulunmadığının anlaşılması üzerine mahkemede ileri sürülmesi ve suçluların bu deliller çerçevesinde cezalandırılması mümkündür. Daha anlaşılır olması açısından şu örneği verebiliriz. Çocuğunuza bakıcı tuttunuz ve bakıcınızı evde gizli kamera ile görüntülemeye başladınız. Ancak bakıcınıza kendisini gizli kamera ile gözetlediğinizden bahsetmediniz. İşte bu örnekte; bakıcınızın çocuğa şiddet uyguladığını veyahut kötü muamelede bulunduğunu tespit ettiğinizde; bizdeki hukuk sistemine göre delil, gizli kamera ile hukuka aykırı olarak elde edilmiş kabul edilecek ve mahkemece dikkate alınmayacaktır. Ancak bakıcınıza görüntülendiğini, evde kamera ile çekim yapıldığını öncesinde haber vermeniz şartıyla, bu delile dayanmanız mümkün olacaktır. Kanun koyucu tarafından gizli elde edilen delile dayanılamamasının sebebi bu örneğe göre; bakıcının özel hayatının gizliliğinin ihlal edilmiş olmasıdır. E peki çocuğun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi de söz konusu. İşte bu noktada benim kişisel kanaatim, Alman hukuku kökenli görüşte de olduğu gibi çıkarların dengelenmesi yönteminin uygulanması ve bu yönteme göre de çocuğun vücut dokunulmazlığının ihlalinin, bakıcının özel hayatının gizliliğinin ihlaline göre daha öncelikli bir konumda değerlendirilmesi gerektiği yönündedir. İşte bu gibi problemlerle karşılaşmamak için çocuğunuzu bakan kişiye daha en baştan evde kamera olduğunu söylemeniz en sağlıklısı. Hem belki bu şekilde bir ihtimal de olsa çocuğa karşı kötü muamelede bulunmaya görüntülendiği düşüncesiyle cesaret edemeyecektir. Peki, bakıcınız, evde kamera ile görüntülendiği kendisine bildirilmesine rağmen bunu inkâr ederse? İşte bu yüzden bu bildirimi işe yeni alındığında; iş sözleşmesi içeriğinde ya da ayrı bir şekilde yazılı olarak yapmanız ve her iki tarafın da imzalaması veyahut bu bildirimi tanıklar yanında yapmanız en sağlıklı yöntem olacaktır. Bu sebepledir ki, çoğu işyerinde müşterilere hitaben kamera ile görüntülendiklerine dair bilgilendirme yazıları yer almaktadır.

Yine aynı şekilde, azılı bir suçlunun suçunu itiraf ettiği anın gizli ses kaydıyla kayda alındığını ve bunun mahkemede ileri sürüldüğünü düşünelim. Şu anki sistemimizde, yukarıda da vermiş olduğum haberden de görüleceği üzere, bu delilin kullanılması mümkün olmayacak ve suçu ortaya çıkaran başkaca deliller yoksa suçu işleyen kişi beraat edebilecektir. Oysaki şayet suçun ortaya çıkarılması için başkaca bir delile ulaşılamıyorsa ve söz konusu suç ağır bir suçsa, burada menfaatlerin kıyaslanması yöntemi en doğru seçenek olacaktır diye düşünüyorum. Ne var ki, hukuk fakültesindeki hocamızın da dediği: “ Zehirli ağacın meyveleri de zehirli olur.” cümlesini de bu değerlendirmeyi yaparken göz ardı etmemek gerekir. Ancak bahsettiğim gibi hukuka aykırı delilin ne şartla olursa olsun dikkate alınmaması da bu sefer daha büyük hukuk ihlallerine; göz göre göre suçlu olduğunu bildiğimiz kişilerin toplumda rahatça dolaşmasına da sebebiyet verecektir. Bu sebepledir ki, somut olaya göre hâkimlerin değerlendirme yapması ve menfaatlerin hangisinin öncelikli olduğunun saptanması ve buna göre delillerin kullanılıp kullanılmayacağına karar verilmesinin en doğru yöntem olduğunu düşünüyorum.


MAKALEYE YORUM YAZIN
ÖZCAN ÖZCAN 14.03.2017

Anayasa nın varlığına inanmak istiyorum

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.