OLAY 26 SOL
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Av. Cansın ÖZEL ALTINEL

Av. Cansın ÖZEL ALTINEL

HAİNLER MEZARLIĞI HAKKINDA…

Artık herkesin bildiği üzere 15 Temmuz 2016 günü Türkiye çok büyük bir uçurumun kenarından döndü ve bir grubun kalkışması olarak nitelendirilen bu hain darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Öncelikle ölen şehitlerimize Allahtan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.

Bildiğiniz üzere, bu girişim esnasında ölen darbeci askerler için hükümet yetkililerince bir “hainler mezarlığı” yapılacağı ve ölen darbecilerin bu mezarlığa gömülecekleri duyuruldu. Bu duyurunun akabinde cenazesi ailesi tarafından sahiplenilmeyen darbecilerden bir kısmı bu mezarlığa gömüldü. Ne var ki, Diyanet Başkanı çok yerinde bir tavsiyede bulunarak; bu mezarlık girişinde yer alan “Hainler Mezarlığı” tabelasının kaldırılmasının uygun olacağını; aksi halde ölen darbecilerin ailelerinin ömür boyu rencide olacakları bir durumla karşı karşıya kalacaklarını ifade etmiş ve akabinde de bu tabela kaldırılmıştı. Ancak halen haberlerden takip edebildiğim kadarıyla, gözaltında dahi ölen şüpheliler için bile bu mezarlığa gömülmeleri  uygun görülebiliyor. (ki bildiğiniz üzere gözaltına alınanlar henüz suçlu oldukları tespit edilmiş ve hüküm giymiş hükümlüler değil, sadece haklarında suç işlediği iddia olunan şüphelilerdir.) İşte tam da bu noktada, ceza hukukunun vazgeçilmezi “Cezanın Kişiselliği” ilkesinin önemini vurgulamak gerekiyor. Şunda tereddüt olmasın; bu ülkeye, ülke insanın demokratik yollarla seçmiş olduğu seçili iktidarlara, askere, hukuk düzenine yapılan tüm iç ve dış saldırıların mimar ve piyonları adil olarak yargılanmalı ve suçlu oldukları kesin olarak tespit edilenler hakkında ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. Bunda tereddüt yoktur. Peki bu suçluların aileleri, evlatları, eşleri, anne babaları? Onları da cezalandırmak bir hukuk devletine yakışmaz kanaatindeyim. Bir insan suçlu dahi olsa, çok ağır suçlar işlemiş ve toplum için ciddi tehlikeler yaratmış dahi olsa, ceza kişiseldir ve bu sadece o suçlu insanın ödemesi gereken bir bedeldir. Ailesini, çocuklarını bunun dışında tutmak gerekir. Bu bağlamda hainler mezarlığı, tabelası bile olmadığında dahi, ne yazık ki, ölen darbecilerin çocuklarının, ailelerinin ömür boyu rencide olmalarını ve ciddi bir travma yaşamalarına sebep olabilir kanaatindeyim. Oysa yapılması gereken kesinlikle öncelikli olarak hem şehit aileleri ve çocuklarının hem de darbecilerin planlarından bihaber masum ailelerinin ve çocuklarının yaralarını sarmak ve travmalarını atlatmaya yardımcı olmaktır. Aksi halde ne yazık ki, darbecilerin yaptıklarının suç olduğunu idrak edemeyen, intikam ve nefret duygularıyla devlete ve millete karşı oluşumların içinde yer almaya meyilli bir neslin de yetişmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu sebepledir ki, ölen darbecilerin ailelerinin öncelikli olarak cenazeyi sahiplenmeleri durumunda bu haklarına saygı göstermek gerekir düşüncesindeyim. Şayet sahip çıkmıyorlarsa da, bu mezarlığın “hainler mezarlığı” olarak adlandırılmasının doğru olmayacağı ve bu adlandırmanın sadece ve sadece darbecilerin masum ailelerini daha fazla rencide etmekten başka bir işe yaramayacağı kanaatindeyim. Unutmayalım, adil ve hukuk ilkelerinden ayrılmaksızın yapılan bir yargılama neticesinde cezalandırılan darbecilerden daha ibretlik başka bir gösterge olamaz. İbret olsun diye, cenazeler üzerinden ailelerini de cezalandırmak hukuk devletinin vazgeçilmezi “Cezanın Kişiselliği” ilkesine tamamen aykırı bir uygulama olacaktır.

Nitekim, aynı örneği Özgecan Arslan’ın katilinin cenazesinin uzun süre gömülmemesiyle de açıklayabiliriz. Katili cezalandırmayı amaçlaması gereken toplum ne yazık ki, annesini de “ne yapayım, oğlumu çöpe mi atayım” diye isyan ettirmişti hatırlıyorsanız. Oysa ki, yapılması gereken cenazeyi sessiz sedasız gömmek ve türlü provakasyonlara izin vermemek olmalıydı. Ayrıca hakimin vermesi gereken cezayı, ciddi suçlardan müebbet cezası almış bir başka mahkumun vermesi de ayrıca tartışılması gereken bir konu. Ne yazık ki, toplum olarak duygusal davranıyoruz. Bu konuları tartıştığımda tepki olarak şunu söylüyor bazıları: “Senin de çocuğunun başına gelse ne yaparsın?” “Özgecan’ın ailesi sen olsaydın ne düşünürdün?” Evet, belki ben de bizzat katilin öldürüldüğüne sevinir ve rahat bir nefes alırdım. Ancak, unutmayalım. Hukuk, işte bu gibi kişisel intikam duygularının aracı olmamak için var ve şayet ceza verilmesi gerekiyorsa bunu ancak çok sayıda suçtan mahkum azılı bir başka suçlu değil, devletin hakimi, bağımsız mahkemeleri vermelidir.

Bu yüzdendir ki, ölenler azılı birer suçlu dahi olsa masum aileleri düşünülerek hareket edilmeli ve tüm bu soruşturma-kovuşturma aşamalarında hukuk ilkelerinin eksiksiz uygulanmasının zaruri olduğu kanaatindeyim.

İşte tam da bu noktada Türkiye Barolar Birliğinin 15 Temmuz sonrası yapmış olduğu basın açıklamasının en çarpıcı ve kanaatimce en önemli kısmını alıntılamak istiyorum:

“Darbeciler başarılı olsalardı yok sayacakları adil yargılama kuralları, darbeye kalkışan terör örgütünün mensubu olduğu iddia edilenler hakkında eksiksiz uygulanmalıdır. Bu, hukuk devleti olmanın vazgeçilmez şartıdır. Yapılan soruşturmaların şaibesiz olması ancak böyle sağlanabilir ve ancak bu şekilde halkımızın tamamı, açılacak davaların ve verilecek hükümlerin önceki dönemdekinin aksine birer kumpas olmadığına inanabilir.”


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.