Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Biliyorsunuz şu günlerde en çok tartışılan gündem konusu idam meselesi. Şahsi fikrim; bu meselenin siyasiler tarafından bu kadar irdelenmesinin ve tartışmaya açılmasının yapay gündem yaratma amacına yönelik, popülist bir yaklaşım olduğu yönünde. Amaç esas meselelerden vatandaşları uzaklaştırmak; yapay gündem maddeleriyle insanları oyalamak. Yine de, bu çağda dahi gerekliliğini savunanların oldukça fazla olduğuna tanık olduğumdan bu mesele üzerinde biraz durmak istedim. İdama her şartta karşıyım. Sebeplerine bakarsak;

  1. İdam sanıldığı gibi caydırıcı bir yöntem değildir. Yapılan araştırmalar idamın geçerli olduğu ülkelerde suç oranlarının azalmadığını net bir şekilde göstermektedir.  Örneğin; Amerika.  Çoğu kuzeyde bulunan 16 eyalette ölüm cezası yok, başta Teksas olmak üzere güney eyaletleri hala bu cezayı kullanıyor. Araştırmaya göre; nüfus oranına dayalı bir inceleme yapıldığında bile, ABD'de cezanın olduğu eyaletlerdeki cinayet oranı olmayan eyaletlerden çok daha yüksek ve yıllar ilerledikçe aradaki fark büyüyor. Özetle; araştırmalar da gösteriyor ki; idam cezası ağırlaştırılmış müebbet cezası kadar caydırıcı ve etkili değil.
  2. İdam, geri dönüşü olmayan bir cezadır. Üniversitede okuduğum yıllarda okuduğum bir haber beni oldukça etkilemişti. Sadece ABD’de 100’e yakın kişinin idam edildikten sonra ortaya çıkan delillerle masum oldukları anlaşılmış. Peki bu yanlışın tazmini mümkün mü? Cezaevinde heba edilen günlerin de tazmini oldukça zor, kabul ediyorum ama ölümlü cezaya oranla en azından tazminat hakkını kullanmak suretiyle sonradan masum oldukları anlaşılan kişilerin zararları bir nebze de olsun giderilebiliyor.
  3. Ceza, bir intikam aracı değildir. Suçluyu ıslah etmek ve tekrar topluma kazandırmayı amaçlar. E gayet tabi, topluma hiçbir surette kazandırılması mümkün olmayan suçlular da var. Suçlarının ağırlığı, belki devamlılığı veya verdikleri zararın boyutu doğrultusunda hiçbir surette topluma kazandırılamayacak kişiler de mevcut, kabul ediyorum. Ancak, hukuk sistemimizde de geçerli olan ağırlaştırıcı müebbet, müebbet cezası zaten tam da bu tip suç ve suçlular için öngörülmüş. Oysa ki, idam cezası sadece mağdurların, ailelerinin veya toplumun büyük çoğunluğunun intikam alma duygularını tatmin etmeye hizmet eder; adaleti gerçekleştirmeye değil.
  4. İdam, devletlere kişilerin yaşam haklarını ellerinden alma hakkı verir ve öldürmeyi meşru kılar. Bu bahsettiğimiz, en azılı suçlu, dünya üzerindeki en kötü insan bile olsa kabul edilir bir durum değildir. Halen dahi, suçlularla ayırt etme gücü olmayan, akli melekeleri yerinde olmayan insanların ayrımı kesin olarak yapılamıyorken; idam edilen kişinin bir cani mi bir hasta mı olduğunu %100 bilebilmek mümkün değildir. Bunu zamanında Adli Tıp Kurumunda çalışmış bir uzman ifade etmişti. Halen dahi testler ve çeşitli muayeneler bir insanın ayırt etme gücünün yerinde olup olmadığını %100 değil; yaklaşık olarak tespit edebiliyormuş. Yine kendi beyanına göre; kişiler ayırt etme gücü yerinde olmayan biri gibi rol yapabilir ve uzmanları yanıltabilirmiş. Kaldı ki, ayırt etme gücü olsun olmasın bir insanın devlet eliyle öldürülmesini meşru kılacak hiçbir gerekçenin insan hakları nezdinde kabulü mümkün değildir.
  5. İdam, idam cezası infaz edilen kişi yakınları için ciddi bir travmadır ve cezanın kişiselliği ilkesi göz önünde bulundurulduğunda idam cezasının bu ilkeye uygun düşmediği aşikardır. Zira, evet öldürülen suçlu kişidir, ailesi değildir ama yarattığı psikolojik etki düşünüldüğünde bir ailede geri dönüşü olmayacak şekilde travma yaratacağı tartışmasızdır. Bu noktada, aranızdan “Peki mağdurlar ve ailelerinin yaşadığı travmayı niye dikkate almıyorsunuz?” diyecekler olabilir. Bu sitemi anlaşılır ve haklı görüyorum. Ancak önceden de belirttiğim gibi müebbet, ağırlaştırılmış müebbet gibi cezalarla da adaleti tesis etmek mümkün. Bu noktada, kimse azılı suçluların, canilerin aramızda serbestçe dolaşmasını ya da hak ettiklerinden çok çok az cezalar almasını savunuyor değil. Bahsettiğim suçluların hak ettikleri cezayı almalarını sağlamanın önemi ve gerekliliği. İşte bunu yapamadığınız, adaleti tesis etmediğiniz noktada zaten kişiler kendi haklarını kendi yöntemleriyle alma yoluna gidiyor ve toplumda ciddi bir kaos; hukuka  karşı da ciddi bir güvensizlik ortaya çıkıyor.
  6. Gel gelelim, en önemli sebebe. Türkiye gibi demokraside sınıfta kalmış ülkelerde idam düşüncelere, ideolojilere  karşı bir silah olarak kullanılabilir. Gezmişlerin, Mendereslerin, idam edilmesi için mahkeme kararıyla yaşı büyütülen Erdal Eren’in hazin sonunu hazırlayan Türkiye’nin o dönem içinde bulunduğu siyasi ortamdır.

 

Unutmayalım, bugün Ergenekon olsun, Balyoz olsun, Amirallere Suikast davası olsun bütün bu davanın sanıkları, şayet yıllar sonra aklanmamış olsalardı ve o dönem ülkemizde idam cezası uygulanıyor olsaydı, idam cezası almış olacak ve devlet eliyle öldürüleceklerdi. Şimdi bile söz konusu bu davalardaki hukuksuzlukların yankılarını üzülerek görmekteyken; idam edilmiş olsalardı toplumun yaşayacak olduğu travmayı düşünemiyorum.

 

Bütün bu sebeplerle, idam cezasını etik ve caydırıcı olmayan; çok yanlış ellerde intikam aracı olarak kullanılmaya müsait bir ceza yöntemi olarak görüyorum. Umarım, siyasiler insan haklarını askıya alan bu uygulamayı haklı gösterecek bütün popülist yaklaşımlarına bir son verir ve ülkede adalet tesis etmek istiyorlarsa yargıyı tam bağımsız kılacak yaklaşım ve düzenlemelerle ülkeye hizmet ederler.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.