Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Geçtiğimiz günlerde Amirallere Suikast davası sürecinde Yarbay Ali Tatar’ı intihara sürükleyen flaş bellekteki kumpasın nasıl yapıldığına ilişkin haberler yer aldı ulusal medyada. Habere göre, soruşturmada görevli bilirkişi raporuna göre flaş belleğe, geriye dönük olarak terör örgütü Devrimci Karargâh’ın bildirileri, Abdullah Öcalan’ın fotoğrafı, çocuk pornosu görüntüleri ve fişlemeler kopyalanmış. Yine, flaş belleğin Emniyet’te en az bir kez değişikliğe uğradığı tespit edilmiş.

BELLEKTE ORTAYA ÇIKAN BULGULAR

Habere göre savcılığa ulaşan raporda, flaş bellek için şu bulgular sıralandı:

*Bellek, 7 Haziran 2009 tarihine kadar normal kullanıldı. Bu tarihte saat 21.10’dan sonra belleğe bir bölümü tarihi geri alınmış bilgisayarlardan dosyalar kopyalandı.

*27 Mart 2009 tarihinde formatlanan bellekte, bu tarihten önce kopyalanmış 17 dosya ve klasör bulundu. Dosyaların tarihi geri alınmış.

Dosyaların yaratılma, son değişiklik, erişim tarihleri arasında ciddi çelişkiler olduğu belirtildi.  Dosyaların bir bölümümün internetten kopyalanıp yapıştırıldığı anlaşıldı.

Belleğin bulunduğu yer ve saat bilgilerinin yazılmadığı, Teğmen Tarık Ayabakan’ın olay yerinde bulunmadığı kaydedildi.

18 Temmuz 2009 tarihinde el konulan delilin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün kontrolü altında olması gereken bir zamanda, 1 Eylül 2009 tarihinde en az bir defa değişikliğe uğradığı saptandı.

Belleğin hukuki delil olarak nitelendirilemeyeceği, Terörle Mücadele Şubesi mensuplarının soruşturulmaları gerektiği ifade edildi.

Diğer bir deyişle, söz konusu bilirkişi raporu ile Yarbay Ali Tatar’ın iftiraya uğradığı, bir takım namussuzun iftirasını güçlendirmek adına yarbay aleyhine delil ürettiği hususları bir kez daha teyit edilmiş oldu. Gerçi daha o zaman soruşturma ve kovuşturmalarda usulsüzlükler yapıldığını, kişiler aleyhine delil üretildiğini birçok yazar, gazeteci, hukukçu ve siyasi sesli bir şekilde dile getirmişti. Ancak, ne yazık ki bu tepkiler dikkate alınmadı. Hukuksuzluklara son verilmediği gibi, her geçen gün artan mağduriyetleri gördükçe dehşete kapıldık.

Ergenekon’un kasası olduğu gerekçesiyle tutuklanan, cezaevindeyken akciğer kanserine yakalanıp, tahliyesinden 5 gün sonra, vefat eden, örgüt finansörlüğüyle suçlanırken borç içinde yaşamını yitiren Kuddisi Okkır…

Ergenekon davası sürecinde, kazada ölen oğlu Alp Kağan’ın cenazesine katılması için Bandırma’ya yaklaşık 2 saat süren deniz yolunun ’güvenli olmadığı’ ve ’kaçabileceği’ gerekçesiyle 7 saatlik karayolundan getirilen ve oğlunun ikindi üzeri kılınan cenaze namazına yetişemeyen, mezarlıkta cenazenin 2.5 saat bekletilmesi sayesinde oğluna son görevini yapabilen Yarbay Mustafa Dönmez…

Bu liste uzar gider. Amacım herkesçe bilinen hukuksuzlukları bir kez daha burada dile getirmek değil. Amacım bir iftiranın, üstelik de en namussuzca yapılanının, insan hayatını nasıl karartabileceğine ve adaletin zamanında tecelli etmediğinde ne gibi kötülüklere sebebiyet vereceğine dikkat çekmek. Bu hukuksuzlukları sadece FETÖ’yle ilişkilendirmek de doğru değil. Bu hukuksuzluğa ses çıkarmayan dönemin siyasileri, emniyet amirleri, memurları, polisleri de aynı kumpasın bir parçası olup; soruşturmalı ve yargılanmalıdırlar. Zira, bugün geldiğimiz noktada tutuklanan ve hayatı karartılan askerlerin, gazetecilerin masumiyeti kanıtlanmış, iftiraya uğradıkları raporlarla ispatlanmıştır. Ancak, geç kalınmış adalet adalet midir? Bu sorunun cevabını en doğru biçimde, uğradığı iftirayı onuruna yediremediği için intihar eden Yarbay Ali Tatar’ın, sağlığı kötüye gitmesine rağmen ısrarla ve haksızca cezaevinde tutulan Kuddisi Okkır’ın, oğluna son görevini yapmasına engel olunan Yarbay Mustafa Dönmez’in eşi, kardeşi, anne-babası ve çocukları yanıtlayacaktır. Yıllar sonra gelen tahliyeler, beraatler, sahte delillerin ortaya çıkması önemli olmakla beraber, zararı tazmin etmemekte; ölenleri geri getirmemektedir.

Yazımı Yarbay Ali Tatar’ın intiharından önce yazdığı mektupla tamamlıyorum. Umarım bütün bu kumpasların ortaya çıkmasından sonra ruhu bir nebze olsun huzura kavuşmuştur. Kendisini saygı ve rahmetle anıyorum.

"Sevgili Nilü (karısı Nilüfer’e hitaben), ailem ve beni bulan yetkililere….
Öncelikle başınızı öne eğdirecek hiçbir şey yapmadım.
Başınızı dimdik tutun!
Ama ben bu hukuksuzlukla yaşayamam. Belki benim ölümüm benim durumumda olanların aydınlığa çıkmalarına vesile olur.

İçim buruk. Bana bu oyunu oynayanlara ve sahip çıkmayanlara kırgınım.
Yaşadıklarımı ikinci defa kaldırmam mümkün değil… O deliğe bir daha dönmektense mezara girmeyi tercih ederim…
Bu şekilde ölmeyi hiç istemezdim.

Böyle bir ölüme en çok karşı çıkan insanlardan biri de benim. Ama kader böyleymiş. Hepiniz hakkınızı helal edin.

Beni rahmetli babamın yanına gömün. Karımı ve kızım Gökçen’imi size emanet ediyorum.
Kızımı ve karımı yalnız bırakmayacağınızı, bu işin peşini bırakmayacağınızı biliyorum.
Tek tesellim sizleri son bir defa, hep birlikte görmek oldu.
(O sabah aile fertlerinin büyük bölümü Tatar’ın evindeydi.)

Gökçen’im, canım kızım derslerine çok iyi çalış.
İyi çalış ve önemli yerlere gel ki, benim hesabımı sorabilesin!
Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez…
Bu şekilde giderseniz ne yönetecek ne bir ordu
ne yaşayacak cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız….
Şunu bilin ki, en küçük suçu ve günahı olmayan ben,
bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa
bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum."

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.