Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

20 Temmuz 2016 tarihli yazımda bu skandal önergenin (o zamanki haliyle komisyon raporunun) sakıncalarından bahsetmiştim. STK ve hukukçuların endişelerini, soru işaretlerini gidermek bir yana vakit kaybetmeden çocukların istismarcısıyla evlenmesi durumunda cezanın ertelenmesini öngören önergeyi meclis önüne getirdiler. Şimdi bu önergenin tarihine bir göz atalım:

Eski Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) mağdur ile evlenme halinde suç düşüyordu. 2004’ten sonra TCK’da yapılan düzenlemelerle önce çocukla evlenme halinde cezasızlık kaldırıldı, ardından rıza olsa bile çocuk yaştaki evlilikleri önlemek için cinsel istismar suçunun cezası 16 yıla çıkarıldı.

Ancak Anayasa Mahkemesi (AYM), mağdurun yaşı, istismarın niteliği gibi durumlar gözetilmeksizin aynı cezanın uygulanmasını ‘orantısız’ ve ‘ölçüsüz’ yaptırım görerek cinsel istismardaki 16 yıl ceza verilmesine ilişkin iki hükmü iptal etti. Hükümete de kademeli düzenleme yapılması için süre verdi.

AK Parti oylarıyla önceki gece son dakika verilen önergeyle, bu paket hazırlanırken alt komisyon ve Adalet Komisyonu’nda hiç konu edilmeyen değişiklik yapıldı. Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) eklenen geçici maddeye göre, 16 Kasım 2016’dan önce ‘cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın’ işlenen cinsel istismar suçlarında mağdurla evlenen mahkûm ve sanıkların cezaları CMK’nın 231. maddesindeki koşullara bakılmaksızın ertelenecek. Hükümlülerin ise cezaları infaz edilmeyecek.

Peki bu önerge ne anlama geliyor?

  1. Öncelikle önergeye göre;  16 Kasım 2016’dan sonra işlenen suçlar için bu hüküm uygulanamayacak. Diğer bir deyişle; bu önergenin (umalım olmasın ama) yasalaşması halinde sadece 16 Kasım 2016 tarihine kadar işlenen suçlarla ilgili olduğunu söyleyebiliriz.
  2. Buna ilaveten söylemek gerekir ki; önerge “cebir, tehdit, hile ve iradeyi etkileyen başka bir neden olmamasını” cezanın ertelenmesi için şart koşuyor. Yani istismara maruz kalan çocuğun “rızası” var ise; istismarcı bu hükümden faydalanabilecek.
  3. Cezalar ertelendikten sonra evliliğin öngörülen zamanaşımı süresi içinde “kocanın kusuru” ile bitmesi halinde ise ertelenen ceza tekrar açıklanacak ve kişi tekrar cezaevine girecek.

Peki, görünürde sıkıntı olmadığını düşünebilirsiniz. Ama gelin görünenin ardındaki gerçeğe ve önergenin neden çok sakıncalı olduğuna biraz daha derinden göz atalım.

  • Öncelikle, Türk toplumundaki “namus” algısının sadece kadınlar için kullanıldığını ve mağdur konumdayken bile bedelin çoğu zaman kadına ödetildiğini varsayarsak; henüz reşit olmayan bir çocuğun istismara maruz kaldığında rızası yokken bile “rızam vardı” demesi için her türlü baskıya, tehdite ve zorlamaya maruz bırakılacak olma ihtimali ve zaten reşit olmadığı bir yaşta olduğundan  bu baskı karşısında direnmesinin kendisinden beklenemeyeceği düşünüldüğünde önergenin çok ciddi sıkıntılara sebebiyet vermesi kuvvetle muhtemeldir.

 

  • Aynı şekilde varsayalım, çocuğun rızası vardı. 15 yaşından küçük bir çocuğun rızası dahi olsa fiziki ve psikolojik gelişimi göz önünde bulundurulduğunda bir erkekle ilişki kurması ciddi derecede sakıncalıdır. Bunun rızayla, dini argümanlarla vs. gerekçelendirilmesi; meşrulaştırılması kabul edilemez; edilmemelidir.

 

Rızanın ve mağdurun şikayetinin gözetildiği sadece bir durum söz konusudur. TCK 104’e göre; çocuk 15 yaşını doldurup; 18 yaşını doldurmadıysa ve olayda cebir, tehdit ve hile bulunmuyorsa (yani mağdurun rızası varsa) sanığın cezalandırılması için mağdurun şikayeti aranmaktadır. Diğer bir deyişle,15 yaşını dolduran çocukla (cebir, tehdit ve hile olmaksızın) ilişkiye giren kişi ancak mağdurun şikayeti üzerine ceza almaktadır. Suçsa “ cinsel istismar” değil; “reşit olmayanla cinsel ilişki” suçu olarak sınıflandırılmaktadır.

 

  • Başka bir sakınca ise söz konusu düzenlemede ‘evlilik yaşına ilişkin bir atıf’ ya da mağdurun yaşına ilişkin bir alt sınır bulunmamasından ortaya çıkmaktadır. Zira alt sınır konulmadığı için 12-13 yaşındaki bir kızla imam nikahıyla evlenen ve hakkında cinsel istismardan dava açılan 60 yaşındaki sanık koca da bu düzenlemeden yararlanabilecektir. 

 

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Devrim Güngör bu gibi ihtimallereilişkin olarak:

“Düzenlemede mağdurun yaşında bir alt sınır ya da evlenme yaşına girmiş olma gibi bir kriter yok. Mahkeme, bu düzenlemeye dayanarak ‘durma’ kararı verir. Mağdur küçük 17 yaşına geldiğinde resmi nikâhla evlendiklerinde dosya ortadan kalkar” değerlendirmesini yapmıştır.

  •  Yine biliyorsunuz cezanın ertelenmesi için öngörülen bir diğer şart da; evliliğin kocanın kusuruyla öngörülen süre içerisinde bitmemiş olması. Peki istismara uğrayan çocukla, istismar edenin yaptığı evliliğin “sorunsuz” ve “başarılı” sürüp sürmediğinin tespiti hangi kurumca ve nasıl yapılacaktır? Mağdurların, istismarcısı ile evlilikleri devam ederken, sorunlu ve mutsuz bir birliktelik içinde olsa dahi, evliliklerinde sorunlar olduğu ve mutsuz olduğu yönünde beyanda bulunmaları ve özgürce boşanma davası açabilmeleri ne kadar mümkün olacaktır? Bu noktada ceza almak korkusuyla istismarcının mağduru tehdit ve baskılarla yönlendirmeyeceğini kim iddia edebilir ki? Bırakın istismarı, Türkiye’de normal koşullarda evlilik yapıp; boşanmaya karar veren kadınların başına gelenler ortadayken; önergeyi imzaya açanların bu ihtimalleri yok saymaları akıl alır gibi değil. Hayır, madem sen düşünemiyorsun; sorgulayanlara, düşünenlere, uzman hukukçu ve STK’lara kulak ver. Maalesef, o da yok. Olsaydı zamanında tartışmalara yol açan bir rapor önümüze önerge olarak gelmezdi.

 

Özetle bu skandal önergeyi imzalayıp, meclis önüne getirenlerin ya içinde yaşadıkları toplumu hiç tanımadıkları; ya da kendi ahlak anlayışları doğrultusunda toplumu inşa etmeye çalıştıkları düşünülebilir. Her iki ihtimalle de söz konusu önergenin savunulacak ve gerekçelendirilecek hiçbir yanı mevcut değildir.

Unutmayalım, kadınların çocuklarıyla mağdur olmasına sebep olan ilgili TCK maddesindeki ceza yaptırımı değil; kanuna karşı gelerek 15 yaşını doldurmamış bir çocukla ilişkiye giren istismarcının işlediği suçtur.

Bu kişilerin bazen de mağdurla aynı yaş grubunda olduğu düşünüldüğünde her iki taraf açısından da bir mağduriyetin yaşandığı inkar edilemez. Ancak önceki yazımda da belirttiğim üzere; kişilerin (mağdurun yanı sıra karşı tarafın da bir çocuk olduğu durumlarda dahi) suç işlememesi için yaptırım uygulanması şarttır ve bu suçun işlenmesini engelleme amaçlanıyorsa şayet, cezaların caydırıcı olması elzemdir.  

Mağdur konumdaki kadın ve çocuklara bağlanacak aylıklarla, düzenli verilecek psikolojik destek hizmetleriyle bu kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi de bir alternatif olarak düşünülebilecekken; söz konusu önergenin yasalaşması halinde bırakın 3-4 bini daha fazla oranda kadın ve çocuğun mağdur olması kuvvetle ihtimaldir.

Neyse ki; yanlıştan şimdilik dönüldü. Toplumun ortak tepkisiyle önerge komisyona geri gönderildi. Artık bundan sonra yapılacak düzenleme ile aynı sakıncaları içermeyen, kadın ve çocuk haklarını gözeten çözümler üretmelerini umuyoruz.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.