• dolar dolar 3.8149
  • euro euro 4.0656
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Av. Cansın  ALTINEL

Av. Cansın ALTINEL

TBMM BOŞANMA KOMİSYONU RAPORUNDA  YER ALAN ÖNERİ(!): CİNSEL İSTİSMARA UĞRAYAN ÇOCUKLAR İSTİSMARCISIYLA EVLENDİRİLMELİ!

 

Geçtiğimiz günlerde TBMM’de “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi İçin” kurulan Araştırma Komisyonunun, hazırlamış olduğu raporda  kadın ve çocuk hakları açısından oldukça sıkıntılı bir takım düzenlemelerin yer aldığını görüyoruz ne yazık ki.

Söz konusu rapora göre; çocukların cinsel istismarının “rızaya” dayalı olabileceği ama yine de suç olarak kalması gerektiği söylendikten sonra çocuk istismarcısının tecavüz ettiği çocukla 5 yıl boyunca “sorunsuz” ve “başarılı” bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanması öneriliyor.
Eğer istismarı gerçekleştiren de 15 yaşın altında olursa istismar suç olmaktan çıkarılıyor.

Her ne kadar söz konusu raporda: “Erken yaşta yapılan evliliklerle ilgili bir düzenleme olmadığı için uygulamada erken yaşta evlilikler de cinsel istismar kapsamında değerlendirilmiştir. Türkiye'de 16 yaşını doldurmadan gayri resmi olarak beraberlik yaşamaya başlayan, bir veya birden çok çocuk sahibi olan ve daha sonra yasal evlenme yaşını doldurunca resmi nikah kıyıp, 8-10 yıl gibi uzun bir süre evlilikleri devam ederken, erkek eş TCK uyarınca 8 yıl ve daha fazla hapse mahkum olmaktadır. Bu durumda yaklaşık 3 bin çiftin bulunduğu mağdurlar ve diğer yetkililerce de ifade edilmiştir. Söz konusu çiftlerden kadınlar, kendileri ve çocuklarının yaşamlarını sürdürmelerinin zor olduğunu ifade ederek Komisyonumuza müracaat etmiş ve bizzat sorunlarını anlatmışlardır. Komisyonda kadınlar, evliliklerinin sağlıklı devam ettiğini, eşlerinden şikayetçi olmadıklarını, nikahlı eşleriyle beraber yaşamak istediklerini, çocuklarının ve kendilerinin ağır bir psikolojik ve maddi mağduriyet yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Sadece tanımlanan mağduriyeti ifade eden bu çiftler için kadın ve çocukların mağduriyetini gidermeye yönelik düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. Bu nedenle TCK'da çocuğun cinsel istismarı ile erken evlilik durumunun ayrı maddelerde düzenlenmesi gerekmektedir. " denmek suretiyle halihazırda yaklaşık 3 bin çiftin Türk Ceza Kanununda “cinsel istismar suçu” için öngörülen yaptırımların neticesinde mağdur olduklarının altı çizilmiş ise de; kanaatimce bu yaklaşım doğru değildir.

Zira söz konusu ailelerin (daha doğrusu istismara maruz kalan çocukların ve söz konusu bu ilişkilerden doğan çocukların) mağduriyetlerinin mevcudiyetini kabul etmekle birlikte, bu mağduriyetlerin kaynağı olarak TCK’da suç için öngörülen yaptırımların değil de, toplumda yansımalarını her gün gördüğümüz erkek-egemen anlayışın görülmesi gerektiğini ve çözümün de bu bakış açısı doğrultusunda aranması gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada neden-sonuç ilişkisinin iyi kurulması gerekmektedir. Zira, “Nasılsa bir kere yaşandı.” , “Sonrasında evlendiler”, “Çocukları da oldu.” ,”Mutlular” şeklindeki sözde gerekçelerle bu suçu hafifletmeye çalışmak, istismarcının mağdurla evlenmesinin fiilen yolunu açmak gibi kadın ve çocuk hakları açısından dönüşü olmayan hak mağduriyetlerine sebebiyet verecektir.

 Oysa ki; bilindiği üzere hukuk sisteminde suçlar için öngörülen ceza ve yaptırımların suçluları ıslah etmekle birlikte çok önemli bir diğer işlevi, kişileri suç işlemekten caydırmasıdır. Bu noktada kanunkoyucu tarafından cinsel suçlar için öngörülen cezaların mağduriyetin esas sebebi olarak görülmesi yerine, mağduriyetin suçtan kaynaklandığını kabul etmek ve tedbirlerin alınması noktasında bu suça ortam hazırlayan etkenleri araştırıp; söz konusu bu etkenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik araştırmalarda bulunmak gerektiği kanaatindeyim. Aksi halde, “Nasılsa oldu” anlayışıyla yeni mağduriyetlere zemin hazırlamaktan öteye geçemeyiz.

Kaldı ki, raporda istismara uğrayan çocukla, istismar edenin yaptığı evliliğin “sorunsuz” ve “başarılı” bir evlilik sürdürdüğü tespitinin hangi kurumca ve nasıl yapılacağı da oldukça tartışmalıdır. Mağdurların, istismarcısı ile evlilikleri devam ederken, sorunlu ve mutsuz bir birliktelik içinde olsa dahi, evliliklerinde sorunlar olduğu ve mutsuz olduğu yönünde beyanda bulunmaları ne kadar mümkün olacaktır? Bu noktada ceza almak korkusuyla istismarcının mağduru yönlendirmeyeceğini kim iddia edebilir ki?

Dolayısıyla Meclis Araştırma Komisyonunun kadın sorunlarının bu denli fazlalaştığı bir ortamda acilen bakış açısını, zihniyetini değiştirmesi; devletin kaynaklarını kadın ve çocukların sorunlarını çözmeye yönelik kullanması gerekmektedir.

Amaçlanan boşanmaların azaltılması değil de; evliliklerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve bireylerin mutlu bir ailede yetişmesini sağlamak olmalıdır. Bu noktada evliliğin devamını (türlü mağduriyetlere göz yumma pahasına) gerekli gören ve bu amaç doğrultusunda düzenlemeler yapan anlayışın mevcut sorunları çözmeyeceği gibi; yeni sorunlara yol açması kaçınılmaz olacaktır.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.