Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Sadece kadına yönelik değil; toplumun her tabakasında şiddetin çeşitli izlerini görmek mümkün. Ne yazık ki, son günlerde yaşadığımız terör olayları da bunun en açık göstergesi.

Ancak, bildiğiniz üzere şiddetin faili en çok korunmaya muhtaç kimselerden seçer mağdurlarını. Bu da ataerkil toplumlarda ne yazık ki öncelikle kadınların ve kız çocuklarının mağduriyetine sebebiyet vermektedir.

Bunun yanında zihinsel ve bedensel engelliler, madde bağımlıları, seks işçileri, etnik ve ulusal azınlık mensupları, dini azınlıklar, farklı cinsel eğilimi olan bireyler (geyler, translar, lezbiyen, biseksüeller vs.) toplumumuzda taşıdıkları kimlik ve özellikleri sebebiyle failleri tarafından özellikle seçilmekte ve şiddete maruz bırakılmaktadır.

Bu noktada sözde namus, din, gelenek ve görenekler, örf ve adetler gibi çeşitli gerekçelerle şiddeti meşrulaştırır ve haklı göstermeye çalışırlar.

İnsanların nasıl yaşaması, nasıl giyinmesi, nasıl eğlenmesi konusunda fetva verecek ve yaşam tarzlarını beğenmediklerini darp edecek ve hatta çoğu zaman öldürecek kadar hadsizleşir ve canileşirler.

İşte Türkiye’nin ilk imzacı ülke olarak taraf olduğu İSTANBUL SÖZLEŞMESİ öncelikli olarak kadın ve kız çocuklarının ev içi ve her türlü şiddetten korunması amacıyla imzalanan uluslararası bir sözleşme olup; Anayasamızın 90. Maddesine göre kanun hükmündedir. Sözleşme 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Ne var ki, kadına karşı şiddet olayları İstanbul Sözleşmesine taraf ülke olmamıza rağmen ne yazık ki artarak devam etmektedir. Bunun sebepleri çok çeşitlidir. Ancak herkesçe kabul edildiği üzere, şiddet olaylarının önlenmesinde eğitim birincil öneme sahiptir.

Bu eğitim toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimidir. Öncelikle ailede verilmesi gereken bu eğitimin her halükarda kreşlerde, anaokullarında, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversitelerde verilmesi gereklidir ve önemlidir.

Giresun Üniversitesinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği dersi 1. Sınıflarda verilmeye başlanmıştır.  Ayrıca üniversite bünyesinde kurulmuş olan Kadın Sorunları ve Araştırma Merkezi (GÜKAM) ile kadın sorunlarının giderilmesine yönelik bilimsel araştırmalar ve çalışmalar yapılmaktadır.

Ordu Üniversitesinde bildiğim kadarıyla henüz toplumsal cinsiyet eşitliği dersi verilmeye başlanmış değil. Umarım onlar da kısa süre içerisinde bu dersin (özellikle de seçmeli değil de zorunlu olarak) okutulması için gerekli çalışmaları tamamlarlar.

Bunlar olumlu gelişmeler. Ancak kanaatim, üniversitenin eğitimin en son kademelerinden olduğu düşünüldüğünde bu dersin daha kreş ve anaokullarında çocukların anlayacağı dil ve tekniklerle öğretilmeye başlanmasının çok daha verimli ve anlamlı olacağı yönünde.

İnsan hakları, demokrasi, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği gibi konularda çocukların ve gençlerin eğitilmesi zannediyorum  matematikten, geometriden, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden daha az önemli değil.

Bilimi, coğrafyayı, din kültürünü öğrenmeden önce insan olmayı ve insana sadece “insan” olduğu için değer vermek gerektiğini öğrenmemiz ve öğretmemiz gerekiyor.

Bu yüzden hem yukarıda bahsettiğim İstanbul Sözleşmesi uyarınca hem de toplumsal bir gereklilik olması hasebiyle Toplumsal Cinsiyet Eşitliği eğitiminin eğitimin bütün kademelerinde çocukların yaş ve algı düzeylerine uygun olarak zorunlu ders olarak okutulmasının önemli olduğunu düşünüyor ve öncelikli olarak Ordu Üniversitesinden de konuyla ilgili olarak özverili bir çalışma yürütülmesini beklediğimizi buradan duyuruyorum. 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.