Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Av. Cansın ÖZEL ALTINEL

Av. Cansın ÖZEL ALTINEL

DİNİ NİKÂH HUKUKEN “YOK” HÜKMÜNDEDİR!

Toplumumuzda dini nikahlar çoğunlukla çiftlerin resmi nikahla birlikte başvurdukları dini bir ritüel olmakla beraber;  suiistimale oldukça açık bir uygulamadır.

Birlikte yaşamanın ahlaksız bir davranış biçimi olarak algılandığı bir toplum yapısında; bu birlikteliğe dini nikahla cevaz verildiği ve toplumun bu birlikteliğe “dini nikah”ın bulunması hasebiyle karşı çıkmayacağı algısı yaygındır. Ne var ki, resmi nikah olmaksızın tek başına dini nikah; hukuken “yok” hükmündedir.

Bunun da anlamı şudur. Taraflar kanun ve devlet nezdinde “evli” kabul edilmezler ve evli olmaları hasebiyle (özellikle de ayrılma ve partnerin vefatı süreçlerinde) sahip oldukları hakları kullanamazlar. Diğer bir deyişle, hukuken birlikte yaşayan iki sevgiliden farkları yoktur.

Çiftlerden biri vefat ettiğinde, diğeri mirasçısı olamayacağı gibi; çiftlerin ayrılmaları durumunda da birbirlerinden herhangi bir hak talep edebilmeleri mümkün değildir.

Elbette dini nikahların yapılmasında bir sakınca yoktur. Bu toplumumuzda yaygın olan dini bir ritüeldir. Ne var ki, dini nikahların (resmi nikah olmaksızın) tek başına uygulanıyor olmasının kadın ve çocuk hakları nezdinde yol açtığı hak kayıpları saymakla bitmez.

Bütün bu sakıncaları ortadan gidermek amacıyla eski Türk Ceza Kanunu 230.maddede:

“(5) Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir. Ancak, medeni nikah yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden bir evlenme için dinsel tören yapan kimse hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir.” şeklinde bir hüküm mevcuttu. Bu hükmün iptali için 1999 yılında yapılan başvuru ise Anayasa Mahkemesince reddedilmiş ve red gerekçesi de şu şözlerle açıklanmıştı:

“1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu’nun amacı, resmi nikâh müessesesi ile kadının sosyal konumunu güçlendirmek, aileyi, ana ve çocukları korumaktır. Dini nikâha dayalı evlenmelerin, kadın ve çocuklar yönünden doğurduğu sakıncalar gözetilerek resmî nikâh yapılmadan dini tören yapılmasının ceza yaptırımına bağlanmasının kamu düzenini ve kamu yararını sağlama amacına yönelik olduğu tartışmasızdır. Medeni Kanun’un özellikle resmi nikâh akdine ilişkin hükümlerinin gerektiği şekilde uygulanmasının Türk toplum ve aile hayatı açısından taşıdığı önem ve bu hükümlere uyulmadan dini nikâha dayalı olarak oluşturulan birlikteliklerin özellikle kadın ve çocuklar yönünden doğuracağı olumsuzluklar dikkate alınarak Anayasa’nın 174’üncü maddesiyle resmi nikâh kurumu özel olarak korumaya alınmıştır.”

Ne var ki, mevcut düzenleme geçtiğimiz yıl başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince tekrar esastan görüşüldü ve oy çokluğuyla ilgili maddelerin iptaline gidildi. Diğer bir deyişle, resmi nikah olmaksızın dini nikah yaptıranların ve bu nikahı kıyan din görevlilerinin cezalandırılmasını öngören madde artık yürürlükte değil.

Tekrar belirtmekte fayda var. Hukuk düzeni dini nikaha, resmi nikahla tamamlandığı müddetçe karşı değil. Burada yaptırım öngörülmesinin en önemli sebebi, yanlış kanaatin aksine dini ritüellere saygısızlık değil; toplumda özellikle de kadın ve çocuk hakları nezdinde ortaya çıkan hak kayıplarının ve adaletsizliklerin önüne geçmeyi amaçlamasındandır. Bunu en doğru şekilde düzenlemenin iptal edilmesine ilişkin karşı oy kullanan mahkeme üyeleri şu gerekçelerle açıklıyor:

“Kanun’un 230. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, aralarında evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dinsel törenini yaptıranların iki aydan altı aya kadar hapis cezasına çarptırılması öngörülmekle birlikte, ikinci cümlede “Ancak, medeni nikâh yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar” denilmiştir.

Bu düzenlemenin, ceza mevzuatında yer alan diğer suçlara ilişkin etkin pişmanlık ve hafifletici sebeplerden farklı, suçu adeta “tazyik hapsi” niteliğinde bir yaptırıma bağlayan bir kural olduğu görülmektedir.

Bundan da amacın, kimseyi dini tören yaptığı için cezalandırmak olmayıp, sadece dini törenin nikah akdinden sonra yapılmasını sağlamak, böylece resmi evlenme akdinin ertelenerek, dini esasa göre kurulan aile birlikteliğinin hukuk düzeni dışında kalmasından dolayı kadın ve doğacak çocuklar yönünden muhtemel hak kayıplarını önlemek olduğu anlaşılmaktadır.

Konuya sosyolojik açıdan bakıldığında, toplumuzda hem resmi hem de dini nikah ile evlenen çiftlerin oranının Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2011 yılında ilk evliliğinde hem resmi hem de dini nikahla evlenenlerin oranı % 93,7 iken sadece resmi nikahla evlenenlerin oranı % 3,3 ve sadece dini nikahla evlenenlerin oranı % 3’tür. Bölgelere göre nikah türleri incelendiğinde, resmi evliliği olmayıp sadece dini nikah yaptıranların oranının en yüksek olduğu bölgenin Güneydoğu Anadolu bölgesi olduğu (% 8,3), en düşük orana sahip bölgenin ise Batı Marmara bölgesi olduğu (% 0,9) görülmektedir (Türkiye İstatistik Kurumu Bülteni, Sayı:13662, 13 mayıs 2013).

Yine Civelek ve Koç tarafından 2005 yılında yapılmış aile araştırmasında da sadece dini nikahı olanların oranının 1968’de % 15 iken 1978’de % 12, 1988’de % 8, 1998’de %7 ve 2003’te de % 5,8 olduğu görülmektedir. Bu verilere göre 1968’den 2003’e kadar sadece imam nikahlı birlikteliklerde % 61 azalma meydana gelmiştir. Yine aynı araştırmanın bulgularından, Türkiye genelinde “imam nikahı”nın bölgesel ve sosyo-kültürel faktörlere göre değişiklik arz ettiği, bu bağlamda coğrafi olarak Batı’dan Doğu’ya arttığı, eğitim seviyesi yükseldikçe azaldığı, kırsal bölgelerde kentlere daha fazla olduğu, hane refah seviyesiyle de ilgili olduğu, refah seviyesi çok kötü olan ailelerde % 15, orta olan hanelerde % 4, iyi olan hanelerde ise % 1 oranında olduğu görülmüştür. Bu tablodan çıkan sonuç, toplumsal düzenin temel esaslarından biri olarak kabul edilen kadın-erkek eşitliğine dayalı evlilik kurumunun, yani Medeni Kanun’a göre yapılan evlenme akdinin Devletçe bazı yaptırımlarla desteklenmesine ihtiyacın, kalkınmışlık düzeyi arttıkça ters orantılı olarak azaldığı, ancak toplumun bazı kesimleri ve bazı bölgeler itibariyle halen bazı yaptırımlara ihtiyaç bulunduğu ve iptali istenen kuralın bu yönde önemli bir kamu yararına hizmet ettiğidir.”

Bu sebeple ben de düzenlemenin iptal edilmiş olmasını kamu yararı düşünüldüğünde doğru bulmuyorum. Ne var ki, hukuken herhangi bir yaptırımın artık mevcut olmadığı düşünüldüğünde, insanları (özellikle de) kadınları, dini nikah yapılmadan önce resmi nikahın yapılması hususunda talepkar ve uyanık olmaları yönünde tekrar ve tekrar uyarmakta fayda görüyorum.

 Unutmayın; dini nikah hukuken “yok” hükmündedir!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.