Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Av. Cansın ÖZEL ALTINEL

Av. Cansın ÖZEL ALTINEL

KENDİNİ DOĞRULAYAN KEHANET

“Pygmalion etkisi” (diğer adıyla beklenti etkisi);  Psikolog Robert Rosenthal’ın yapmış olduğu sosyal bir deneyin sonucundaki gözlemlerine psikoloji alanında verilen bir isimlendirme.

Psikolog Rosenthal, birinci ve ikinci sınıfların olduğu bir okulda; senenin başında öğrencilere zekâ testi uyguluyor. Ne var ki; testin sonuçlarını öğretmenlerle gerçeğe uygun olarak paylaşmıyor. Rastgele seçtiği öğrencileri zekâ testinde “en yüksek puanı alan”; yine rastgele seçtiği bir grup öğrenciyi de “en düşük puan alan” olarak belirtiyor ve okul öğretmenlerine de bu ( esasında gerçeğe uygun olmayan) sonuçları gerçekmiş gibi sunuyor.

Yılsonunda ise sonuçlar herkes için oldukça şaşırtıcı oluyor. Testte gerçekte “zeki” olarak nitelendirilebilecek öğrenciler değil; psikoloğun öğretmenlere “zekiler ve başarılı olacaklar” diye belirttiği öğrenciler daha yüksek bir başarı performansı sergiliyor.

Çünkü öğretmenler, daha zeki oldukları ve gelecekte daha başarılı olacakları varsayımı ile psikoloğun belirttiği öğrencilere daha özenli davranmış; onların soru ve sorunlarıyla daha çok ilgilenmiş ve yanlış yaptıklarında hatalarını düzeltmeleri için onlara daha çok geri bildirim vermişler.

Diğer bir deyişle (esasında hiçbir gerçekliği olmamasına rağmen) beklentiler zamanla gerçeğe dönüşebilmektedir. Bunun sebebi ise; yine çevredeki insanların kişiye karşı olan tutum ve davranışlarını kendi yargılarına göre şekillendirmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu tutum ve davranışlara (olumlu ya da olumsuz) maruz kalan insanlar da bir süre sonra kendilerini “çevredeki insanların tanımladığı” şekilde görmeye başlarlar.

Aynı bakış açısını hukuk sisteminde de görmek mümkün ne yazık ki. Suç dosyası kabarık bir çocuk; ne yazık ki mahkeme nezdinde bir nevi “iflah olmaz” olarak tanımlanabilecek bir bakış açısıyla yargılanmakta ve muhtemelen alacağı ceza infaz edilirken de çocuğa hem cezaevindeki pedagog ya da psikologlarca hem de ailesi tarafından aynı umutsuz ve önyargılı bakış açısıyla hak ettiği (ve esasında en çok suça eğilimli çocuğun ihtiyacı olan) ilgi ve özen kendisinden sakınılmaktadır. Sonuç ise; sözde cezaevi değil de “ıslahevi” olarak tanımlanan; ancak suça sürüklenen çocukları hiçbir manada “ıslah” etmeyen cezaevlerinden çıkan çocukların toplum için daha tehlikeli karakterlere dönüşmesi olarak karşımıza çıkıyor ne yazık ki.

Bu yüzden pedagoglar aileleri, çocuklarına karşı “Yaramaz, zeki, ya da çok güzel vb.” şeklindeki adlandırmalardan kaçınmaları gerektiği hususunda uyarırlar. Çünkü ailesi tarafından yaramaz olarak tanımlanan çocuk, bir süre sonra bunu kendi karakteri olarak algılamaya başlayacak ve yaramazlık yapmayı huy edinmeye başlayacaktır. Aynı örneği ailesi sürekli kendisini “zeki “ olarak tanımlayan bir çocuk için de vermek mümkün. Kendi zekâsının farkına varan çocuğun bu algıyla çalışmaya gerek olmadığını düşünmesi ve sonuç itibariyle de çalışmadığı için başarısız olduğunda yaşadığı hayal kırıklığı da tahmin edeceğiniz üzere kaçınılmaz oluyor.

Keşke eğitim sistemimizdeki bu adlandırmalar ve nitelendirmelerden hem ebeveynler hem de öğretmenler kaçınabilseler. Zira, özellikle de kendi öz değerinin farkına varmayan, kendine güven duygusu gelişmemiş, ilgi görmeyen çocukların daha fazla özene ve dikkate ihtiyacı varken; ebeveynlerin de öğretmenlerin de yalnızca kendi algılarıyla “parlak” gördükleri çocuklara eğilmeleri çok verimli sonuçlar doğurmadığı gibi; ilgi görmeyen çocukların yaşayacağı travmalar düşünüldüğünde oldukça sakıncalı.

Kaldı ki mevcut eğitim sisteminde “parlak” olmak; “en yüksek notu alan alan öğrenci” olmakla bağdaştırılmaktadır. Şu anki eğitim sistemimizde (istisnalar olmakla beraber) farklı sorular soran, ezber bozan, tartışan ve sorgulayan öğrencilerin (ki kanaatimce geleceği şekillendirecek olanlar esasında bu karakterdeki çocuklardır) bırakın “parlak” addedilmeyi; çoğu zaman eğitimcilerin bakış açısıyla “uyumsuz” olarak nitelendirildiğini görmekteyiz. Umarım gelecekte bu bakış açısından kurtulur; çocukların nasıl cevap verdikleri ile değil de, daha çok nasıl sorular sorduklarıyla ilgilenen bir eğitim algısına sahip oluruz. Bunu yaparken de; esasında sözde “zekâlarına” göre değil; ilgi alanları ve eğilimlerine göre çocukları eğitmeyi ve her çocuğa aynı derecede ilgi ve alaka göstermeyi görev edinen eğitimciler yetiştiririz.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?