Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Av. Cansın ÖZEL ALTINEL

Av. Cansın ÖZEL ALTINEL

RAHİBE CESNİK CİNAYETİ

Geçtiğimiz günlerde yine bir belgesel platformunda denk geldiğim bir hikaye beni çok etkiledi. ABD’de 1969 yılında Catherine Cesnik isimli bir rahibe öldürülüyor. Ne var ki; katilleri hala daha bulunabilmiş değil.

Cinayetin dikkat çekici tarafı ise, öldürülmeden önce rahibenin ABD’nin dini eğitim veren bir rahibe okulunda tanık oldukları…

Şöyle ki; çevresi ve öğrencileri tarafından çok sevilen, “sevgi dolu” biri olarak nitelendirilen 20’li yaşlarındaki öğretmen rahibe Catherine Cesnik ; görev aldığı okulda öğrenim gören kız öğrencilerinin birçoğunun cinsel  taciz, aşağılama, cinsel istismar ve işkence de dahil olmak üzere (çoğunlukla da tekrarlanan) suçların mağduru olduğunu öğrenir. Bunun üzerine araştırma yapmaya başlayan ve kız öğrencilerle iletişim kuran rahibe –ne tesadüftür ki- aynı tarihlerde faili meçhul bir cinayetin mağduru olur.

Kız öğrencileri istismar eden okulun rahibidir. Rahip, kız öğrencileri “özel görüşme yapacakları” bahanesi ile odasına çağırıp, öğrencileri ya bizzat kendisi istismar etmiş; ya da yanında bulunduğu 3. kişilerin kız öğrencileri istismar etmelerine izin vermek suretiyle, onları izlemiştir.

Daha da vahim olanı ise, aynı rahibin daha önce görev yaptığı okullarda da ve hatta erkek çocuklarına karşı dahi istismar suçunu işlediğinden bahisle hakkında şikayetler olmuş olması ve buna karşın bu şikayetlerden haberdar olan Katolik Kilisenin tabiri caizse hiçbir şey yapmayıp; önlem(!) olarak rahibin görev yerini değiştirme ile yetinmesi… Diğer bir deyişle, kilise tüm bu vahim iddialardan haberdar olmasına rağmen rahibin başka çocukların da geleceğini karartmasına adeta izin vermiş.

Belgeselde anlıyoruz ki, bu sadece bir okulda yaşanan; nadir olarak vuku bulan bir olay değil. ABD içinde faaliyet gösteren çok sayıda dini eğitim veren okulda rahiplerin cinsel suçların faili olduğunu ve buna rağmen kilisenin “üç maymunu” oynadığını biliyoruz. Ve hatta, bu rahiplerin görevden alınmayıp, sadece bir “merkezde” tedavi görmesi ile yetinilmiş olması oldukça dikkat çekici. Çünkü belgeselden anladığımız kadarıyla merkezin kurulma amacı da zaten esas itibariyle cinsel suçların faili ya da cinsel suçlara eğilimli din adamlarının tedavi edilmesi… Ve bir süre merkezde kalan rahiplerin, sözde “tedavi” sonrası görevlerine devam etmiş olmaları ve ayrıca bu rahiplerin sayıca binlerce olması oldukça korkutucu.

Belgeseli izlerken, özellikle de insanların manevi dünyalarını düzenleyen “din” ve “dini kurumların” birey” ve “toplum” üzerindeki etkileri hakkında tekrar düşünme fırsatım oldu. Ne yazık ki, bir insan “dini” araç olarak kullanıp, bir kötülük yaptığında; bunun “insanlar ve toplum nezdinde yarattığı travma” çok daha vahim boyutlara ulaşabiliyor.

Çünkü insani değerleri yaşatması gereken dini kurumlar, bir haksızlık ya da adaletsizlik karşısında üç maymunu oynadıklarında bertaraf olmayıp; ne yazık ki kötülüğün yanında “taraf” olmuş addediliyorlar. En azından benim nezdimde…

Yani bu örnekten de görebileceğimiz gibi; kilise rahiplerin görev yerini değiştirmekle yetindiğinde sadece olaya “sessiz kalmış” sayılmayıp; çocukların yaşadıkları ve maruz kaldıkları haksızlıklar ve travma neticesinde suçlular yanında yer almak suretiyle bizzat kötülük de yapmış kabul edilmelidir.

Bu noktada çocukların yaşadığı haksızlıklarla mücadele etmeyi amaçlayan rahibenin cinayetinin failleri aslında ortada.

İşte ülkemizde “FETÖ” nün ortaya çıkmasını da aynı şekilde ele almak mümkün. Bu sebeple, “dini” ağızlarına alan kurum ve kişilerin yaptıkları, sıradan insanların yaptıklarının yanında toplumu ve bireyi daha geniş manada etkileyebildiğinden; bu alanlarda görev yapanların (özellikle) daha da dikkatli olması gerektiği kanaatindeyim. Zaten, Atatürk tarafından tekke ve zaviyelerin kapatılması da tamamen bu yozlaşmayı engellemek amacıyla atılan adımlardan biri olarak değerlendirilmelidir.

Amin Maalouf’un da söylediği gibi: “İnsanlar bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyacı kalmamış gibi davranıyorlar!"

Dinin ahlaklı yaşamak için bir araç olduğu dikkate alındığında; bu oldukça ironik gelmiyor mu size de?


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.