TOP 5 HABER
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Birol  ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

ANKARA’DA BİR OCAK SONU

Bu günlerde Ahmed Arif’i yazıyorum… Hakkında çok şey söylenip de çok az şey bilinen ve hasretten prangalar eskiten şair!

Geçen günlerde yağan kar, Ankara’nın ayazını yiyince kıtır kıtır olup yapışmış bozkıra, yol kıyılarına. Birkaç gün önce sıfırın altında yirmi derecelere kadar düşmüş sıcaklık ya, şimdilerde azıcık da olsa yumuşamış. Öyle diyor bindiğim taksinin konuşkan ve güleç yüzlü, Ankaralı şoförü Adem Yapıcı.

Ankara’da bir ocak sonu, kuşluk vaktine az bi zaman var.

Ahmed Arif’in mezarına gidip bu kitap için en güncel Ahmed Arif fotoğrafı çekeceğim ve nedense aklımda Karşıyaka Mezarlığı var. Ama öncesinde Sıhhiye’de bi işim var, niyetim Sıhhiye’ye gitmek, işimi görüp boşa çıktıktan sonra da Usta’ya gitmek.

birol2

“Sıhhiye’den Karşıyaka Mezarlığı’na ne kadar zamanda gidilir?” diye soruyorum cevval şoför Adem kardeşime.

“Yarım saati bulur abi” diyor.

Az biraz sessizlikten sonra:

“Hayırdır abi? Cenazeye falan mı geldin? Başın sağ olsun.” Diyor, mübalağa bir saygıyla.

Bir yanlış anlamaya mahal vermiş olmanın telaşıyla hemen giriyorum lafa.

“Yok yok… Ahmed Arif var, şair. Onun mezarını ziyaret edeceğim”

“Anladım abi” diyor Adem.

Anlamış mıydı gerçekten de?

Şu, şoför ve berber milleti var ya, bunların anlamadığı şey yoktur ha! Çeşit çeşit adamla muhatap olduklarından olsa gerek hem her türlü mevzudan hem de adamın kalitesinden hemen çakıyorlar. Adem de son derece zeki ve dikkatli biri, muhabbet ilerledikçe memleket meselelerine dair de konuşuyoruz, hiç de boş değil.

“Tanır mısın Ahmed Arif’i?” Diyorum.

“Sigara içer misin abi?” diyor ve cevabı beklemeden uzatıyor bi tane, alıyorum.

“Pek huyum değil ama hadi yakalım. Belli ki sigara çekti canın” diyorum.

Gülümsüyor. Çat diye de yakıyor sigaraları. Derin bir nefes çekiyor.

Kapalı mekanlarda sigara içme yasağı da neymiş, kim takar!

“Bir kadeh bir cigara dalıp gidene” diye Usta’nın o muazzam dizeleri dökülüyor, Ankara’nın ayazında kurumuş dudaklarından.

“Abi be, ayıp olmazsa, neden Ahmed Arif’e gidiyorsun ki?”

Ne desem? Ya da nasıl desem şimdi?

“Onun hakkında bi kitap yazmaya çalışıyorum da, onun için yani” diyorum, lafı da öyle ağzımın içinde yuvarlayarak.

Az önce bana “sen” diyen Adem şimdi “size” geçti hemen, saf bir saygıyla.

“Yazar mısınız?”

Gülümsüyorum.

“Valla yazıyoruz işte” diyorum.

Karşıyaka Mezarlığı’nın bulunduğumuz yere yakın olduğunu, hatta yolumuzun üstü olduğunu, istersem önce oraya uğrayıp, oradan da Sıhhiye’ye gidebileceğimizi ve de paranın önemli olmadığını bi çırpıda, bi cigara içimi zamanda söylüyor Adem. Bende hiç itiraz yok, hemen kabul.

Az sonra da Karşıyaka Mezarlığı’ndayız. Mezarlığın birden çok kapısı var.

“Hangi kapıdan girelim ?” Diye soruyor Adem, sonuçta patron benim.

“Yüreğinin sesini dinle Adem” diyorum.

O da öyle yapıyor ve bi kapıya yaklaşıyoruz.

MEBİS diye bi yazılım var, o yazılım kullanılarak mezarlara dair tüm bilgileri hemen ekranda görüyorsun. Şak diye geliyor karşına tüm bilgiler. Yeter ki o mezarlıkta yatıyor ve de yeri belli olsun, kaç yıllık ölü olduğunun önemi yok yani. Sistem buluyor. Yaşı, bıyıklarındaki kırdan daha genç bi görevli, sosisi andıran parmaklarıyla dokunmatik ekranın ırzına geçerekten “Ahmet” yazdı önce “isim” kısmına. Hemen itiraz edip düzelttim “Ahmed olacak” dedim…”d” olacak “t” değil!

O sosis parmaklar birkaç denemede doğru bilgilere ulaştı.

Adı: Ahmed Hamdi

Soyadı: Önal

Baba Adı: Arif

Ana Adı: Sare

Doğum: 1923

Ölüm:02.06.1991

Beyan No:781

Ada:175A

Parsel:147C

Ölüm Sebebi: Akud Miyokard İnfarktüs

Ölüm Raporunu Düzenleyen Hekim: Levent Sağnak

Adres: Cinnah Caddesi No:80 C Blok D:7 Çankaya

 Bıyıklarındaki kırlardan daha genç, sosis parmaklı görevli bana döndü:

“Bu mu aradığınız mevta?” dedi.

Şu “mevta” lafı hoşuma gitmese de bu konuda referans alınmam hoşuma gitti. Kendimi, Usta’nın bir şeyi gibi hissettim.

“Evet” diyorum.

Sosis parmaklarıyla ekranda bi yeri gösteriyor ya, güneş öyle bir açıyla geliyor ki ne yazdığını okuyamıyorum.

Sorun var!

Usta, Karşıyaka’da değil Cebeci Asri Mezarlığı’nda yatıyormuş meğer.

Adem hemen ve hızlıca plan yapıyor, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın, direksiyonu Asri Mezarlık’a kırıyoruz. Bildiği tüm kısa yolları kullanıyor Adem, samimiyetinden zerre şüphem yok artık. Bu arada ta Cumhuriyet’in kuruluşundan bu güne, ülke analizi yapıyoruz ki sorma! Şu Ankara diyarında bir bilge taksi şoförüdür Adem, o da bana denk geldi, iyi ki de geldi.

Bi ara “Adem, kitaba seni de yazacağım” diyorum. Heyecanlanıyor.

“Sahi mi abi?” diyor.

Sahi tabi ki” diyorum.

Cep telefonunun numarasını da alıyorum, kitap yayınlandığında haberdar edeceğim.

“Aman abi” diyor.

“Bi sürü siyaset konuştuk, onları yazma e mi?”

Asri Mezarlık’a varmamız da öyle çok sürmüyor, varıyoruz az bi zaman sonra. Muhabbet o kadar koyu ki, zamanı da ölçemiyorum.

Mezarlık karlar altında, yüksek ağaçlar yapraksız ve sonsuz bir sessizlik!

Ölümü dramatize ederek, ölü sevicilik yaparak gişe rekorları kıran filmler ve en çok satanlar geliyor aklıma.

Mezar!

Anadolu’da “mezar” anlamına gelen ne çok sözcük vardı böyle: Lahit, Tümülüs, Sanduka, Kabir, Yatır, Türbe… Aklıma ilk gelenler bunlar. Sonra, kanlı-hançerli, ölümlü -vahşetli şiirler geliyor aklıma, hele o, kabir azaplı olanlar yok mu !

”İşte be, işte “diyorum.

Bu karda kıyamette bunca yolu tepip de huzuruna geldiğim şu adamın ettiği tüm laflar, yaşama, yaşatmaya, umuda, sevdaya, hayata dairdi be!

Ölüp gitmiş bir adamın, inadına yaşamayı öğütleyen sözleri.

Komando gibi giyinmiş bi güvenlik görevlisi şak şak şak tarif etti mezarı. Az bi aramayla da buldum. Koca bir taş ve o taşın üzerinde sadece “ahmed arif” yazıyor, alayı küçük harflerle.

Daha ne yazsındı be!

Bodur bir gül dalı var mezarının üzerinde ve neredeyse yere sıfır seviyesinde mezarın yüksekliği.

Kar altında tüm mezarlık, el değmedik, kir tutmaz bir beyazlıkta tüm mezarların üzeri… Ahmed Arif’in mezarındaki bodur gül dalı başkaldırmış tüm kara ve soğuğa rağmen ve “bak bıyığım buz tuttu üşüyorum “ der gibi…

Mezar taşı, toprak rengine çalan bir sarılıkta… Eski, yorgun… İç tarafında “ahmed arif” yazısının boyası adamakıllı silinmiş, dış taraftaki yazı henüz idare eder. Mezar taşı ilk bakışta ağaçlara kondurulan kuş evlerini anımsattı, kim bilir belki de öyledir, yani kuş evlerine benzetilmiştir gerçekten de.

Dokunuyorum Usta’nın taşına… Yüreğimden bir kuş uçuyor pırrrrr!

birol4

Dilimden dökülüveriyor bir mısra.

Seni anlatabilmek seni”

 Seni anlatabilmek seni
   İyi çocuklara, kahramanlara
   Seni anlatabilmek seni
   Namussuza, halden bilmez
   Kahpe yalana


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.