Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Birol  ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

BEN ASKERDEYKEN!

NOT: Bu yazı ilk defa 2012 yılında Ordu Olay Gazetesi’nde yayınlandı. O tarihten sonra Amasya Er Eğitim Tugayı’nda özellikle kısa dönem askerler için eğitim notlu olarak kullanılmıştır ve belki halen kullanılmaktadır. Albay Nezihi Aşıcı tarafından bizzat eğitim notu haline getirilen yazıyla ilgili olarak işin şahitliğini yapan Zeki ÖZEL şöyle demişti.

7 Haziran 2015 tarihinden itibaren yoğunlaşan terör olayları sonucunda yüzün üzerinde asker ve polis şehit oldu. Terörün ve savaşın her türlüsüne elbette hayır! Bu hissiyatla, terör olaylarında şehit olan askerlerimizin aziz hatırasına atfen bir kere daha “Ben Askerdeyken” demek istiyorum… Buyurunuz lütfen:

“Ben askerdeyken ohhoooo kraldım kral! Alay komutanını kafaya almıştım, adam beni acayip seviyordu, nereye gitse beni yanından ayırmıyordu! Yemekleri bile subay yemekhanesinde yiyordum. Bendeki forst bölük komutanında yoktu…”

***

Askerlik anıları, o anıları anlatanların dışında- kadın ya da erkek fark etmez- herkes için; kadınların ofsayt pozisyonu hakkındaki bilgisizlikleri kadar uzak ve iticidir aslında! O anıları anlatanların ortak yanıysa; olayları yaşandığı gibi değil de arzu edildiği gibi kurgulayıp, abartıp, hatta safi yalanlara beleyip de öyle anlatmasıdır!

Birisinin askerlik anılarını dinlemeye maruz kalmak nasıl bir şeydir biliyor musun? Okumaktan nefret eden birinin “Suç Ve Ceza” yı okumak ve anladıklarını da yazmak zorunda kalması gibi!

“Askerliğe Elverişli” her erkek Türk vatandaşı için belli yaşlar aralığında askerlik yapmak yasal zorunluluk! ”Vatan Borcu” şekliyle de bu zorunluluğa ulvi bir mana yüklenmiştir. Eskilerde, askerliğini yapmayanı adamdan saymazlar, kerhen selam verirlermiş! Allahtan şimdilerde okuldu, üniversiteydi, tecildi, kırsal yaşamın kentsel yaşama evrilmesiydi derken, askerliği yapmış olmak ya da olmamak öncelikler sıralamasında ilkler arasında görülmüyor!

Askerlik zaman ve mekan ilişkileri içinde harbiden de unutulmaz izler bırakıyor!.. Zamanı geldiğinde, alternatifsiz ve çaresiz, alıyorsun “sülüs” ü ve kışlanın yolunu tutuyorsun! İşte, askeri terminolojiyle tanıştığımız ilk an da budur!  Sülüs, sevk, kışla… Bundan sonra artık o terminoloji hızla genişleyecek ve askerlik süresince, bu terminolojiyi kullanarak cümleler kurulacaktır! İçtima… Maruzat… Emredersiniz… Arz ederim… Tekmil… Kademe… Tertip… Şafak… Mehtap… Tezkere… Bölük… Alay… Tim… Mıntıka… Zimmet… Karargâh… İntikal… Uygun adım… Nizamiye… İstihkak… Muhabere…Muharebe…Her Türk Asker Doğar!

Kışladan içeri girdiğiniz anda başlarsınız sıraya girmeye, ikişerli, üçerli, dörderli sıralar halinde sırasıyla yaşanır artık hikâye !.. Artık her şey sıraya girerek ve uygun adımla yapılacaktır!.. Kati bir teslim oluş içindesinizdir artık! Sivil hayat nizamiye kapısının ardında kalmıştır ve bu zamana kadar başkalarından dinlediğin askerlik anılarından başkaca da bilgi ve tecrübe sahibi değilsindir! Daha o ilk anda fark etmişsindir ki; dinlediğin o askerlik anıları birer fantezidir. Askerliğin mekanik bir yaşam biçimi olduğu “mantığın bittiği yerde askerlik başlar” şeklindeki algının saçmalığını da hemen orada, senden başka bir sürü hikâyenin sıraya girdiği o ilk yerde ve an’da anlarsın! Asker acıkırmış, özlermiş, üzülürmüş, korkarmış, çekinirmiş, susarmış, uyurmuş… O kışlanın, o kışlada asker olmanın ve tüm o kuralların birer mantığı varmış! Hatta vurulup da ölmenin bile!

Bundan sonra bir takım kamuflaj elbise, kep, bot verirler ve artık her fırsatta sıraya girip “sağdan say” maya başlarsın! Ne söyleyeceksen bağıra çağıra söyleyeceksin, keza askerliğin mantığı bunu gerektiriyor! Ne kadar çok bağırırsan o kadar iyi askersin demektir ve tabi ki “esas duruş” u bozmayacaksın!.. Sağa, sola ve arkaya dönmenin neden bu kadar önemli olduğunu hiç düşünmeden verilen komutları şakır şakır yerine getirecek ve icabında günlerce sağa, sola ve arkaya dönecek, tören yürüyüşü yapacaksın! Tekmil vermeyi öğreneceksin ,yine bağıra çağıra!.. Kısa künye ve/veya uzun künye okurken komutanın suratına suratına değil de başı sağ yana çevirerek bağırman gerektiği özellikle ve ilk öğrendiklerinden olacak!

Üzerindeki kamuflaj elbisenin ve kepin ve de botun ,palaskanın yedeği yoktur!.. Sürekli eğitim, spor ,toz toprak…Bir zaman sonra iyice kirlenen o kamuflajın özellikle pantolon dizleri kirden yağlanmaya başlar!..

Sağlam bir zincirin ucuna takılı, demirden kazınmış, bir birinin aynı iki künye her daim boynunda asılı durmak zorundadır. O künyede adın soyadın, kan grubun ve memleketin kazılıdır! Rivayet odur ki; şehit olursan cephede, künyelerden birini dişlerinin arasına sıkıştırıp, diğerini alıyorlarmış! O diğeri daha sonra ailene veriliyormuş! ”Asker” temalı kadim türkülerde kimi zaman rastladığımız o künye meselesi de bu olsa gerek!

Her asker için bir çelik dolap vardır ve o dolapların içine koyacağın eşyalar standart olup ;o eşyalar da herkesçe aynı nizamda yerleştirilir!.. Sık sık bir şeylerin kaybolur; kepin, botun, palaskan, bot boyan… Hırsızlık zinhar olmaz asker ocağında(!) olsa olsa yer değiştirmiştir sana ait olanlar. Ve bir zaman sonra sen de katılırsın bu yer değiştirme seremonisine!

Sıraya girerek, uygun adım ve yürüyüş kararı “Vatan Sana Canım Veda” diye sayılarak rap rap gidilir yemekhaneye! Tüm yürüyüşler sol adımla başlar! Askerin günlük alması gereken kalori miktarı dikkate alınarak hazırlanmıştır yemekler! Siyah mercimeğin adı “Kara Şimşek” ,nohudun adı “Ağır Makineli” dir. Aynı anda başlanır yemek yenilmeye, tabi ki duadan sonra! Komutan karşıda, tüm askerler masanın etrafında ayakta! Yüzler komutana dönük! Genellikle bir çavuş  ,gür sesiyle;

“Tanrımıza hamdolsun!”

Tüm yemekhane tekrar eder;

“Tanrımıza hamdolsun!”

Çavuş, daha gırtlaktan ve daha gür!

“Milletimiz var olsun!”

Yine tüm yemekhane, daha da gür!

“Milletimiz var olsun!”

 

Komutan dikkatle izlemektedir ve de dinlemektedir! Beğenmezse şayet duayı aynı şeyler bir daha söylenecektir… Yine beğenmezse bir kere daha… Ta ki; beğenip de tatmin olana kadar bu dua faslı devam edecektir. Çavuş, komutandan yana döner “trak” diye ses gelir topuklarından ve;

“Dikkaytt!”

Komutan, en gür sesiyle!

“Afiyet olsun!”

Yemekhanedeki tüm askerlerden bıçak gibi keskin bir sesle;

“Sağol!”

 

Neredeyse hiç konuşmadan yemekler yenilir! Çatal, kaşık sesleri bile nizamidir!

 

Asker için “yemek” “uyumak” ve “”kadın” dışında hiçbir dürtünün önemi yoktur! Bu üç dürtü enteresan bir şekilde hep sıcaktır ve hep gündemdedir!.. Tüm hormonlar bu üç dürtüyü azdıracak şekilde faaliyete geçmiştir. Sivildeyken bir kadınla değil birlikte olmak, göz göze dahi gelmemiş olanlar bile nedense Kazanova kesilmiştir askerde!

 

Özlemek esastır askerde… Asker dediğin her şeye özlem duymalı! Anaya, babaya, eşe, sevgiliye, nişanlıya, çocuklara, köyüne, kapıdaki it’e, ahırdaki danaya, ormandaki çınara, tarladaki pırasaya, folluktaki yumurtaya, mahallesinin köşe başına, şehrin delisine ve de velisine, çocukken top oynadığın o okulun bahçesine… Sanki bir daha hiç sivil olmayacakmışsın, askerlik hiç bitmeyecek gibi garip bir hisle özlersin. Özlem o biçim esir alır ki; söylenen tüm türküler düğümler boğazını askerin. İcabında “gaydırı gubbak Cemile’m” le ağlamaklı olur, nişanlısının adı Cemile’yse askerin!

Nöbet, askerin varlık sebebidir! En pisi de üç-beş nöbeti!.. Sabah “koğuş kalk” saat altıdadır ve bu hesapla üç-beş nöbetçisi ,güne saat üç’te başlamış oluyor!.. Nöbet dışında  “yat saatine” kadar “er gazinosu” ndadır asker!.. Gazino dedikse akla pavyon vari bir mekân gelmesin, biraz büyükçe kantindir gazino dedikleri! Bir televizyon vardır ve o televizyonun kumandası da ön sıralarda oturan “üst tertip” lerdedir. Onlar ne isterse ve ne kadar isterse o şey o kadar süre izlenir! Keza “tertipçilik” dedikleri şey, klasik ast-üst ilişkisinin bile üstünde, yazılı olmayan kurallar sinsilesidir. En üst tertip artık “tezkereci” dir ve en alt  tertipler “torun” dur!.. Bir zamanlar onlar da “torun” du ve tertipçilik yüzünden benzer sıkıntıları onlar da çekmişti! Eee “çayda dem askerde kıdem” demişler! Kimsenin zoruna gitmesindi!

Bir zaman sonra, önüne bir duvar ya da tel örgü çıkmadan ya da adımlarına keskin bir komutla engel konulmadan, gidebildiğin yere kadar gitme yeteneğini kaybetmiş olduğunu fark etmezsin bile! Rüyaların bile artık askerlik üzerinedir! Çarşı izninde ya da memleket izninde, sokakta bir an “uygun adım” yürüyesin gelir! Hem de “yürüyüş kararı say”arak!

Ve askerliğin vazgeçilmez klasikleri fotoğraflar!.. Bunun için kışla içinde ya da kışlanın bulunduğu kentteki fotoğraf stüdyolarında, özel kostümler, silahlar ve daha bir sürü ekipman hazırdır! Adam yemekhanede ya da kantinde görevlidir ama komando bereli, ağır makinalı silahlarla çekilmiş fotoğrafları vardır! Bir de kahraman edalı bir poz vermiştir ki ;o biçim fiyakalı!.. İşte askerlik bitip de anlatılacak anılar için, en sağlam malzemelerdir bu fotoğraflar ve tüm askerlik boyunca böyle ilmek ilmek dokunur!

Askeri disipline kasten riayet edilmemesi gibi bir şey düşünülemez! Ola ki bir şekilde o kurallar ihlal edildi ya da o disiplin zorlandı; ceza hemen kesilir! DİSKO yolu göründüyse şayet, kodeste geçen süre askerlikten de sayılmaz! Basit suçlar için şınav türü basit cezalar yeterli olabiliyorken en ağır suçlardan biridir nöbette uyumak! Öyle ya; koca bir ülkeyi korumak saikıyla tutuluyor o nöbet! Birçok suç affedilebilir olsa da nöbette uyumak asla affedilmiyor ve hiçbir mazeret kabul edilmiyor! Vatan için nöbet tutmak hem ulvi hem de stratejik bir mevzu!

Halen asker mektubu var mıdır acaba!

Yine yakmış yar mektubun ucunu”

“Askerlikte sevda çekmek zor diyor”

b2 19-05-13 

Kıvamında…

 

Askere gelen mektupların tamamı açılmış ve okunmuştur! Asayişe aykırı emare araştırılır binlerce mektupta, satır satır ve sabırla! Askere gelen mektuplar okunduğu gibi askerin yazdığı mektuplar da okunur ve “Er Mektubu Göründü” kaşesi yedikten sonra çıkar yola, hasret yüklü o mektuplar!

 

Her askerin bir “şafak” çizelgesi vardır! Her akşam bir günün üzeri çizilir ve geriye kalan gün için “Şafak bilmem kaç” diye nara atılıp nispet yapılır! Şu an seksen bir il var ya ,diyelim ki askerliğin bitmesine seksen bir gün kalmıştır, artık o duruma “plakaya düşmek” denir ve o günün adı, trafik plaka kodu seksen bir olan “Düzce” dir!.. Askerliğinin bitmesine seksen bir gün kalan, yani Düzce’nin plakasına düşmüş asker, Düzceli bir asker arkadaşının sırtına biner, koğuş koridorunda bir tur atar! Bu da hoş enstantanelerdendir! Tezkere günü “şafak “ izin günü “mehtap” dır! Askerliğe yeni başlayanlar için “şafak karanlık” tır!

 

Yatakhanelerdeki iki katlı ranzalar, bir bölük askerin içtima alanında yer alması misali, cetvelle çizilmiş gibi aynı hizadadır ve yatak çarşafları aynı gerginlikte, battaniyeler aynı usulle katlanıp, yatağın aynı yerine konulmuştur! Yatakhane düzeni çok önemlidir! Malum; aslan yattığı yerden belli olur!

 

Aslında günler ,aylar hızla akmaktadır ya; asker için, içinde bulunduğu an bir türlü geçmemekte, uzadıkça uzamaktadır zaman !.. Bitmez denilen o günler biter ve gelir tezkere günleri! Askeri üniformayı çıkarıp da sivil elbiseleri giyindiğinde nasıl da tuhaflaşır insan!.. Başta komutanlar olmak üzere herkesten helallik alınır, kötü olarak bilinen tüm yaşanmışlıklar sabun köpüğü misali uçar gider !Ve sadece güzel hatıralar kalır, fotoğraflarla birlikte!..

 

Askerlik anıları ,o anıların sahiplerince çok önemli ve özgündür!.. ”Ben askerdeyken” diye başlayan bir cümlenin asla sonu gelmeyecektir!..

Birol ÖZTÜRK

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?