Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Birol  ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

ÇİFTLİKBANK; UMUT TACİRLİĞİ SİSTEMİ!

Dün , “Her mahallede bi milyoner olacak” diye seçim vaadinde bulunanları; “Benim memurum işini bilir” diyerek rüşvet ve yolsuzluk için güç verip yol gösterenleri; Selçuk Parsadanları ve diğer tüm hırsızları besleyen sistemi yüceltip de, halk çocuklarının üniversite kapılarında insanlık düşmanlarınca kurşunlanmasını alkışladık ya, sessiz kaldık ya, kabul edip de kanıksadık ya, işte bundan dolayıdır “Çiftlikbank” gibi “Köşeyi Dönmece” tercihi ve Mehmet Aydın gibi tosuncukların sonunun gelmemesi...

 “Bu tipe nasıl kandınız ?”

“Bırak buna para kaptırmayı bakkala ekmek almaya gönderilmez.”

 Gibi tiye alan yorumlara denk geldik, hâlâ da geliyoruz... Derim ki; büyük konuşma...

 Büyük konuşmayacaksın bu hayatta azizim!

 Bu çakallar varsa, unutma ki bunları saklayan bi sisli hava da var demektir. İnsanların gelecek kaygısını, umudunu, hayat karşısındaki cefakâr çabasını sömüren bu hırsız düzenin bir gün bir şekilde seni de dolandırmayacağının garantisi mi var?

 Haaaa diyorsun ki “Bende o para nerde!” burada paranın miktarından çok eylemin niteliğine bakmak lazım. Şu yaşına kadar hiç mi suiistimal edilmedin? Lan en azından pazarda zerzevatın çürüğünü, fırında ekmeğin bayatını da çakmadılar. 
.
.
Geçmiş zaman, belki birçok ayrıntıyı unutmuşumdur ya, göstere göstere taklaya geldiğim bi mevzuyu da anlatıp seni azad edeyim.

Kıştı... Buz gibi bi Ankara akşamı... Maltepe’den Kızılay’a iniyoruz, kadim dostum Ömer Faruk Önkuzu da yanımda, her zamanki gibi... Artık Güvenpark görünüyordu ve bir bir yanıyordu şehrin ışıkları... Belki de en çok kış ve insanın soluğunu kesen soğuk yakışıyordu Ankara’ya, yani yakışıklı bir Ankara’ydı. Faruk’la kâh ciddi, kâh sulu muhabbet ediyoruz ki kaldırımın kıyısında, üst baş perişan, kir pas içindeki ellerinin kabuğu soğuktan çatlamış, iyice uzamış tırnaklarının arasına simsiyah bir pislik katmanı çökmüş, biçimsiz sakalları bi öbek çalı gibi darmadağın ve yağlı bir pislik içinde, yaşı belirsiz, sanırsın bin asır yaşında bir adam çökmüş, titriyor, düştü düşecek yani... Hiç tereddüt etmeden koşuyoruz Faruk’la, Faruk bi yanına, ben öte yanına geçip kollarından tutuyoruz.

“İyi misin? Neyin var?”

Diye sorup, yardımcı olmaya çalışıyoruz. Mırıldar gibi, fısıldar gibi, ruhunu teslim eder gibi ve çokça kekeleyerek;

“Aaa-çımmmm”

Dedi adam. Göz göze geldik Faruk’la ve “Evin yıkılsın yokluk” bakışında mutabık kalıp, kaldırımın öte yanındaki bi lokantayı işaret ederek;

“ Hadi bi gayret, şu lokantaya kadar yürü bizimle, doyuralım seni” deyip de kollarından tutup ayağa kaldırıp iki üç adım ya atmış ya atacaktık ki dal gibi uzun ince ve yaz akşamı gibi esmer bi delikanlı koşarak ve “Baba! Babam! N’oldu babama ?” diye haykırarak yanaştı, elinde toza toprağa bulaşmış çeyrek lahmacun...

“Yahu hele dur, sakin ol. Açmış baban, şurada karnını doğuracağız “ diyoruz özetle ve bizim yaz akşamı esmeri dal gibi oğlanın gözlerinde “Oltaya geldi sazan” bakışları “Abe siz yemeğin parasını verin bize, yemek söylemeyin” diyor. Faruk’la yine boşlukta buluşuyor koyu kahverengi gözlerimiz ve mavi mavi bakıyoruz birbirimize “ Ulan yavşak düzen” bakışıyla.

Yanisi şu; şu anlattığım olayın tekmili bir kurguymuş aga. Bildiğin bi sokak gösterisi performansı sergiledi üçkâğıtçılar.

“Lan Faruk, hadi ben malım, oğlum sen niye işi uyanmadın?” dedim.

“Abi bana aynı numarayı bin kere yapsalar ben yine de yerim be. Bakarsın bininci adam harbiden açtır ve ben vicdanımın değil ön yargımın sesini dinlediğim için o adamın açlığı devam eder... Korkarım”

 

Güvenpark ‘a doğru yürüdük... Ezel Ana sattığı güvercin yemlerini doldurduğu torbasını da alıp evine gitmişken, Recai İskender, cumhurbaşkanlığının elinden alınmış olduğu meczupluğuyla protestosuna başlıyordu...

Evet, ne diyorduk azizim? Tüm genellemeler, bu da dâhil, yanlıştır, yalandır. Olaylar her zaman görünmediği gibidir. Bazen gözlerine, kulaklarına, aklına ve dahi hislerine bile inanma, güvenme... Herkesin bir açıklaması vardır, yaşadığı, dâhil olduğu hikâyelere dair...

“Benim başıma gelmez” diye bi garanti yok, gelir kardeşim. Elin ayağın kesilir, nefesin kurur, öyle bi an gelir ki kendini izah ederken utanç duyarsın.

Evet, ne diyorduk azizim?

Büyük konuşmayacaksın bu hayatta!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.