TOP 5 HABER
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Birol  ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

GÖNÜLLÜ UNUTTUK

“Ama haksızlık bu”

Kafasında yarım yumurta kabuğuyla “Ama haksızlık bu” diye ortalarda dolanan bir civcivdi Calimero. Hani vardır ya “Kuş beyinli” diye bir tabir, işte o kuş beyniyle Calimero bile çözmüştü işi; haksızlıktı bu gerçekten de.

Zalimler karşısında sessiz kalmak tarafsızlık değil, zulme yeşil ışık yakmaktır. Calimero kadarcık bile ses vermeyince dünya, ağzı süt kokan bebeklere mezar oldu Ortadoğu. Savaşlar övülür oldu ve mülteciye evrildi esmer tenli çocuklar.

Evinden uzaklarda yalnız bir kovboydu Red Kid.

Şimdilerde elimizden düşmeyen o akıllı telefonlardan daha da akıllı atı Düldül’ün sırtında, tereğinde kurşun deliği şapkası başında ve ağzında bir ot parçası, Düldül’e inat aptal ve sakar Rintintin peşlerinde güneşe doğru yürürken hep aynı şarkı çalardı.

Bang Bang lucky luke

Bang Bang lucky luke

 

Ne kadar uzaklarda olursa olsun, o Daltonlar bir halt yediklerinde “Yetiş Red Kid” telgrafı, bol “Stop” lu olaraktan Red Kid’i muhakkak bulurdu ve nefes nefese mücadele de böylece başlardı. Finaldeyse hep iyiler kazanırdı ve kötüleri temsil eden Dalton Kardeşler’in en kötüsü Joe Dalton yenilgisini “Red Kid’ten nefret ediyorum, nefret, nefret, nefret!” diye yerinde zıp zıp zıplayıp, sinirden şapkasını yiyerek gösterirdi.

Kahraman olmak Düldül kadar, Rintintin kadar küçük bir dünyaydı ve ağzının kıyısına kurumuş bir ot iliştirmek kadar karizmatikti.

Başımız dara düştüğünde, kötülük baskın geldiğinde ve iyiliğin mutlak kazanmasına yürekten inandığımızda bir kutu ıspanak yetseydi keşke. Temel Reis’in ağzından düşürmediği piposu hiç de kötü örnek olmazdı çocuklara ve ıspanağın sihrine inanarak büyüdük.

“Ispanakta demir vardır”

Sakalı kaba, gözü kara, eli kanlılar elinden inim inim inledi koca dünya ve halen de inlemekte. Cehennem dedikleri bundan ne kadar farklı olabilir ki? Acının ve ölümün her türlüsü var işte, insan aklını ve ahlâk sınırlarını zorlayan…

Kabasakal, her şekilde ve her fırsatta Temel Reis’e düşmandı. Akla ve ahlâka sığmayacak eziyetler ederken Temel Reis’e, Safinaz, ilk başta Kabasakal’ın acımasız gücünden etkilenir ve gönlü ona meylederdi. Temel Reis tüm içtenliği ve samimiyetiyle Safinaz’ı severken Safinaz’ın bu yavşak tavrı deliye çevirirdi çocukları ya, belli etmezlerdi. En kritik anda Temel Reis o bir kutu ıspanağı yiyip de pazularında zonklayan örs, bileklerinde takır takır çalışan dişliler belirip de daha ilk yumrukta Kabasakal’ın ayağını yerde kesince Safiniz da yılışırdı.

“Temeeeel aşkım benim” diyerek, Temel Reis’in kollarına atardı kendisini Safinaz ve çocuklar, sırf Temel Reis mutlu diyerek ses etmez, görmezden gelirdi Safinaz’ın aşüfteliğini.

İyilerin bir farkındalık sorunu varmış, anlıyoruz. Temel Reis, iyilikte inat edip de gücünü aradıkça, kötülük, yani Kabasakal, finalde sabun köpüğü kadar hükümsüz oluyordu.

Safinaz, insan dediğindeki tamahkârlığın da en sağlam sembolüydü belki. Ve bizler kahramanlarımızın kötü örneklerini asla örnek almazdık. Kötü örnekler örnek alınarak zenginleşmek, fırsat yaratmak, iktidar kurmak gibi kurnazlıklar bilinmedi de ondan mı dersin? Ya da bizim mahalle “Alice Harikalar Diyarında” mıydı? Kötü örnek dedikleri Temel Reis’in ağzındaki pipo değildi işte. Kötü örnek; kahramanlarımızı bize karşı haince ve sinsice kullanıp da masumiyetimize pislik bulaştıranlardı.

 

Ne güzel şeydir yaşamak, her şeye rağmen ve güzel şeydir sonsuza kadar dünyada kalabilmek. Yaşayanlar bir gün ölür elbette, biliyoruz da, ölülerin dirilip de hayalet olarak dolaştıkları kurgusu değil miydi dünyanın en güvenli yerlerinden, mezarlıklardan, ölümüne korkutan/ürküten. Oysa “Sevimli Hayalet Casper” ile dirisi kadar ölüsünü de seviyorduk insan dediğinin. Casper o zamanlar meşhur bir bilgisayar markası değildi. Hayalimize dahi gelmeyecek kötülüklerin hayaletlerce yapılabileceğine inanırken aslında aklıyorduk da insanı. İnsan dediğin kötülük yapmazdı, kötü olamazdı. Kaldı ki hayaletlerin yapacağı/ yaptığı kötülüklerin bile bir sınırı vardı ve onlara bile “Höst” diyen başka bir hayalet çıkardı, Casper gibi.

Casper küçücük, ufacık, güleç yüzlü bir hayaletti ve nerde yalnız, mutsuz ve kötülüğe uğramış bir çocuk görse illa onunla arkadaşlık kurar, başka insanların ve hayaletlerin bir daha kötülük etmesini zinhar engellerdi. Engellemişken de adamakıllı bir ders verirdi.

Ne güzel şeydir yaşamak, her şeye rağmen ve güzel şeydir sonsuza kadar dünyada kalmak. Hele Casper gibi sınır ve duvar kısıdına takılmadan, sınırları ve duvarları bağrını yararak aşmak… Sesten hızlı uçmak ve çocukların üzerine bombalar yağdıracak o uçaklardan önce varıp da o yerlere, kurtarmak dünyanın tüm çocuklarını… Bombalara ve mermilere rağmen paramparça olmamak, bir damla kanamamak… Aylan Kurdi’nin Umran’ın ve dünyanın tüm çocuklarının üzerine kalkan olup da gerilmek…

 

Ormanın derinliklerinde, paylaşarak, iyilik yaparak, mutlu ve uzun bir hayat süren Şirinler’i görebilmeyi deli gibi isteyen yaramaz çocuklardık. Bir kâse “Şirin Çorbası” için Şirinler’e dünyayı dar eden Gargamel ve onun kemik yalayıcısı kedisi Azman, her koşulda nefretimizi kazanmış olsa da, meğer hayatımızdan hiç eksik olmayacakmış Gargamel de, Azman da.

Yaramaz olanlarımız da, uslu duranlarımız da aynı nasibi alacakmış meğer kötülükten ve el yordamıyla arayacakmışız bir ömür, hayatın paylaşıldığı gerçek iyiliği. Hayat dedikleri; Bilgin’i, Küskün’ü, Sinirli’si, Uykucu’su, Tembel’i, Süslü’sü, Çirkin’i, Obur’u, Sevimli’si, Sevimsiz’i, Bebek’i ile şirindi ya, güç ve iktidar Gargamallerdeydi işte. Bir tas çorbayla mutlu mesut yaşayan kadim kavimlerin üzerine yağarken bombalar, ekmeğe kan doğranıyor halen…

"Gelecek" dediğimiz de geldi, şimdi şimdi fark ediyorum.

 

"Gelecek" dediğimizi bekleme farkındalığındakileredir sözüm; gelme kardeşim, yaşadığın andan farklı bi bok yok. Aynı teraneye devam...
 

 

 

Şeker Kız Candy

Anthony ile evlendi

Bunu duyan Lisa

Sinirinden ge-ber-di

 

Ucu çıkmazdı mahallemizdeki tüm sokakların. Yazın tozlu, kışın vıcık çamurdu tekmil yolları. Fosseptik çukurlu, damları alüminyumdan bir alamet televizyon antenli evlerin arasında mevsimine göre değişen oyunlara başlamadan önce tekerlemelerle “Ebe” seçilirdi. İşte bu “Şeker kız Candy” tekerlemesi de en popülerlerindendi. Bakma sen Japon işi olduğuna ve Japonların küçük yüzlerine, çizgi gözlerine ve ağızlarına inat karakterlerin iri gözlü, bal dudaklı olduğuna. Candy de, Anthony de, Lisa da mahalleden biriydi işte.

Japon çizgi filmlerinden mi öğrenmiştik acaba, insan dediğinin kendisinde kusur olarak gördüklerini başkalarında yücelttiğini?

Şeker gibi bir kızın hayatında bile ağu gibi kötüler vardı be! Niye varlardı ki? Biz Candy’i Lisa’nın kötülükleri olmadan da severek izlerdik ki! Lisa, hırsından, ihtirasından, kıskançlığından dolayı kötüydü ve kötülükler karşısında Candy’nin sadece gözleri sulanıyordu.

Kötü, kötüdür. Adını koymasan, ağzına almasan, aklına getirmesen başına gelmez sanma. Lisa’nın tüm kötülükleri adını koymadan, ağza alınmadan, akla getirilmeden ilerlemiş ve amacına ulaşmıştı. Ve Candy’nin gözleri sulanıp da, ipil ipil yaşlar akınca yanaklarından adı da konulmuş oluyordu kötülüğün. Kötülük, kendi namıyla adını hak eden bir zalimdi.

Candy ağladıkça üzüldük elbet ve her defasında Lisa’nın kötülük etmesine, Candy’nin de ipil ipil ağlamasına alıştık. En kötüsü de bu oldu işte.

Kötülük zor iş de, bakarsan. Lisa, ince ince hesaplar yapar, tüm olasılıkları değerlendirir ve amacına ulaşana kadar deli stresler yaşardı ama iyilik öyle değil be… İyilik dediğin düşünmeden, ince ya da kalın hesaplar yapılmadan, öylece haldır huldur yapılırdı, yani gelişine vurulurdu daa!

Fred Fred Fred Çakmaktaş
Barni Barni Molostaş
Wilma Wilma saril boynuma 
Betty Betty gir koluma
Çakıl Çakıl al sana akil 
Bambam Bambam çekil yolumdan

 

 

Belki de hayat “Yaba daba du” kadar manasız ya da ne bileyim, basitti. “Taş Devri” çağımız konformizmine ne sağlam gönderme ve ne kadar ince bir tiye almadır oysa.

“Çağ atlamak” , “modernizm”,  “medeniyet” diye diye yabancı ettiler bizi birbirimize. Sonra da birbirimize üstünlük sağlayacak semboller yaratıp o semboller uğruna savaştırdılar ya hani, yani popüler kültüre kurban ettiler ya alayımızı işte tüm bunların hepsinin lüzumsuzluğunun gizli mesajı olamaz mıydı Taş Devri? En ilkel şartlarda bile en modern saydığın hayatları, en teknolojik saydığın araçları bile en basite indirgeyerek yaşamak pekâlâ da mümkündü işte. Adına “Kapitalizm” dedikleri bir sistem vardı ve akıl edip de üretmeyeceği, üretip de satmayacağı, satıp da ürettiklerine uygun hayatlar kurgulamayacağı bir tek örnek yoktu. İnsan doğasını insana karşı ustaca kullanma sanatıydı belki de…

Sosyal statü, sınıfsal farklılıklar mı dedin? O da mümkündür. En ilkel çağlarda bile sosyal statü ve sınıfsal farklılıklar olduğunu biliyoruz artık, Taş Devri sayesinde.

***

 Hiç de karışık değildir belki de hayat. Baksana basit bir çizgi filmden bile iyiliğe dair ne manalar çıkabiliyor. Bizi genellemeler mahvetti. Ne zaman ki gürgene, meşeye, çama, ladine, kızılağaca, çınara ve diğerlerinin hepsine “ağaç” dedik de genelleştirdik ve ne zaman ki kargaya, bülbüle, leyleğe, serçeye, bıldırcına, şahine, kartala, doğana ve diğerlerinin hepsine “kuş” dedik de genelleştirdik, gönüllü unuttuk tüm ayrıntıları işte o zaman kaybettik iyiliği kötülüğün içinde.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.