istanbul escort kartal escort pendik escort ümraniye escort anadolu yakası escort tuzla escort
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Birol  ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

KARADUTUM ÇATALKARAM ÇİNGENEM

Diye başlar şiirine ünlü şair ve ressam... 1949 senesinin bir bahar akşamı İstanbul Büyük Kulüp’te, hususi konuk olduğu bir toplantıda, kendisinden bir şiir okumasını istirham edenlere hitaben okur şiirini Bedri Rahmi Eyüboğlu.

Nar tanem, nur tanem, bir tanem

Ağaç isem dalımsın salkım saçak

Petek isem balımsın a gülüm

Günahımsın vebalimsin

Dizelerini okurken, tutamaz gözyaşını Eyüboğlu. Boşalıverir hüngür hüngür. Öyle de olsa ara vermez ya da vazgeçmez şiiri okumaktan. Pitikare bez mendilini çıkarır kumaş pantolonun cebinden, siler gözyaşını. Devam eder okumaya.

Dili mercan dizi mercan dişi mercan

Yoluna bir can koyduğum

Gökte ararken yerde bulduğum

Karadutum çatalkaram çingenem

Daha nem olacaktın bir tanem

Gülen ayvam ağlayan narımsın

Kadınım kısrağım karımsın

Tıkanır bi ara Eyüboğlu... Tekrar siler gözyaşını bez mendiliyle. Devam eder okumaya aynı tınıyla.

Sigara paketlerine resmini çizdiğim

Körpe fidanlara adını yazdığım

Karam karam Kaşı karam gözü karam bahtı karam

Mari Gerekmezyan içindir Eyüboğlu’nun gözyaşları içinde okuduğu şiir.

Ermeni asıllı Mari, Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşıdır. Üniversitenin güzel sanatlar bölümünde misafir öğrencidir.

Ünlü ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu da aynı üniversitede asistandır. Zaman içinde Mari ve Eyüboğlu birbirlerine âşık olurlar. Bu fırtınalı aşkın taraflarından Eyüboğlu, evlidir.

Netmiş neylemiş nolmuşum

Cömert ırmaklar gibi gürül gürül

Bahtın karışmış bahtıma çok şükür

Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum

Bir zaman sonra açığa çıkar aşkları ve dillere düşerler. Mari’nin ailesi şiddetle karşı çıkar bu aşka.Ancak ne Mari ne de Eyüboğlu vazgeçecek değildir bu aşktan. İş büyür, Mari’nin ailesi ve Ermeni cemaati Mari’yi dışlayarak yalnızlaştırır. Eyüboğlu’nun eşi de durumu öğrenir elbette. Bir ara bu aşkı bitirmek ve Eyüboğlu’nu evine çekebilmek adına Mari’nin ailesiyle işbirliği yapar.

Durum bu olsa da Mari, sevdiği adamın büstünü yapar, Eyüboğlu sevdiği kadının resimlerini çizer. Dünyaya kapalı, iki kişilik bir dünyada ve hızla yalnızlaşarak, sözde umursamadan yaşamaktadırlar.

Sıla kokar, arzu tüter ılgıt ılgıt buram buram

Ben beyzade, kişizade

Her türlü dertten topyekün azade

Hani şu ekmeği elden, suyu gölden

Durup dururken yorulan

Kibrit çöpü gibi kırılan

Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan

Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan

Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum

Mari, kaşı kara, gözü kara, bahtı kara... Bir zaman sonra üzerindeki baskının, sistematik ve itinalı yalnızlaştırılmanın etkisiyle tüberküloza yani “İnce Hastalık” a yakalanır. Alman Hastanesi’ne kaldırıldığında durumu çok ağırdır. Bolca antibiyotiğe ihtiyaç vardır ama ikinci dünya savaşı yıllarıdır ve ilaç, ekmek, et, süt... Lazım gelen ne varsa yoktu. Eyüpoğlu, sevdiği kadına ilaç bulabilmek için tablolarını satar, elinden geldiğince çırpınır.

Takvim yaprakları 12 Ekim 1947’yi gösterirken Mari, otuz yedi yaşındayken ölür.

İşte, aradan iki yıl geçip de 1949 yılına gelindiğinde, Eyüboğlu’nun davetli olduğu İstanbul Büyük Klüp’te gözyaşları içinde okuyup bitirdiği, günümüzde şarkılara güfte eylenen o şiirin yaşanmış hikâyesinin özetidir bu...

Karam karam

Kaşı karam gözü karam bahtı karam

Sensiz bana canım dünya haram olsun


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.