Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Birol  ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

KARDEŞİM GİBİ

“… Bu arada gerçekten bana ‘Kardeşim Gibi’ ifadesinden daha anlamlı bir kelime önerebilir misin?..”

***

İbrahim DİZMAN ve Alekos PAPADOPULOS ‘un bir yıl kadar süren mektuplaşmaları ardından derlenenlerle oluşturulan ve “Heyamola Yayınları” tarafından Şubat 2016 ayında yayınlanan, tekmili 227 sayfalık kitabın, 209.sayfasında geçen, iş bu yazının girizgâhına taktığım o cümle, belki de kitabın adının “Kardeşim Gibi” olmasına sebeptir. Ne hoş olmuş kitabın adı, kardeşten de öte bir bağ, bir sıcak ifade; kardeşim gibi…

İbrahim DİZMAN, bildiğim, okuduğum bir yazar… Arkadaşım, abim… Kitap yayınlandığında, henüz temine edip de okumadan, bendeki notu tamdır. Ondan mütevellit değerlendirmelerimin sübjektif olduğu iddia edilirse, hiç gocunmam bundan, doğrudur!

Dizman ve Papadopulos, mektuplarında öyle hassas noktalara parmak basıyor ki, kayıtsız kalmam mümkün değildi… İki halk, birbirine karışmış, “kardeş gibi”  iki halk ve bir o kadar da birbirine uzak, yaban, düşman edilmiş iki halk… Toprakları, sınırları, suları, havası; türküleri, ezgileri, ıslıkları birbirine geçmiş iki halk… Acılar, ihanetler, sürgünler, özlem ve gerçek tarihte, mitolojide kısa ama tadı damakta kalacak bir serüven Kardeşim Gibi…

Kitaba dair yazılabilecek en anlamlı ve doğru cümlelerin, bizzat kitabın içinden, altını çizerek seçtiğim cümleler olduğuna karar verdiğimde, son bölümdeki mektubun Alekos’a ait olduğunu gördüm ve o son mektubu okumadan kitabı kaldırdım. Son mektubu, yani Alekos PAPADOPULOS’un mektubunu, Alekos’un bir ömür boyu özlemini duyduğu İstanbul’da, İstanbul’un gözlerine bakarak yüksek sesle okumak icap ederdi… (Bu arada yıllardır İstanbul’a İstoş derim, İstanbul alınmaz bundan) İstoş’u Beşiktaş sırtlarından gören bir otel odasında okudum son mektubu da ve hemen mesaj yazdım kitabın yazarlarına, bu gizli eylemim hakkında… Eylemimi anında sahiplendim ki, daha büyük eylemlerim için hazır olsundu bu iki kafadar “kardeş gibi” lere…

Yıllar önceydi, Çek Cumhuriyeti’nde, bir tekne gezisindeyiz. Bizim teknede Türk kafile, şarkılı türkülü, bayraklı mayraklı gezimiz devam ederken, Yunan bayraklı başka bir tekneyle geçişirken, bizim teknedeki birkaç dangalak “Türkiye! Türkiye!” diye tezahürat etmeye, ıslık çalmaya ve anlamsız, garip, homurtulu sesler çıkarmaya başladı, daha da anlamsız olan, Yunan teknesinden de aynı çirkinlikte cevap gelmesiydi. Yetmişli yaşlarda, başı kovboy şapkalı bir Yunan vardı, fırsat verseler, imkânı olsa bizim tekneyi ateşe verirdi, içindekilerle birlikte. Oysa benim içimde her bir hücre “Kardeşim Gibi” ydi…

Kardeşim Gibi’nin 221.sayfasını okurken Alekos’un aşağıda yazacağım şu satırları, bana yukarıda bahsettiğim bu anekdotu hatırlattı ve paylaşmak istedim. Diyor ki Alekos “… Dünya ve insanlığın durumu nasıl olurdu acaba, eğer tek bir bedende tüm kötülükleri ve başka bir bedende de tüm iyilikleri toplamak mümkün olsaydı? Bunu çocukken sık sık düşünür ama kimseye de anlatmaya cesaret edemezdim. Bazen yine bunu düşünürüm…” inanır mısın Alekos, bu “iyilik” ve “kötülük” üzerine ben de o kadar çok şey düşünür ve söylerim ki, öyle çok kafa yorarım ki; umarım bir gün işe yarar tüm bu hayallerimiz, düşündüklerimiz!

Alekos’un İstanbul özlemi, kırgınlıkları, sürgün yılları kitapta şöyle bi göz kırpmış. Oysa “Giydirilmemiş Tarih” adına çok çok çok yazmak lazımdı yaşananları, yaşandığı gibi. Biz ki aldırmadık Lefter’in Rum oluşuna, kardeşimiz gibi bilip, heykelini diktik ya, vazgeçmedik yine de “Rum Tohumu” nu en ağır hakaret saymaktan. Ne acıdır ki Yunanistan tarafında da benzer anlamlar içeriyordu “Türk Oğlu” tabiri…

Kardeşim Gibi’ yi okurken aklıma, ellerime, saçlarımıza, yüzüme gözüme bulaşan Yusuf Hayaloğlu’nun Ey İstanbul şiiriyse ayrı bi şeydi yani.

İstanbul, ey İstanbul ey!

Ey acıların gözyaşlarının kraliçesi 

İstanbul, ey İstanbul ey! 
Ey bozgunların garip çiçeği 

Bu akşam yemin ettim 
Seni bir daha öpmemek için 
Ben ki bütün duvarlarını, afişlerle donatıp 
Yumruğumla kanatmıştım 

Rezil bir aşktı 
Bütün arkadaşları miting alanlarında 
Ve mezarlıklarda bırakmıştım 

İstanbul, ey İstanbul ey 
Acılar kraliçesi 
Umudun ve direncin yorgun anası 
Ve ey çıldırmak üzere olmanın çamurlu ikonası 
Tırnaklarım kopuyor. Görmüyor musun? 

Bir ben miyim kapılarını şaşıran her yokuşun başında? 
Bir ben miyim ekmek arasına canına doğrayıp doğrayıp yutan? 
Bir kedi bile sağarken yüreğini 
Telaş içerisinde yavrusuna 
Ey acımasız acuze! 
Utan şu türbelerinden 
Minarelerinden utan 

İstanbul, ey İstanbul ey! 
Acılar kraliçesi


Savaşın ve bozgunların gariban çiçeği 
Ve ey teslimiyete düşmenin o hazin gerçeği 
Bayraklarım kanıyor. Sormuyor musun? 

Kadınların ki; 
omuzları hicran, saçları ihanet sarısı 

Çocukların ki; 
yağmur emiyor yıkılası kaldırımlarından 
En ücra genlerime, alyuvarlarıma, 
kılcal damarlarıma, ruhuma kadar.

Bıktım! 
İliklerime, gömlek ceplerime kadar sızan 
bu Allah’ sız yağmurundan 

İstanbul, ey İstanbul ey !
Acılar kraliçesi


İhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı 
Ve ey çürümenin yok olmanın amansız sancısı 
Ciğerlerim çatlıyor. Duymuyor musun? 

Hangi pencerene çıksam 
O salya sümük pezevenk suratları 
Hangi caddene dökülsem 
O şangur şungur düş kırıkları 
Bütün bu ezginler, tükenenler, yerlere serilenler, tutunamayanlar 
Sarsmıyor mu seni hiç? 
Bunca infilak 
Bunca isyan çığlıkları 

İstanbul, ey İstanbul ey! 
Acılar kraliçesi


Aldanışların ve hüznün yalancı Tanrıçası 
Ve ey ruhu kirlenmiş gecelerin cilveli yosması 
İntihar anı geldi, beni öpmüyor musun? 
Ağlamak istemiyorum, yenildim sana 
Hikâyenin özeti bu


Bir istimlak gibi ödedim ve çiğneyip geçtin maceramı 
Şimdi ben, suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle 
Şimdi ben, hangi şehirde soğuturum zonklayıp duran bu yaramı? 

İstanbul, ey İstanbul ey !
Acılar kraliçesi


İhanetin ve ihbarların arkadan dolaşan bıçağı 
Ve ey ödeşmelerin, yüzleşmelerin, erkekçe vuruşmaların kaçağı 
Beni harcadın ulan! 
Beni sattın 
Utanmıyor musun?

***

“…Tanışmamış olmak, bilinmez olmaktır… Henüz tanışmıyoruz demiştim. Bizim dilimizde ‘henüz’ sözcüğünün anlamı umudu da içerir, beklentiyi, isteği de taşır…”

“…Rakının da uzonun da rengi aynı. Önemli olan niyet, keyif ve karşındakinin sağlığını dileyerek kadeh kaldırmak…”

“…Yurtseverlikse dostluk ve barışı çoğaltır…”

“…Ama ne kadar iyi niyetli de olsalar, melodik sesli birkaç guguk kuşu ile bahar gelir mi, gelebilir mi?..”

“…O öğretmenler ki ince kravatları, manşetli kol ve kolalı yakalı gömlekleri, her zaman ütülü pantolonları, ince Clark bıyıkları, fötr şapkaları ile cumhuriyetin öğretmenleriydi…” 

“…Aslında bütün Rumelililer gibi Mustafa Kemal’den komşunun sevimli oğluymuşçasına söz eder ve Sarı Mustafa derdi. Ama bana anlatırken nedense Sarı Paşa demeyi yeğlerdi…”

“…Ve üstelik konuşmadıkça, yazmadıkça geleceğe hiçbir şey kalmıyor. Size yazmamın nedeni de bu…”

“…Hepsinden önce ilk sırayı hepimizi derinden yaralamış olan ve genel olarak Türkiye’nin, 20.yüzyılın barbar ülkesi olarak görülmesini sağlayan 1955 yılının 6-7 Eylül Odaları’na veriyorum…”

“…Doğduğumuz, büyüdüğümüz, dedelerimizin ve babalarımızın –şimdi kırık dökük de olsa- mezarlarının bulunduğu bu ülkede kalacağız…”

“…Dallarımızı budayabilirler ama yaşlı ağacımızın köklerine kimse ulaşamaz…”

“…Devletin bizi korumasını istiyoruz. Ancak bu ülkenin vatandaşları olarak devlet kavramının korunmasını istiyoruz…”

“…Senin bu yaşlı romantik arkadaşın ‘insana’ inanıyor sadece. Ne uyruğa, ne lisana, ne de inanca… Sadece insana…”

“…Zaten asıl olan, bilinen tarihin dışına çıkabilmektir. Resmi tarihin dışına çıkabilmek de halkların tarihine yaklaşmakla mümkündür…”

“…Fotoğraftaki suretlerden başka bu dünyada hiçbir şeyleri kalmamış insanlarının öyküleri, yarısı yanmış bir kitap gibidir…”

“…Yıkıma ve tam anlamıyla komünizmin iflasına rağmen, işçi sınıfının kaderi için kapitalizmi suçlamak bence yanlıştır. Yunanlıların ve özellikle de Türkiye Rumlarının kaderlerinin gidişatının bu iki olguyla bağını tamamen reddediyorum…”

“…Benim ailem şükürler olsun ki Varlık Vergisi dramını yaşamadı. Yetkili mercilerde tanıdıklarımız olduğundan ya da başka sebepten ötürü değil, sadece varlığımız olmadığı için vergiye maruz kalmadık…”

“…Sanki bunları yazarken hırsımı döktüğümü, sinirlendiğimi falan sanma. Sinirlenmiyorum, kinim de yok. Sadece kırılıyor ve insanca yapıcı düşünen başkalarını da kırıp incitmekten çekiniyorum…”

“…İki insanın birbirini anlama çabası neden hayal kırıklığı olsun?..”

 

İnsan yaşadığı yere benzer

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Suyunda yüzen balığa

Toprağını iten çiçeğe

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

“…Ben nereye gidersem gideyim, yaşadığım sürece bir Ordulu olarak yaşayacak ve bir Ordulu olarak öleceğim… Boztepe’den denize kadar tüm Ordu’yu öperim…”

“…Her şeyi kederli bir dille anlattılar. Gördük ki aslında iki halkın da yaşadıkları aynı…”

“…Dikkatini çekmiştir kuşkusuz; birbirimize kelepçelenmiş iki halkız biz. Araya düşmanlıklar da girse kopamıyoruz…”

“…Bence de herkes yaptıklarından sorumludur, mühim olan ona karşı benim hislerim, bana karşı olan hisleri değil…”

“…İyi niyetli liderler halkları mutluluğa, kazançlara hatta zaferlere götürür. Kötü olanlar başarısızlıklara ve felaketlere…”

“…Anadolu ve Ege tarihi, başka coğrafyaların tarihine hiç benzemez. Etnik, dilsel, dinsel geçişler dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar yoğun bu topraklarda. Bu nedenle, bizi ayıran değil, tarihin derinliklerinde buluşturan özelliklere sahip çıkmak, yeni yüzyılın dostlukları için bir başlangıç olabilir…”bu varoluşumuzun sorunudur…”

“…Hepimizin, tüm insanlığın, geçmişe ait menfi anılarını, hatta milliyetçi, dini kararların alınmasına konu olmuş geçmişi, tamamen hafızalarımızdan silebilmenin bir yolu olsaydı, belki o zaman herkesi tatmin ve mutlu edebilecek kusursuz bir dünya kurulabilirdi…”

“…Ancak kati olan her şeyi ve her unsuru sonsuza kadar derinliklere gömüp örten ‘unutma’nın tersine, hafıza birçok alanda ve konuda genellikle geçicidir…”

“…Onlar ütopyalarında ısrarcı oldukları kadar önyargılarında ısrarcı olmamalarını öneririm…”

“…İyi iletişim olmadan yapılan pazarlıklar sağırlar arası bir anlaşmadan farklı olamaz…”

“…Hadi ama bırak şu yaşadığın lanet yüzyılı, gel bizim döneme, bak, beni bıraktığın handa bekliyorum. Yağmur dindi, kervan yola çıkacak birazdan, yetişmelisin…”

“…Unutmak, ibret almayı da önler; unutmak, köksüzleştirir, unutmak gelecek diye bir olguyu da yok eder ki, bu varoluşumuzun sorunudur…”

“…Din, liderler için kullanışlı bir şeydir…”

“…Bir tarafta olmam gerekirse, ben kölelerden yanayım…”

“…Bu kentin tarihini araştırmış biri olarak, bugünü yaşarken, aynı anda, bulunduğum noktada tarihte ne olduğunu da anımsamıyorum…”

“…Dil de bizi birbirimize düğümleyen etmenlerden biri olmuş…”

“…Hepimizin sanki yarın ölecekmişiz gibi yaşamamız gerektiğine inandığım gibi ölümsüzmüşüz gibi de yaratıcı olmamız gerektiğini savunuyorum…”

“…Her birimiz ruh halimizin farklılığı ve değişkenliğine göre kendi düşüncelerimizle başkayız…”

“…Buralarda yaşayan eski Orduluların o acı dolu ve eziyet çekmiş kemençelerinden çıkan müziğiyle yine hüzünleniyorum…”

“…Tıpkı 1922 yılının 16 Şubat günü Topal Osman’ın 150 kişiden fazla çetesiyle Beylan köyünü ve çevre köyleri canlı canlı, çoluk çocuk, yaşlı genç demeden yakmasını ve yaklaşık 300 canın vebalini alarak köylerini yağmalayıp ateşe vermesinin de hatırlattıkları gibi…”

“…140.000.000 kelimeye sahip Yunancanın dillerin anası olduğu varsayılıyor. Ve bazılarına göre 102.074.455 kelimeyi aşmasa da, ancak 800.000 kelimeyle yine dünyaca ikinci sayılan İngilizce, Yunancadan sonra geliyor…”

“…Her şey yerine konabilir ama bir dil yok olursa, bir kültür erirse, yerinde büyük bir boşluk bırakır, o parlak rengin yerini kapkara bir uçurum alır…”

“…Devletler, politikacılar, emperyalistler kışkırtsa bile halklar arasında yeniden oraları ele geçirmek gibi uçuk, delice isteklerin yaşamayacağını biliyorum…”

“…Ne de olsa duyguların, hislerin, memleketi, inancı, kimliği yoktur ve olamaz…”

“...Her inanç, hâlâ öteki inançları sahte gördüğü için çocukların düşmanlık temelinde yetiştirmektedir…”

“…Oysa, insan köklerinin var olduğu yerde yaşama hakkına sahiptir. Öteki din ve dil buna engel olmamalı…”

“…Siz artık Türkiye’de yaşamıyorsunuz ama kökleriniz burada. Ötekileştirilirseniz de, başka diyarlara gitmek zorunda bırakılmasınız da, yobazların çatık kaşlarının altında kendi dininizin gereklerini yerine getirirken tedirginlik duymuş olsanız da buralısınız…”

“…Anlaşamadıklarımızda anlaşıyoruz, anlaştıklarımızda da anlaşamıyoruz…”

“…Ölümle tüm hatalarımız ve günahlarımız af olacaksa dürüst hayatın anlamı ne olur ki?..”

“…Ege, sadece balıklarındır… Rüzgârın, yağmurun, kuşların sınırı var mı? Ege’yi kuşatan sarı, mor çiçekler, kızıl gelincikleri sınırlara göre mi açıyor?..”

“…Birbirimizle yüz yüze ve yakından görüşerek tanışmamızı ben de senin kadar çok istediğime kanaat getirdim. Bunu dilerim en kısa zamanda gerçekleştiririz…”


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.