Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Birol  ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

KÜRK MANTOLU MADONNA

Geçtiğimiz haftalarda, şu özel televizyon kanallarının birinde neye hizmet ettiğini bir türlü anlayamadığım, adına magazin dedikleri ve zır cahillik pazarı programların birinde konu edilmişti Sabahattin Ali’nin o muhteşem kitabı “Kürt Mantolu Madonna.” “Ah Sabahattin Ali ah!” Şayet bir mezarı olsaydı, kendisinin de dediği gibi “Benim meskenim dağlardır” olmasaydı akıbeti, şimdi mezarında fır dönüyordu sanırım. Efendim konu şu; bu cahiller, gayet şık ve teknolojik imkânlarla donatılmış bir stüdyoda, tüm güzellikleri, tüm yakışıklılıkları, alımları, sükseleri ve rüküşlükleriyle oturmuşlar Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı kitabının filminin çekileceğini konuşuyor. “Allah’ın lümpenleri, size kaldı ya bu işler de ne diyeyim!” Kitabı okuduğunu söyleyenlerden biri başlıyor fikir beyan etmeye. E hakkıdır, sonuçta okumuş, okuyana her dem her yerde saygı duyuluyor ve ilk söz de, son söz de okuyana verilir, ne güzel(!). Böyle, eller, mimikler, kendinden emin haller, entelektüel tripler ne ararsan var ve saçılıyor ortalık yere. Sarı saçları kocaman ve yaşı kemale ermiş gibi duran bir kadın, okumuş yutmuş Kürk Mantolu Madonna’yı, inciler saçıyor sağa sola… “Ben okudum kitabı eeeeee bu Madonna’nın… Bi de bizim yazarlardan çok önemli bi kadın vardı o da Madonna ile ilgili bi kitap yazmıştı. Yani, ben, şöyle söylim; kitaplar filme uyarlanınca ben sevmiyorum o işi. Olmuyor. Çünkü galiba aynısı olmuyor. Dünyada örnekleri de böyle. O zaman bunu zorlamaya ne gerek var, diye hep düşünürüm ama X’in kalemini de çok önemserim. Eeeee ööööö kadın, biliyorsunuz, neler yazdı. Burada Madonna’nın hayatı da enteresan olabilir, bizim için. Yani aşkları, ilişkileri filan…” Kalkmış yürüyor, kim tutar seni be! O ara diğer sunucu, bir parça da işin farkında olarak romanın 1943 yılında yazıldığını ve Sabahattin Ali’nin bu romanı askerdeyken çadırda yazdığını falan söyleyip, artık bu gafın derinleşmesini engellemek için çırpınıyor ya, ne mümkün. Bu defa, Kürk Mantolu Madonna’yı okumuş, bırak okumayı yalayıp da yutmuş, kendisini kitap üzerinde fikir beyan edecek kadar hak ve hukuka ehil ilan etmiş “Okuyan” kadın şaşırıyor. “Aaaa Madonna var mıydı o tarihte” “Ah” diyorum “Ah” , neresinden tutsam, neresinden başlasam bilemiyorum. En iyisi bu konu üzerine daha fazla kafa yormadan Sabahattin Ali ve Kürk Mantolu Madonna’ya harbiden bi bakmak lazım. Biliyorum ki, bu cahillerin gafları üzerinde konuşmak bile onlara prim yaptırmakta ve bir şekilde yine ve hep kazanan onlar olmaktadır.   Sabahattin Ali 1907 yılında Edirne’de dünyaya gelir. Edirne dedikleri o zamanlar Osmanlı’ya bağlı bir sancaktır. Ve 2 Nisan 1948 tarihinde de korkunç bir cinayete kurban gider. Zaman 1948’i gösterdiğinde Sabahattin Ali için artık bu ülkede özgürce yaşayabilme ihtimali de kalmamıştır. Marko Paşa Gazetesi’nin sahibi olan Sabahattin Ali, önce Bulgaristan’a oradan da Moskova’ya geçecektir. Kaçış, Edirne’ye peynir yükleme bahanesiyle hareket eden bir kamyonla başlar. Şoför Salim, Sabahattin Ali’yi kaçırdığını bilmektedir, şoför muavini olarak yanına aldığı Ali Ertekin ‘se hiçbir şey bilmemektedir henüz. Bu Ali Ertekin, orduya ait silahları sattığı gerekçesiyle silahlı kuvvetlerden ihraç edilen bir astsubay artığıdır. Aynı zamanda silah ve insan kaçakçılığı yapmaya da devam eden pis işlerin adamıdır. Kırklareli civarında bi yere geldiklerinde mola verirler, Sebahattin Ali kitap okumaktadır ve Ali Ertekin her şeyi öğrenmiştir. Sabahattin Ali’ye sinsice yanaşır, elindeki odunla, öldürene kadar kafasına vurur. Savunmasında da milli hisselerinin galeyana getirmiş olmasından dolayı Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü söylemiştir. Ali Ertekin’in milli hislerini galeyana getirip de cinayet işlemesine sebep neydi biliyor musun? Sabahattin Ali’nin komünist olarak yaftalanmış olması, öyle bilinmesi ya da öyle olması. Oysa o, siyasi tüm davaların ötesinde ve üstünde bir yazardı, bir şairdi. Ne acıdır ki bu hep böyle olmuştur ve korkarım böyle olmaya devam edecek. Siyaset her çağda, sanatın önünde olacak, dünyanın canına ot tıkayacak. Tüm savaşların ve zalimliklerin sebebi de, kökeni de siyasettir ve dünyayı bu zulümden kurtaracak olan tek gerçek ve güç de sanattır. Ancak ve ancak sanatın gücüyle, herkesin her şey olması mümkündür. Sanat sayesinde ihtişamlı bir krallığın kudretli bir hükümdarı olabilirsin ve tüm dünyaya hükmederken bir tek canlıya dahi ancak ve ancak sanat sayesinde zararın dokunmaz. Sanat tüm hayalleri, hayal ettiğinden daha güçlü bir şekilde gerçekleştirilmenin tek yolu ve çaresidir. İşte bu inançla Kürk Mantolu Madonna’yı bir kere daha ya da en azından bir kere okumanın tam da zamanı. Herkesin  “Bey” , “Beyefendi” olduğu bir dönemde Raif Efendi ‘nin “Efendi” olarak anılması, ona duyulan saygıdan mı geliyordu yoksa hımbıllığıyla ince bir alay mıydı? Raif Efendi, bir köşede, kendisine verilen her işi bin türlü hakaret işiterek yaparken, koca bir evin her bir bireyinin de yükü üzerindeydi. Çevresindeki herkes hep istiyordu ve Raif Efendi de, efendi efendi veriyordu. Onun da bir hikâyesi varmış meğer hem de ne hikâye… Kürk Mantolu Madonna… Ha bu arada, bilen biliyordur ya, bilmeyen ve bilmediğini zinhar söylemeyen cahillere gelsin; Madonna, zannettiğin gibi sadece pop star adı değil ey densiz. Meryem’in kucağında bebek İsa’yla temsil edildiği resim, heykel gibi figürlere Madonna denilmektedir. Kürk Mantolu Madonna’daki o Madonna var ya, hah o Madonna işte bu Madonna’dır. Yahu aslında ne güzel şeydir “Bilmiyorum” diyebilmek. Her boku bilmek mümkün değil, bilme zorunluluğu da yok tabi. İş bu kadar basitken neden biliyormuş gibi yapıp da kepaze olunur ki? Bilmediğin bir hususta biliyormuş gibi yapmak yerine “Bilmiyorum” dediğin zaman öğrenme sürecin de başlamış olacaktır. “Bilmiyorum” iletisi altındaki o öğrenme süreci de oldukça samimi ve etkin olacaktır. Sen, sen ol bilmediğinde çak “Bilmiyorum” u.   “…İleri atılamayan her adımın insanı geriye götürdüğünü ve yaklaştırmayan anların muhakkak uzaklaştırdığını karanlık bir şekilde seziyor ve içimde sessizce yanan, fakat günden güne büyüyen bir endişenin yer etmeye başladığını hissediyorum.” “… Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız sırada bizden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey.” “…Yaşadığım müddetçe türlü türlü yerler gezecek, dilini bildiğim ve bilmediğim insanlarla tanışacak ve her yerde, herkeste onu, Maria Puder’i, Kürk Mantolu Madonna’yı arayacaktım. Onu bulamayacağımı daha şimdiden biliyordum. Fakat aramamak elimde olmayacaktı. Beni, bütün ömrümce bir meçhule, mevcut olmayan bir şeyi aramaya mahkûm ediyordu. Bunu yapmamalıydı…” “…Hayatımızın, bir takım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğunu, çünkü asıl hayatın teferruattan ibaret bulunduğunu görüyordum. Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu. Bir kadın, trenin penceresinden dışarı bakabilir, bu sırada gözüne bir kömür parçası kaçar, o ehemmiyet vermeden bunu ovuşturur ve bu minimini hadise dünyanın en güzel gözlerinden birini kör edebilir. Yahut bir kiremit, hafif bir rüzgârla yerinden oynayarak, devrin gıpta ettiği bir kafayı parçalayabilir. Göz mü mühim kömür parçası mı, kiremit mi mühim kafa mı, diye düşünmek nasıl aklımıza geliyorsa ve bütün bunları nasıl hiç mütalaa yürütmeden kabule mecbursak, hayatın daha başka türlü birçok cilvelerine de aynı tevekkülle katlanmaya mecburduk.” “…Uzun uzun konuşacak ne vardı? Hepsi aynı neticeye varacak değil miydi?” “…Hayatın bundan ibaret olduğunu zannettiren bilgisizliğimin yerini şimdi, dünyada başka türlü de yaşanabileceğini bir kere öğrenmiş olmanın azabı tutuyordu. Etrafımın artık hiç farkında değildim. Hiçbir şeyden zevk almama imkân olmadığını hissediyordum.” “…Eğer buna yaşamak demek caizse, yaşadım.” “…İnanmak, inanmak… Bunun ne kadar korkunç olduğunu her gün, her an hissediyordum. Bu histen kurtulmak için yaptığım bütün hamleler boşa çıktı… Evlendim… Daha o gün, karıınm bana herkesten daha uzak olduğunu anladım. Çocuklarım oldu… Onları sevdim, fakat hayatta kaybetmiş olduğum şeyi bana asla veremeyeceklerini bile bile…” “…Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı.” “…Sonra, aradan seneler geçtiği halde, nasıl hâlâ ona bağlı olduğumu gördükçe, ruhumda daha büyük bir infial duyuyordum.” “…İnsanlar birbirinin maddi yardımlarına ve paralarına değil, sevgilerine ve alakalarına muhtaçtırlar. Bu olmadıktan sonra, aile sahibi olmanın hakiki ismi ‘birtakım yabancılar beslemek’ ti. “ “…İnsanlara kızmama imkân yoktu, çünkü insanların en kıymetlisi, en iyisi, en sevgilisi bana en büyük kötülüğü etmişti; diğerlerinden başka bir şey beklenebilir miydi? İnsanları sevmeme ve onlara tekrar yaklaşmama da imkân yoktu; çünkü en inandığım, en güvendiğim insanda aldanmıştım. Başkalarına emniyet edebilir miydim?” “…HEP YAZMAK İSTİYORUM. AMA NE LÜZUMU VAR? BU KADAR YAZDIM DA NE OLDU?” Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali’nin diğer eserleri gibi sağlam ve net mesajlarla dolu, hayata sanat eliyle dokunabilmenin ikonudur. Öyküleri ve romanları kadar şiirleri de öne çıkan Sabahattin Ali’nin “Dağlar” adlı şiiri bestelenmiş ve özellikle Sezen AKSU’nun sesinden bir ezgi olarak sonsuzluğa kalmıştır. Sabahattin Ali’nin hatırası karşısında Kürk Mantolu Madonna’yla başladığımız yolculuğa Dağlar’la son vermek gerekir belki de… Başım dağ saçlarım kardır Deli rüzgârlarım vardır Ovalar bana çok dardır Benim meskenim dağlardır Şehirler bana bir tuzak İnsan sohbetleri yasak Uzak olun benden, uzak Benim meskenim dağlardır Kalbime benzer taşları Heybetli öter kuşları Göğe yakındır başları Benim meskenim dağlardır. Yârimi ellere verin Sevdamı yellere verin Elleri bana gönderin Benim meskenim dağlardır Bir gün kadrim bilinirse İsmim ağza alınırsa Yerim soran bulunursa Benim meskenim dağlardır


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.