Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Birol  ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

MAVİ FORD

Osman Abi, ikisi erkek biri kız üç çocuğu ve eşiyle, mahallemizin tek ve en büyük apartmanı olan Alamancı Ruşen Emmi'nin apartmanının, pencereleri, yağlı boyayla özensiz griye boyanmış demir parmaklıklı, iki oda bir salon bi de mutfaktan ibaret dairesinde , çekirdek aile olaraktan sessiz sakin yaşardı.


"SAĞRA Fabrikası" nda çalışırdı Osman Abi ve Sağra, çikolata yapardı, Tadelle, Sarelle yapardı...Fabrikaya ait Mavi Ford'la sabah gider, akşamın geç vakti dönerdi Osman Abi. Burunlu, farları kurbağa gözü gibi pörtlek pörtlek, aynaları kepçe kulak Mavi Ford, homurdanarak girerdi mahalleye ve önü fosseptik çukurlu evlerin yan yana dizildiği, ucu çıkmaz sokak mahallenin dibinde manevra yaparak, yönünü, sabah çıkacağı yöne, kıçını deniz tarafına dönerdi.

Mavi Ford 'la ne taşıyordu Osman Abi? 

Nedense bunu o zamanlar hiç sorgulamamışım. Osman Abi'nin kirpiklerine kadar sarı oğulları Ali ve Salih biliyor muydu acaba Osman Abi bu Mavi Ford'la fabrika namına ne taşıyordu? En küçükleri Ayşegül, daha kıçı bezliydi, nerden bilecekti ki? Ayşegül de, nasıl güzel bi çocuktu ya; böyle saçları sapsarı, lüle lüle ve gözler misket gibi, ışıl ışıl, çamçakır. Şimdilerde otuz yaş civarında olmalı Ayşegül, Osman Abi Dörtyol taraflarında bi yere kendi evini yaptırıp da, iki oğlu bi kızı ve eşiyle mahalleden taşınınca bi daha da görüşemedik çocuklarla.


Ali, pek hevesiyle şoförlüğe… Osman Abi, Mavi Ford'u kapıya çekince, ben, Ali ve Salih dalardık Mavi Ford'un içine ve Ali hemen kurulurdu direksiyon başına. Ağzıyla motor sesi çıkarır, direksiyonu bi o yana bi bu yana kıvırıp durur, bi zaman sonra da "Çıt" diye kilitlenirdi direksiyon; işte o zamanlar sanırsın ki feci bi kaza yapmıştı bizim Ali. Ali'nin tüm muhabbeti arabalar ve şoförlük üzerineydi, kardeşi Salih'le birlikte kullandığı odanın duvarları tekmil araba fotoğraflarıyla kaplıydı. Salih de seviyordu arabaları ama Ali gibi saplantılı değil. Nerede bi araba lafı geçse, Ali dikkat kesilir ve balıklama dalardı muhabbetin içine. Bal rengi gözlerini kocaman kocaman açarak, kelimeleri yuta yuvarlaya, boynundaki damarlar kalınlaşıp da şişerek, yüzü kıpkızıl kesilerek… Bense en çok Opel Cadet'i seviyordum. Tamer Abi bi tarih, babası yüksek tansiyondan ölüp gittikten sonra, üniversiteye ara verip de babasının pastanesini işletmeye başladığı zamanlar,  kırmızı bi Cadet alıp da getirmişti mahalleye, görür görmez aklım çıkmıştı daa! Osman Abi'nin Ford 'u mavi, Tamer Abi'nin Cadet'i kırmızıydı ya, siyah -beyaz yayın yapıyordu hayat.

Osman Abi, pek sessiz, pek sabırlı bi adamdı. Kim derdi ki Temel Abi'nin babası Selahattin Amca'yla kardeştir bunlar diye. Temel Abi’nin de gencecik yaşında, upuzun boyuna inat, kısacık bir hayat sürüp de veremden öldüğünü evvelce yazmıştım. Tamam, Selahattin Amca da iyiydi ama tersi boktu. Osman Abi öyle değildi işte, tersi mersi yoktu, Ali de, Salih de, hatta ben bile ne edersek edelim kızmıyordu adam. Karısı da kendi gibiydi valla, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş. Anam günde üç posta sopa çekmezse günü zayi olmuş sayardım da, şu Aligilin anasının fiske vurduğunu görmedim çocuklarına. Ne oluyorsa, o, yağlı boyayla griye boyanmış demir parmaklıklı pencerelerin ötesinde oluyordu, kol kırılıp yen içinde kalıyordu. Bizdeyse, Kırkpınar Güreşleri gibi ne oluyorsa orta yerde, er meydanında oluyordu. Anam mahallenin tozlu yollarına devirip çalıyordu sopayı. 

Neticede çocuktuk; oyunlarımız kadar oyundan azgın kavgalarımız da oluyordu. Her şey iyi hasken, birden, benzine düşmüş ateş gibi, parlayıverirdi birimiz ve kavga kıyamet kopardı. Yine böyle, Mavi Ford’un içindeyiz. Ali şoför mahallinde, ağzıyla tır tır tır, hır hır hır, motor sesi çıkarıp sözüme ona vites değiştirip de hız yapıyor falan. Neden oldu, nasıl oldu bilmiyorum, kavga ediverdik. E Mavi Ford dediğin adamın babasına zimmetli, bi noktadan sonra siktir etti beni Ali. Küstük anlayacağın. Ertesi sabah okulun giriş kapısı önünde görüyorum Ali’yi, akşamki kavga hepten gitmiş aklımdan.“N’aber Ali” gibi bi şeyler diyorum ya, taşta ses var Ali’de yok. Sarı kaşlarını yıkmış bal rengi gözlerinin üzerine, bırak cevap vermeyi benden yana bile bakmadan vızırt diye kıvrılıp gitti, aynı Mavi Ford gibi manevra yaparak. Şöyle bi beş on saniye sonra aklıma geldi kavgalı olduğumuz ve de dolayısıyla dargın olmamız gerektiği. Salih öyle değildi de, Ali bi parça kindardı.

Osman Abi, sarı saçlı, geniş bıyıklı, mülayim ve tütün kokulu bi adamdı. Bi "Mavi Ford" imgesiyle aklıma düşünce izini süreyim dedim yıllar sonra ve karı koca öldüklerini öğrendim, felek be! Nur içinde yatsınlar.

Bi yaz günüydü, Mavi Ford mahalleye gün batmadan gelmişti. Ali de, Salih de, ben de ve mahallenin tekmil çocukları pek şaşırmıştık bu erken gelişe. Mavi Ford, her zamankinin aksine manevra yapıp da, kıçını denize dönmemiş, mahalleye girdiği haliyle kesilmişti homurtusu. Mahalle dediğim; sırt sırta vermiş, boncuk gibi dizilmiş altı -yedi evden ibaret, mısır ekilmiş arsaların ve fındık bahçelerinin arasına gizlenmiş eğreti bi yerdi. Külliyen Allah'a emanet hikâyeler... O daracık küçücük aralıkta ne çok çocuktuk öyle, tüm gün cıvıl cıvıl, yalın ayaklı…


Osman Abi, Mavi Ford'tan zınk diye inip hemen bagajı açmıştı, iki koca kapak iki yana açılarak. Koca koca iki koliyi yere indirip hemen de açmıştı birini ve kolinin içindeki kutulardan kırmızı dışlı "Tadalle" çıkarıp, bol derin dağıtmıştı. İsteyen istediği kadar alıyordu, tek şart "Allah kabul etsin" demekti. Derdik, n’olacak ki la?

Şimdi yalan olmasın ya, hayatımda çikolatayı ilk o zaman tattım diye düşünüyorum. Yahu tatmak ne, resmen aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yemiştik, mahallecek. Bi de "Büyük Tadelle" getirmişti Osman Abi, yemesi ayrı zevk, kokusu ayrı... Ben böyle bi ziyafet görmedim aga.

Osman Abi açtı koli içindeki kutuları, uzanan hiçbir eli geri çevirmedi. Peki neydi bu ziyafetin sebebi? Mavi Ford, niye böyle zamansız gelmişti mahalleye? "Amaaaaaan siktir et" deyip yumulmuştum çıtır çıtır Tadelle'ye.


"Sağra Fabrikası “  nın sahibi ölmüş, meğer bu ziyafetin sebebi onun hayrınaymış. Ulan onca Tadelle be; nasıl bi günahı vardı ki bu Âdemoğlu’nun kutu kutu Tadelle dağıtmak icap etmişti?

Neyse, gelelim şimdi işin sosyo-ekonomik mesaj boyutuna. Sağra, Ordu'da yaratılan bi markaydı ve Sağra'da iş bulan, Almanya'ya işçi gitmiş gibisindendi.  Üniversite okuyup da memlekete dönen birçok gencin ilk iş deneyimi Sağra'da olmuştur. Şu kentte yaşayanların ve de çekip gidenlerin çoğunun CV'si vardır halen insan kaynaklarında... Tadelle ve Sarelle gibi büyük bir marka yarattı Sağra ve yıllarca da bu markayla üstün geldi rekabetten. Yıllar içinde her türden ekonomik krize direndi Sağra, aylarca maaş alamayan çalışanları icabında bila ücret sahip çıktı ona, grevler, eylemler, halaylar gördü... El değiştirdi, küçüldü, yeri geldi kapasite artırdı. 


Şimdilerde kulaktan kulağa yayılıyor kentte "Sağra sessiz sakin taşınıyor " diye. Çocukluğumda sahibi ölen Sağra'nın harbiden ölümünü duymak, görmek de varmış kaderde.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?