OLAY 26 SOL
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Birol  ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

SU AKTI YATAĞINI BULDU; HER ŞEY KENDİ MEVSİMİNDE GÜZELDİ

Kurşuni bir beyazlıktaki yaldızlı boyayla borularına kadar boyanmış kuzine soba kadar işlevsel bi alet yoktu vallahi!

Ekseriyetle fındıkkabuğu ve ağustos ayına kerterizli sellerle, yükseklerden denize akan odunlar yakılırdı o kuzinelerde, kış aylarında. Kütür kütür, harıl harıl yandıkça fındıkkabuğu ve sel artığı odunlar, on beşinde utangaç kız yüzü gibi kızarırdı kuzine sobanın ardı.

Kapağı nakışlı bakır bir ibrikte biteviye fokurdardı bi miktar su ve köşebent demir ayaklı sandalyeler üzerine serili çamaşırlar makul mesafede tüte tüte kururdu.

Hayat pahalı olsa da bi şekilde ucuzdu patates ve patatese "patates" diyecek sınıfsal geçişi henüz yaşamış değildik; patates değil de, gostildi... Patatesle gostil arasında koskocaman bi sınıfsal fark vardı. Kuzine sobanın fırın gözüne, hayatın pahalılığına inat, ucuz, o gostillerden bolca doldurulur, bir müddet sonra da kebap oluverirdi o gostiller. İyice yıkanıp da, çamurundan toprağından arındırılmış kabukları da bir güzel pişer, hafiften de yanar ve bambaşka bir lezzet olaraktan kokardı.

Kuzine sobanın fırınında kebap olan gostile "Hayır" diyenin ya aklı yoktur ya da parası çoktur.

Kuzine sobayla ısıtılan, duvarlarının badanası eskimiş o odaların tavanının tam orta yerinde sallanan yüz mumluk, ekseriyetle beyaz ışıklı ampulden başka bir de duvarda, yüksekçe bir yerde gece lambası vardı. Şu "Abajur" dediklerinin işini gören türden işte; abajur dedikleri varsa bile; bize, bir çağ kadar uzaktı. Bu gece lambaları kırk ya da altmış mumluk, kırmızı, mavi, yeşil ışıklı ampullerle badanası eskimiş odaları kendi rengine boyar ve sırtı çiçek desenli, kare bir camla muhafaza edilirdi. Bir evin bir odasında kırmızı renkli gece lambası yanıyorsa gecenin bir vakti, aklımıza erotik çağrışımlar düşmezdi; bilirdik ki, o evde bir bebek vardı ve ona göre ayarlardık sesimizin tonunu, ayağımızın ayarını.

Her bir yanı kurşuni bir beyazlıktaki yaldızlı boyayla bir iyice boyanmış kuzine sobayla ısıtılan o odaların kapı önlerine annelerin tığ ile artık iplerden ördüğü, rengârenk, şimdilerin şu pizzasına benzer, kıyıları illaki fırfırlı paspaslar olmazsa olmazdı. Bildiğim tüm evlerin "Burası bir evdir" belirtecinin damgasıydı o paspaslar.

Ha sonra o el yapımı kilimleri de unutma!

Tek bir parça kumaş ve bir lokmacık ekmek zayi edilmezdi, kanaatkârlık ve de tutumluluk imanın da, inancın da ilan edilmedik en birinci şartıydı. Kuzine sobayla ısıtılan badanasız odaların kapı önü el örmesi paspas, odaların yüzüyse artık kumaşlardan yapılan el işi kilimlerle kaplıydı; bir tatlı huzurdu...

Şimdilerde çelik kapılar, o kapıları koruyan alarm sistemleri, güvenlik kameraları falan var ya, tüm bunlar çok büyük ayıptan sayılırdı o zamanlar; kapılar ahşaptan, kilitler sicimdendi... Kimsenin bir başkasının malında, ırzında ve canında gözü yoktu be; iyiydi mahallemiz. Varlığı değil, yokluğu bölüşmeyi öğrenerek büyüyen belki de son kuşaktık; keza "Biz büyüdük ve kirlendi dünya."

Kötü şeyler de oluyordu; mesela darbe oluyordu, o fırça ya da kanca bıyıklı abileri; o, erkek gibi bileği güçlü ablaları alıp götürüyorlardı...

Birer ucunda ikişer taştan kurduğumuz kaleler arasında deliler gibi mahalle maçı yaptığımız sokağımıza "Sokağa Çıkma Yasağı" getiriliyordu ya, dediği gibi Mahmut Amca'nın "Lan oğlum sonsuza kadar iktidarda kalacak değil ya bu avradını eşşek kovalayasıca asker; alsın hevesini, siktir olup gider ." Mahmut Amca, ne vesayetten anlardı ne de statükodan; kanserden gitti garibim.

Kurşuni bir beyazlıktaki yaldızlı boyayla borularına kadar boyanmış kuzine sobalı evlerin misafirleri eksik olmazdı. O, her zaman ve herkese açık tahta kapıların önü ekseriyeti naylon lastik ayakkabı doluydu. Melamin tabak içinde ikram edilirdi kuzine sobanın fırın gözünde kebap olmuş, kabuğuna kadar mis gibi kokan gostil ve tavşankanı çay ince belli, sırtı hareli bardaklarda, mikadan, yanı yüzü allı güllü desenli çay tabağı içinde ikram edilirdi.

Kebap olmuş gostil kokusuna karışan çay kokusu bir de babaların çat diye ucunu yakıp da dumanını savurdukları BİRİNCİ cigarasının yanık tütün kokusu...

"İstiklâl Marşı" ymış meğer adı, "Korkma Sönmez" diye ezber ettiğimin; geç mi fark ettim sayılır dersin, henüz onlu yaşlarımdayken?

 Ömrümün üzerinden daha çooook mevsimler geçecekmiş, öyle diyordu rahmetli babam. Sahi "Rahmetli " ne la? İnsanın en yakınıyla, en sevdiğiyle arasına derin bir uçurum açıyor, buz dağları dikiyor! 

Sırtı dolma taşlı, damına sarılmış çinko sacı paslı, alt katı ahır üstü hane, daracık evlerin kalabalık nüfusu içinde çocuklar için kurulan sofradan büyüklerin sofrasına terfi etmek!.. Piiiiiiii büyük ve de mühim meseleydi be! 
Lafı uzatma çocuk

Sen, köyünü unut çocuk

O dağları, dereleri 

Kurdu, kuşu, börtü böceği 

Unut
 

Hiçbir ânını hatırlamadığım unutmadıklarım olacakmış ve "Hiç Hastalıkları Uzmanı" oluverecekmişim mesela; yine de gurur duyar mıydı babam?

"Sonsuz " cehalet ve finalde "sonsuzluk" hâkim oluyormuş dünyaya. Oysa dünya dediğin evren karşısında sınırlıydı ve sınırlı dünyayı, sınırsız/sonsuz evrene bölmeye kalktık; hem de, belli bir sayının sonsuza bölümünün sıfır olacağını bile bile...
"Kısacık" demek bile "Uzun" sayılacak hikâyelerin çocuklarıyız; benzersiz benzerliklerimizle çifte kavrulduk, sustuk, kahrolduk. Sanılmasın ki, hesap bilmediğimiz içindir elde kalan sıfır! O hesabın da zamanı gelir.
Güzel günlere inanacağız, hepsi bu la!
Güzel batan günden aldığımız yetkiye dayanarak inanacaktık, doğacak günlerin güzel olacağına. Bu kadar da basitti yani. Kimsenin "İsrafil" olmaya cüreti de, niyeti de yoktu. Ekmeği de, emeği de, Allah'ı da seven çocuklardık işte, hesap kitap yoktu...
Hayal başka, hayat başka; düş başka, gerçek başka işte...

Bir sahnede silah varsa, kuvvetle muhtemel oyunun bi yerinde o silah patlar, eyvallah. Peki ya esas önemli olan o silahı patlatanın zamanlaması ve durumu değil midir? Ezdirme şimdi güzelim cümleleri bana; o silahı yerli yersiz patlatan gavatı meşru, güçlü, haklı, dirayetli mi sayacağız? Senaryoya uygun oynadı diye, illaki ayakta mı alkışlayacağız?
Yazan böyle yazmış, ne gelir elden...

Ah! Tabi ki kalem kılıçtan keskin değil! Kandırıldık tabi ki!
Dünyanın tüm yazanları; uyanın!

En savunmasız olan sizsiniz, sizin sahnenizde silah yok; bol bol söz var ve söz "Vicdani güç" demektir, ona da şimdi ihtiyaç yok!
Yakışmıyor insana, insandan farklı davranmak! 

Çivi, tepesine vura vura kendini kalasa gömüp de çürümeye terk eden çekici asla unutmaz ama çekiç çiviyi hiç hatırlamaz; bu işte tersine dönmesi icap eden bi hesap yok mu dersin? Cevap basit be oğlum; dön tarihe bak, bu topraklar Nemrut'u bile kabul etti bağrına...

Şu, sonsuz ve de sınırsız evrene bölünüp de, sıfırlanmak istenen yeryüzü varlığı, var olanın değil midir? Var olanla devinen şu düzende, yokluğa öykünmek nasıl bir şuursuzluk? Hiçbir savaş haklı değildir; özgürlük için olan dışında.

Sorma artık!

Hiçbir şey sorma... 

Yalanlar söylemek zorunda kaldığım/kalacağım sorular sorma; kabalıktır artık ısrarın. Say ki aynayım; kendini görebildiğin kadar, kendime kırılırım da... Biliyorsun işte; gücünü bilen cahilin adaleti sakattır!

Manşetlere bakarak ülke ve dünya analizi yapan bi hayattır şu yaşımızdan sonra önümüze konulan; hazım kapasitene bağlı artık her şey! İltifattır beklediğin bilirim, öylesine şartlandın pilli bebek gibi; iltifat bol ve beleş; malum, kimse iltifata direnmez. Ve bilirim, iltifat iyilik değildir; ucuzluk değersizdir. 

Savaş da biter

Değişir her şeyin rengi

Ölen ölür

Suriye yine kalır

Yani diyeceğim o ki; ırk yalan, coğrafyadır esas kader

Ölüm, nasılsa eşitleyecek hepimizi, ebediyen. Ah! Yine de, bir bilsen nasıl kızarım erken ölene! Elim gitmez bir türlü, erken ölenlerin telefon numaralarını silmeye...
Dostum; ne olduğunu, şu anda ne olmakta olduğunu anlamak/ bilmek, bir şekilde mümkündür ama tecrübeyle sabit; az sonra ne olacağını kimse bilemez. Elindeki ânın kıymetini bil; tekrarı da, devamı da yok! 

“Gözlerinden, gözlerinden öperim”


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.