Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Birol  ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

ZİYA HURŞİT; SÖZÜN YETTİĞİ YER!

“Ziya Hurşit Bey!” dedi Mustafa Kemal, ikinci sigarasının ucunu birincisinin dibiyle tutuştururken…

“ Bir gaye uğrunda, uzun bir zaman beraber çalışmamış mıydık?” derken, sigarasından çektiği dumanı usul usul geri veriyordu burun deliklerinden ve dudakları arasından Mustafa Kemal.

Ziya Hurşit, ilk meclise Lazistan milletvekili olarak seçilmişti. Yirmi yaşındaydı henüz ve yirmi yaş, milletvekili seçilebilmek için yeterli değildi. Mustafa Kemal’in talebiyle yaşı büyütüldü, tam on yaş.  Otuzunda bir yirmilik olarak milletvekili seçilen Ziya Hurşit, kurtuluş savaşı yıllarında büyük yararlar göstermiş ve Mustafa Kemal’e koşulsuz inanmış, baş vermeye ant içmişti. Kurtuluş Savaşı’na gönüllü katılmış, hatta Kurtuluş Savaşı’na katılmak için eğitimini yarıda bırakıp, eğitim için bulunduğu Almanya’dan dönmüştü. Sonrasında Erzurum Kongresi’ne Trabzon Delegesi olarak katılmıştı.  Milletvekilliği döneminde Yozgat İstiklal Mahkemesi üyeliği yapmıştı.

Mecliste bulunduğu dönemde Mustafa Kemal’le büyük görüş ayrılığına düşmüştü. “Salatanı ortadan kaldıran saltanat”  olarak gördüğü yeni dönemde, devrimlerin amacına ulaşamayacağını ve Mustafa Kemal’in kutsandığını, geleceğin geçmişten farkı olmayacağını düşünüyordu.  Bu görüşlerinden mütevellit, ikinci dönemde milletvekili adayı gösterilmemişti.

Mustafa Suphiler, Çerkez Ethemler, Topal Osman tarafından öldürülen ve Mustafa Kemal’e karşı sert muhalefetiyle bilinen Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey ve peşinden Topal Osman gibi isimler muhalif tavırlarından dolayı kadraja girmişlerdi.

“Evet Paşam” demişti Ziya Hurşit, Mustafa Kemal’in yüzüne bakamadan.

Mustafa Kemal’in “Atatürk” soyadını almasına henüz altı yıl vardı. Şimdiki hal Mustafa Kemal Paşa’ydı o…

“Nedir bu suikast?” diyerek net ve kısadan sormuştu, henüz Atatürk olmayan Mustafa Kemal Paşa ve Ziya Hurşit’ten yanıt beklemeden devam etmişti sözlerine.

“Hem de şebekenin elebaşı, ruhu, sizmişsiniz.”

Diğerleri; Gücü Yusuf’tu, Laz İsmail’di, Çopur Hilmi’ydi. Oysa kılı kırk yaran hesaplarla planlanmıştı Mustafa Kemal’e suikast! İşin içinde büyük bir şebeke olduğunu iddia ediyordu iddianame…49 kişi yargılanmıştı.

“Öyle” demişti Ziya Hurşit. Kısa bir duraksama ardından devam etmişti söze.

“Doğrudur Paşam.”

Mustafa Kemal’in duymak istediği sözler bunlar mıydı acaba? Şüphe yok ki bu durum yaralamıştı ruhunu.

“Suikast yapmaya gelmiştim ama fiil çıkmadı.”  demişti Ziya Hurşit, kim bilir belki de bin pişman olarak.

Hayal kırıklığını ve üzüntüsünü saklamamıştı Mustafa Kemal.

“Sizden bunu beklemezdim.” demişti, sigarasından yeni bir nefes daha çekerken Mustafa Kemal.

Ziya Hurşit’in halinde pişmanlık var mıdır yok mudur pek de anlaşılmıyordu. Pişmanlık var mıdır, yok mudur anlaşılmasa da, mahcubiyet vardı sözlerinde.

“Dünya beklenmedik şeylerle doludur Paşam.” demişti Ziya Hurşit.

Oysa dünyanın beklenmedik şeylerle dolu olduğunu Mustafa Kemal kadar iyi kim tecrübe etmiş olabilirdi ki?  Tüm beklenmedik şeylerin temelinde korku vardı şüphesiz. Kimisi iktidarını kaybetmekten korkarken kimisi iktidarın elinde heder olmaktan korkuyordu. Korku düzeni yaşıyordu yaşlı dünya.

“Ne yapayım ki, bu gün huzurunuzda bu vaziyetteyim.” demişti Ziya Hurşit, oltaya takılmış balık çaresizliğinde.

Balık mı oltaya takılmıştı? Yoksa artık bizzat oltanın kendisi miydi balık? At izinin it izine karışacağı daha o günlerden mi belliydi?

21 Haziran 1934 tarihinde Soyadı Kanunu çıkartılmış ve Mustafa Kemal’e Atatürk soyadı verilmişti. Bu soyadına sahip başka biri olmadı ve olmayacaktı da… Bulvarlara, okullara, havaalanlarına, stadyumlara, spor salonlarına, parklara, bahçelere, meydanlara Atatürk adı verilebilecek ama hiçbir insana hiçbir şekilde Atatürk soyadı verilmeyecekti. Atatürk adı ve Atatürk Devrimleri yasalarla koruma altına alınmıştı. Sonra mı? Atatürk Bulvarı üzerinde Atatürk’e küfrederek yürüyen nesiller ortaya çıktı. Her şeyi Mustafa Kemal başlatmıştı. Ziya Hurşit, her şeyin Mustafa Kemal’le biteceğine inanmış olmalıydı ki o sonu çabuklaştırmanın derdindeydi belki de.

“Ben, intikamcı bir adam değilim.” demişti Mustafa Kemal.

“Fakat iş artık mahkemeye intikal etmiştir. Neticeyi beklemekten başka çare yok.” diyerek, görüşmeyi bitirmişti Mustafa Kemal, mavi gözlerinde kararlılıkla. “Netice”  dediğin zaten başta belli değil midir? Bir zamanlar İstiklal Mahkemesi üyeliği yapmış Ziya Hurşit, böylesi bir durumda “mahkemeye intikal etmiştir” ifadesinin son duaya sayılı günler kaldığı anlamına geldiğini elbette kestirebilmiştir.

16 Haziran 1926 tarihinde İzmir’de Mustafa Kemal’e suikast girişiminde bulunacağı savıyla yakalanan Ziya Hurşit, İzmir İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanmış ve 14 Temmuz 1926 tarihinde İzmir’de, Kemeraltı Camii’nin köşesine kurulan darağacında idam edilmiştir. Boynundaki yafta Osmanlıca olup 1 Kasım 1928 tarihinde yapılacak harf devrimine daha çok zaman vardı. Ziya Hurşit, Cumhuriyet Devrimlerine en küçük bir başarı şansı tanımamıştı. Devrimlere tanımadığı şansı kendi kaderine de tanımamış, kendisiyle birlikte on dört kişi idam edilmişti.

Ziya Hurşit olayının ya da tarihteki adıyla “Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi Olayı” nın bilmediğimiz pek çok yanları olduğuna şüphem yok… Bildiğim şu ki; hiçbir suç, hiçbir günah karşılıksız kalmıyor. Muhakkak bir şekilde bedeli ödeniyor tüm suçların, günahların. Mesele farkındalıkla ilgilidir. Başımıza gelen musibetlerin hangi suçun, günahın bedeli olduğunu fark etme meselesi yani.

Artık sözün yettiği yerdeyiz!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?