Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

TÜRK ATI: İNGİLİZ YARIŞ ATLARININ ATASI

Bir imparatorluk... Bir at... Üç kent...

Viyana, Buda, İstanbul...

1683’te Osmanlı’nın Viyana’yı kuşatmasıyla başlayan bir tarih sahnesi.

Sahnenin önünde varlığını atıyla bütünleştirmiş ‘gazi’ yemini eden evlad-ı fatihan bir seyis ve kökleri Orta Asya’ya Atilla’ya ve Cengiz Han’a uzanan Türkmen soyundan bir Karaman atı Azaraks (Ateşin Oğlu).

Kökleri gibi yaşamları da aynı olan bu iki varlığın yazgıları da bir.

Osmanlı’nın İkinci Viyana Kuşatması’nda oradalar. Bozgunu yaşıyorlar. Ardından Hıristiyan orduları Buda Kalesini kuşattığında (1686) ise yine birlikteler. “Buda düşerseİstanbul’da düşer” diyorlar ve diğer Gazilerle birlikte kaleyi kahramanca savunuyorlar.

Ancak tarihin kırılma noktasında Osmanlı’nın yazgısını değiştiremiyor ve Buda Kalesi’yle birlikte onlarda bir İngiliz birliğine esir düşüyorlar.

İstanbul,i Viyana, Buda derken kader onları bu sefer Londra’ya sürüklüyor.

Aristokrat Albay Robert Byerley hem Azaraks’ı hemde Seyis’i satın alıyor ve sahipleniyor.

Bundan böyle Azaraks’ın adı İngiltere’de Byerley Türk olarak anılacaktır.

Atın şöhreti bütün İngiltere’ye yayılmıştır. Hem aygır hem yarış atı olarak fırtınalar estiren kahramanımızın şeceresi bugün günümüze kadar hala devam ediyor.

Tarihsel gerçekliğin içine oturtulmuş nefes kesen, sürükleyici bir kurgu. Bilinmeyen, şaşırtıcı bir gerçek, ayrıntılarda saklı kalmış tarihsel bir roman.

Kral III. William tam iki kez atın etrafında dolaştı. Elindeki sarı gülü kokluyordu. Derken, Byerley’in karşısına geldi ve durdu. Bir ata bir Byerley’e baktı. “Hayır, Albay, bu at kralların atı değil; o atların kralı” dedi.

“... At, yaşamdır. İnsanoğlunun ruhudur, serveti ve dostudur. Sıcak soğuk demeden insanın yanındadır. Atın sahibi onun hızına, yüreğine güvenir ve onun bedeninin ritmini içinde hisseder, onun geniş dünyasına kendini bırakır. Atının gördüğünü görür-çok uzak mesafelere kadar...”

TÜRK ATI (orjinal adı: The Byerley Turk) İngiliz yarış atlarının atasının Türk atı olduğunun birçok yaşanmışlık macera ve örnek olayla deneyimlenerek anlatıldığı ve çevirisi Neşe OLCAYTU tarafından yapılan Jeremy JAMES kitabı. Önce arka yüzündeki, son paragrafta da altıncı sayfadaki alıntıyı yukarıya olduğu gibi aldım. Çünkü, ifade o kadar muhteşemdi ki ne yazsam bu kadar içli olamayacaktı.

Bu muhteşem eserin mimarından bahsetmemek elbette büyük haksızlık olur, Jeremy JAMES: 1949 yılında Kenya’da doğdu ve üniversite eğitimi gördü. Hayatının büyük bölümünü Afrika ve Ortadoğu’da atlar ve büyükbaş hayvanlar üzerine çalışarak geçirdi. At sırtında ülkeler gezdi, danışmanlıklar yaptı, Uluslararası Atları Koruma Derneğinde, atların kesimde kullanılmasına karşı düzenlenen kampanyada baş danışman olarak görev aldı, bu da Avrasya’da nesli tükenen bir çok at cinsi hakkında bilgi sahibi olmasını sağladı.

90’lı yılların başında çeşitli gazete ve dergiler için Türkiye muhabirliği de yapan JAMES halen Galler’de yaşıyor ve hayatını yazarlık yaparak sürdürüyor.

Bu kitabı tavsiye ve temin eden, Ordu Avcılar Atıcılar Kulübü Derneği Başkanı İş Adamı A. Kadir ENGİN beye özellikle teşekkür ediyorum.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?