TOP 5 HABER
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Halil  ÖZİŞ

Halil ÖZİŞ

OSMANLI’DA SPOR VE YENİ TÜRKİYE’DE SPOR

Bilgi çağı olarak adlandırılan çağımızda insanlar, farklı spor dallarını uygulama ve izleme

imkânı bulabilmektedirler. Sporun bir yaşam biçimine dönüştüğü günümüzde, eşzamanlı

olarak, sınırların kalktığı ve global bir dünyanın günışığına çıktığı bilinmektedir. Halklar ve

onların yönetimini üstlenen devletler; sosyal, kültürel, ekonomik ve politik açılardan

globalleşmenin etkisi altında kalmakta ve bir bütünün parçası olmak veya olmamak ayrımında

bulunmaktadırlar.

 Globalleşme sürecinin tüm insanlığı etkilediği bir dönemde, devletlerin kendi öz

varlıklarıyla etkilenen değil etkileyen; değişen değil değiştiren bir konumda olma çabaları ön

plana çıkmaktadır. İşte böyle bir zeminde spor; devletlerin ulusal ve uluslararası

politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında bir araç olarak kullanılmaktadır.

 Türkiye de bu süreçten bağımsız değildir ve değişen dünya düzeninde yerini belirlemek ve

konumunu güçlendirmek zorundadır. Sporun ülke politikasındaki yeri yadsınamadığı içindir

ki spor politikamızın belirlenmesi ve etkin bir şekilde kullanılması gereği ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizde, uygulanabilir bir spor politikasının oluşturulmasının, Osmanlı İmparatorluğu’nun

son döneminden günümüze sporun yaşadığı evrimi gözden geçirmek ve geleceği geçmişin

ışığında inşa etmek; deneyimlerden ders almak ve daha iyiye ulaşmak denkleminde faydalı

olacağı düşünülmektedir.

Spor: Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın temel unsuru olan insanın, beden ve ruh

sağlığını geliştirmek; kişiliğin oluşumunu, karakter özelliklerinin gelişimini sağlamak; bilgi,

beceri ve yetenek kazandırarak çevreye uyumunu kolaylaştırmak; kişiler, toplumlar ve uluslar

arasında dayanışma, kaynaşma ve barışı sağlamak; kişinin mücadele gücünü artırmak yanında

belirli kurallara göre, rekabet ölçüsü içerisinde mücadele etme, heyecan duyma, yarışmalardır

 

Türk gençleri uzun yıllar ülkedeki istibdat rejiminin egemenliği nedeniyle spordan uzakta

kalmış fakat, 24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte Türkiye’de modern sporlar

hızlı bir gelişme ve yayılma içerisine girmişlerdir(Atabeyoğlu, 2001).

 Cumhuriyet öncesi örgütlerinden birisi de modern olimpiyatların kurucusu Baron Pierre

de Coubertin’in Selim Sırrı Tarcan’ı Ulusal Olimpiyat Komitesi’nin Türkiye temsilcisi olarak

görevlendirmesi sonucunda, 1908 yılında kurulan Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyeti’dir.

Cemiyetin başkanlığını Ali İhsan Tokgöz, genel sekreterliğini ise, 1909’da Uluslararası

Olimpiyat Komitesi’nin Berlin’de yapılan toplantısında Osmanlı Milli Olimpiyat

Cemiyeti’nin ilk resmi temsilcisi olan Selim Sırrı Bey üstlenmiştir(Cankalp, 2005).

 Olimpiyatlara katılma fikrinin doğuşuyla birlikte Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyeti’nin

kurulması, federelik girişimlerini başlatmış ve Anadolu’dan birkaç futbol kulübünün de

katılımıyla bu girişimler, Türk sporunda ilk federasyonların temeli olmuşlardır(Çerez, 1996).

Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı(TİCİ)’nın kurulması için Altınordu, Anadolu

İdmanyurdu, Süleymaniye, Fenerbahçe, Hilal, Vefa, Galatasaray, Üsküdar, Beşiktaş, Haliç,

Beylerbeyi ve Union kulüpleri, Yusuf Ziya Öniş liderliğinde, 26 Haziran 1920’de İstanbulda

ilk toplantılarını yaparak TİCİ’nin kökünü oluşturacak birliğin temelini attılar. İki yıllık bir

sürecin ardından 3 Ağustos 1909 tarihli Dernekler Yasası’na dayanarak, 22 Mayıs 1922

tarihinde TİCİ kurulmuştur(Sümer, 1990).

 Devlet, sporu TİCİ vasıtasıyla sevk ve idare etmeye çalışarak, ittifakı kamu yararı gözeten

dernek statüsünde, ülkeyi yurt dışında temsil etmeye yetkili tek spor örgütü olarak kabul etmiş

ve mali yardımda bulunmuştur.

Özerk yapıdan uzaklaşıldığı ve merkeziyetçiliğin ön plana çıktığı, politikanın ve politikacı

sıfatlarıyla politikacıların Türk sporunda söz sahibi oldukları bu dönem, 18 Şubat 1936

tarihinde CHP(Cumhuriyet Halk Partisi)’nin iletişim kurduğu, Nazi Almanya’sının olimpiyat

 

komitesi başkanı Carl Diem’in desteği ile CHP’nin yönetiminde olan Türk Spor Kurumu

kurulmuştur.

 TİCİ Nizamname-i Esasî’sinin 3. maddesinin 3. faslında, “Nizamname-i Esasî’sinde

profesyonelliği, kumarı, işreti(içkiyi) ve siyasetle iştigali(uğraşmayı) bir madde-i

mahsuse(özel madde) ile reddetmek…” şeklinde geçen ifadelerin Türk Spor Kurumu

Nizamnamesi’nin 7. maddesinin “b” bendinde, “Esas Nizamnamesinde profesyonelliği,

kumarı, içkiyi, özel bir madde ile menetmek…” şeklinde değiştirilmesi de, bu dönemde Türk

sporunda politikacıların etkisini göstermektedir(Atabeyoğlu, 2001).

 Sporda partizanlığın etkili olduğu bu dönemde olanlar, Mustafa Kemal gibi ileriyi görme

kabiliyeti yüksek bir devlet adamının gözünden kaçmamış ve 29 Haziran 1938 gün ve 3530

sayılı “Beden Terbiyesi Kanunu” ile Türk Spor Kurumu kaldırılarak yerine “Beden Terbiyesi

Genel Müdürlüğü” kurulmuştur. Türkiye’de spor, partinin elinden alınarak devlete mâl

edilmiştir(Atabeyoğlu, 2001).

 Böylece spor işlerinin partiyi yıpratmakta olduğu düşüncesiyle ve sporun büyüyen, gelişen

fonksiyonlarının mevcut teşkilatlarla yürütülemeyeceğinin anlaşılması sonucu, sporun ancak

müesseselerin üstündeki bir makamın prestiji ile sevk ve idare edileceği görüşüyle; Türkiye’de sporun partinin elinden alınarak devlete mâl edildiği, sporda devlet

görüntüsünün egemen olduğu bir dönemdir. Her ne kadar sporda devlet söz sahibi olsa da, bu

dönem de, politikacıların spor üzerindeki etkisinin ağır bir şekilde hissedildiği bir dönem

olmaktan kurtulamamıştır. “Genel Müdürün başkanlığında, memlekette spor bilgisi ve uzmanlığı ile tanınmış olanlar

arasından Başbakan tarafından seçilecek beş kişi ile Kültür Bakanlığı, Milli Savunma

Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’nın birer temsilcisi…”

ifadelerinden de anlaşılacağı gibi 3530 Sayılı Yasa’nın 8. maddesinde öngörülen

BTGM(Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü) Merkez Danışma Kurulu’nun oluşumu da

demokratik anlayışa ters, siyasilerin etkisinde bir spor yönetimine işaret etmektedir(Sümer,

1990).

 Başbakanlığa bağlı olarak kurulan Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü, 1942’de Milli

Eğitim Bakanlığı’na, 1960’da tekrar Başbakanlığa bağlanmıştır. 14 Aralık 1983 tarih ve

18251 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 179 sayılı KHK(Kanun

Hükmünde Kararname) ile Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde yer almıştır.

 Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’nün adı, 1986 yılında 3289 sayılı yasayla Beden

Terbiyesi ve Spor Genel Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir. Son olarak 1989 yılında Devlet

Bakanlığı’na bağlanan müdürlüğün adı “Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü” olmuştur.

 Sporun ilk kez Anayasa’da yer aldığı, spor işlerinin ilk kez bakanlık düzeyinde ele

alındığı bu dönemde beş yüzden fazla işçi çalıştıran işyerlerine spor tesisi kurma zorunluluğu

getirilmiş, gençlerin spor kulüplerine girmesi ve boş zamanlarında beden terbiyesi

faaliyetlerinde bulunmaları zorunlu tutulmuştur.

Sonuç olarak, Spor Politikaları açısından Parti ve Hükümet Programları ile Kalkınma

Planlarında her dönem için bir uyum olduğundan söz edilemez. Parti ve Hükümet Programları

ile Kalkınma Planlarının birbirleriyle olan ilişkisi dikkate alındığında, bu uyumsuzlukların

giderilmesinin ve birbirini tamamlar nitelikte olmasına özen gösterilmesinin inandırıcı ve

kalıcı çözümler açısından gerekli olduğu düşünülmektedir.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.