Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Halil  ÖZİŞ

Halil ÖZİŞ

SPOR AHLAKI

Spor; insani değerlerin yüceltildiği belirli ölçüde güç ve beceri gerektiren ve evrensel kuralları olan yarışmalı ve eğlenceli etkinliktir.

Spor ahlakı; sosyal, politik ve ekonomik ilişkilerin bütünü olup toplumsal değerlerin göstergesidir.

Sporcunun rakibine ve kendisine olan saygısının ifadesidir. Spor ahlakı; sportmenlik (fair-play) sağlığa, birlik ve beraberliğe, kardeşliğe, dostluğa dayanan insani değerlerdir.
Sportif olaylar düzenli ve standart bir ortamda adil kurallarla oynanmalı ve evrensel değerlere saygılı olmalıdır. Rakibe fizyolojik ve psikolojik zarar vermemek, rakibi oyunun bir ortağı olarak görmek ve saygılı olmak gerekir. Spor ahlakında toplumsal değerler incelenir, sorun öncelikle sporcu, yönetici, antrenör ve taraftar arasındadır.

Etik değerler içinde rekabet, olumsuz etkileşimlerin olumluya dönmesini ve böylece seyredilebilir, yaşanabilir bir sportif yarışma olur.

Spor ahlakını iyi anlamak için son Galatasaray-Fenerbahçe maçına ve eski bir Fenerbahçeli olan Ümit Özat’ın oynadığı Köln takımına bakmak lazım. Bir tarafta 20 yaşındaki bir sporcu karşı takımın milli takımdan ağabeyi olan sporcunun gırtlağını sıkıyor, diğer tarafta sahada bayılan sporcu için tüm stat ve takımlar ağlıyor. Aradaki mantalite ve toplumsal değerlere bakış farkını görelim.

Özellikle futbolda milyon dolarlarla transfer olan sporcular ve yöneticiler sporu bir yarışma, eğlence, beden ve ruh sağlığı olarak görmemekte başarı için her yol mubah denmektedir.

Spor ahlakı kendisine, rakibine, hakemlere, izleyicilere ve kamuoyuna saygıya dayanan bir hayat görüşüdür. Her ne pahasına olursa olsun kazanmayı reddetmektedir. Kazanmaktan daha önemli durumlar karşısında, yarışmayı kazanmayı değil, spor ahlakının yazılı olmayan kurallarını ortaya koymaktır. Örneğin yarışmayı kazanmak üzere olan sporcunun, sakatlanan arkadaşına yardım etme çabasına karşı yarışmayı kaybetmeyi göze almasıdır. Spor insana yaşamayı öğretmiyorsa amacı dışında kalmıştır.

Sporun kalitesini sporun kendi kuralları ve bu kuralları da toplumun değer yargıları oluşturur. Sporun kuralları toplumsal değerlerin dışında düşünülemez.
Sporun yeryüzünde 3’üncü büyük ekonomik sektör olması, TV yayınları, reklamlar, sponsor firmalar savaşı sporu spor olmaktan uzaklaştırmıştır. Oysa kişiler ve ülkeler arasında en güçlü dostluklar spor aracılığı ile kurulmuştur. 

Profesyonel sporu da bir meslek olarak görüp toplumsal değerler ön planda tutulmalı spor ahlakı olmayan sporcu ve yöneticiler uzaklaştırılmalıdır.

Atatürk’ ün “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.” Vecizesi sözde kalmamalıdır.

Ahlak: İnsanın toplum içindeki davranışlarını, birbirleri ile ilişkilerini düzenlemek amacı ile konulmuş, kabul edilmiş kurallar olarak tanımlanır. Bu kurallar genel olarak yazılı olmayıp, hukuk düzeninden bu yönü ile ayrılır, ama ahlak ve hukuk gene de zaman zaman özdeşleşen, toplumun uyduğu kurallardır. Sporcuların da uyması gereken kuralların başında ahlak ve dürüstlük gelmelidir. Günümüzde spor ahlakı uluslar arası anlamda fair-play olarak bilinir. Kısacası ‘çelebilik’ olarak tanımlamak yerinde olur. Kısacası centilmenlik ve alçakgönüllülüktür.

Spor Ahlakını geliştirmek, spor da adaleti, eşitliği, hakça mücadeleyi sağlamak bir çok kişi ve sosyal çevrenin birlikte hareket etmesi ile sağlanır. Bu konu da sorumluluk sahibi olması gerekenlerin başında sporcular, antrenörler, yöneticiler, federasyonlar, hakemler, taraftarlar, medya, öğretmenler ve aileler gelmektedir. Spor ahlakı sporcunun eşit koşul ve şartlarda etik kurallara ve yarışma kurallarına göre yarışmasını sağlar. Sırf yarışmayı kazanmak için her türlü entrika ve doping yöntemlerine başvuranlara, spor ahlakı, hukuk kuralları ve ilgili disiplin mevzuatlarına göre yaptırımlar ağır bir şekil de uygulanmasına rağmen hala ciddi şekilde tercih edilmektedir. Bu da spor ahlakının çöktüğü ciddi göstergesidir.

Sporda Irkçılık ve Kayırmacılık: Irkçılık bizim ülkemizde münferit olaylar dışında görülmemektedir. Avrupa çok ciddi noktalara ulaşmıştır. Ancak bizim ülkemizde de Kayırmacılık hatta safhadadır.

Spor yöneticisi ehliyet ve liyakata göre değil kendi adamına göre hareket etmektedir. Bu anlayış sporumuzun tüm diğer organlarına kadar hissettirilince işin için de çıkılmaz bir hal almaktadır. Liyakat ve Ehliyet eksikliği olanların eline spor düşünce de ‘körler sağırlar birbirlerini ağırlar’a kalıyoruz.

Bu bizim adamımız, şu bizim ekipten diye diye maalesef sporumuz da istediğimiz Olimpik başarıyı yakalayamıyoruz. Bunun tek sebebi ‘benim adamım’ olsun işi bilip bilmediği önemli değil. Kimse kendi adamı dışındakine güvenmiyor, güvenmek kendine güvenen karakterlerin yapabileceği bir davranıştır. Spor ahlakının gelişmesi için ilgili tüm eğitim birimlerinin bu konuda ciddi uygulamaları olması gerekiyor.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?