Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Halil  ÖZİŞ

Halil ÖZİŞ

SPORUN ÜLKEMİZDE GELİŞİMİ

Türkiye'de modernleşmenin Tanzimat dönemiyle başladığı kabul edilir. O zamana kadar Osmanlı İmparatorluğuna yabancı olan kavramlara Tanzimat’ın ilanıyla etkinlik kazandırılmak istenmiştir. Can, mal, ırz güvenliği bunlar arasında sayılabilir. Bir toplumsal olgu olarak spor da ülkedeki modernleşme hareketinden etkilenmiştir. Modern beden terbiyesi ilk kez Osmanlı İmparatorluğunda askeri okullarda uygulanmaya başlamıştır. Askeri okulların programlarına 1860'lı yıllardan itibaren beden eğitimi ve fiziki idmanlar girmiştir. 1869 yılında çıkarılan Maarif-i Umumiye kararnamesiyle bütün rüştiyelerde beden eğitimi dersi zorunlu hale getirilmiştir. Beden eğitiminin yaygınlaşmaya başlaması 1870'li yıllara doğru ivme kazanmıştır. İlk kez 1870'lerde bazı sivil okullarda da jimnastik dersleri müfredata konulmaya başlamıştır. Meşrutiyet yıllarında spor kulüplerinin artmaya başladığını görüyoruz. Bu dönemde futbol kulüpleri açılmıştır. Bu gelişmeleri daha sonra Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı, Türk Spor Kurumu ve Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'nün kurulması izlemiştir. Ancak 1920'li yıllarda spor alanında iki önemli hedef ortaya konmuştur. Bunlardan biri sporun bütün yurtta yaygınlaştırılması çabası, diğeri ise spor kategorilerinin çeşitliliğine gidilmesidir. Ancak 1930'lu yıllarda dünya siyasal konjonktürünün de etkisiyle Türk sporuna para-militer düşünce hâkim olmuş, özellikle gençliğin teşkilatlanması açısından Avrupa'daki gençlik örgütleri üzerinde detaylı çalışmalar yapılarak Türk sporuna uygulanmak istenmiştir. Bu dönemde spor, milliyetçi ideoloji bağlamında ele alınmıştır. Beden Terbiyesi ve Spor alanında otoriter eğilimlerin terk edildiği yıl II. Dünya Savaşının bitimidir. II. Dünya Savaşından sonra toplanan I. Beden Eğitimi ve Spor Şurası önemli kararlar almıştır.

Spor, bir toplumun kültüründen bağımsız düşünülemez. Toplumsal kültür ise iç ve dış siyasal, ekonomik, kültürel unsurların etkisinde oluşur. Spor, bu bakımdan dışa dönük bir yapıya sahiptir. Bir toplumdaki siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel değişimler spor kavramını, spora bakış açısını, spor politikasını, spor ekonomisini derinden etkiler. Sporun paramiliter bir araç olarak ele alındığı dönemlerde, dünya siyasal konjonktürünün de militarizmi savunan bir yapıda olduğunu görüyoruz. Sporun bir serbest zaman etkinliği ya da profesyonel bir meslek olarak ele alınması refah ve tüketim toplumunun taleplerine göre biçimlenmektedir.

Türkiye açısından baktığımızda Türk sporunun yapısının, toplumdaki siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel değişimlere koşut özellikler kazandığını görüyoruz. Osmanlı Toplumunda Tanzimat fermanının kabulüyle başlayan Batılılaşma hareketleri spor olgusuna da yansımıştır. Tanzimat dönemine kadar Osmanlı İmparatorluğu sporu daha çok para-militer bir bakış açısıyla ele almıştır. Bu görüş, o zamanki dünya siyasal konjonktürüne uygundu. Ancak spor olgusunun para-militer açıdan ele alınarak araçsallaşması, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Tanzimat’ın etkisiyle çehre değiştirmiştir. Gerçi Tanzimatla başlayan Batılılaşma hareketlerinin amacı, askeri yönden Batı’nın çok gerisinde olan Osmanlı İmparatorluğu’nu spora da önem vererek güçlendirmekti ama bu görüş daha çok sporun Batılılaşması ve bunun sonucunda devrin ruhuna uygun bir spor politikası izlenilmesine yol açmıştır.

Genç cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte ilk ciddi teşkilatlanma ve yapılanma İSVİÇRE spor federasyonunun prensipleri üzerine inşa edilmiştir. Futbol dışında kalan diğer spor branşlarında kapsamı alanına almıştır.1930 yıllarda Türk sporunda alman anlayışı hâkim olmuştur. Ancak daha sonra aynı anlayış sadece prensipte kalmış pratik uygulamada çok cılız uygulanmıştır. Köklü bir reform yapılmış ama sonraki süreçte spor performans yönünden çok zayıf kalmıştır. Ciddi bir teşkilatlanması olan sporun günümüzde ülkemizin sosyal, kültürel ve eğitim düzeyi ile paralel hareket etmektedir. Dünya’nın büyük organizasyonlarında maalesef tesadüflerin dışında yokuz. Kulüpler bazında gelen bazı başarılarda yüzde sekseni yabancı sporcular ya da yurt dışında yetişmiş Türk sporcular üzerine kuruludur. Spor’un gelişimi için ülke olarak çok ciddi radikal değişimlere ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemizde bu kazanımların ve kalitenin gelmesi için eğitim de kalitenin ve spor kültürü ve bilincinin ciddi anlamda geliştirilmesi gerekmektedir. Bugünkü anlayışla 2016 OLİMPİYATLARINDA tesadüflerin dışında ciddi bir başarı almamız mümkün gözükmemektedir.

 Güreş’te yabancı hoca geldiğinde dünya ve olimpiyatlarda ciddi ve devamlı başarı elde ediyoruz. BOKS’ta da yabancı hoca geldiğinde başarılarımız Olimpiyatlara kadar yansıyor. Hocalar ülkemizden gidince başarı yok olup gidiyor. Demek ki biz antrenör olmayı daha henüz geliştiremedik. Bunun bir çok faktörü var. Antrenörlerimiz aldığı bilgiyi uygulayacak yeterli araç gereç, test ve değerlendirme ortamına sahip değiliz. Sporcuları hala gözümüzle değerlendiriyoruz. Bilimsel bir yetenek testi yapamıyoruz. Ülkemizde ciddi anlamda hiçbir yerde yapılmıyor. Antrenörler yeterli saygıyı ve emekleri olan maddi karşılığı alamayınca alternatif başka işlere yönelmektedir. Ülkemizde teknik adama saygı da bulunmamaktadır. Bir yerde bir başarısızlık varsa suçlu teknik adamdır hemen kovulur. İngiltere ve Almanya da acaba böyle midir?


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?