Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

28 ŞUBAT 1997: POST MODERN DARBE

1995 Genel Seçimlerinde Necmettin Erbakan’ın liderliğini yaptığı ve İslami referansları olan Refah Partisi birinci parti olmuştu.

Oyların yüzde 21,4’ünü alan RP 158 milletvekili kazandı. Anavatan Partisi 132, Doğru Yol Partisi 135, Demokratik Sol Parti 76, Cumhuriyet Halk Partisi de 49 milletvekilliğine çıkardı.

Seçimlerin ardından Doğru Yol Partisi ile Anavatan Partisi koalisyon hükümeti TBMM’de 257 oy aldı. Ancak Refah Partisi, Anayasa Mahkemesi’ne itiraz ederek, 273 sayısına ulaşılamadığından dolayı güvenoyu alınamadığını iddia etti ve bu talep kabul gördü. DYP ve ANAP Hükümeti böylece bitmiş oldu.

TBMM'de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında Refah-Yol Hükümeti kuruldu. 8 Temmuz 1996'da TBMM’de yapılan güven oylamasında güvenoyu almayı başaran Refah Yol Hükümeti’ne Necmettin Erbakan başkanlık ediyordu.

Ancak Necmettin Erbakan’ın bazı yurtdışı ziyaretleri ve ülkede gelişen bazı olaylar “irticanın geliştiği, laikliğe zarar veren uygulamaların arttığı” algısına ve tepkilere neden oluyordu.

Örneğin, Başbakan Necmettin Erbakan’ın Libya ziyareti sırasında Muammer Kaddafi'nin bir çadırda yapılan resmi görüşmelerde söylediği sözler basında büyük eleştiri konusu oldu.

Kaddafi, “Ortadoğu'daki güneşin altında Kürt milleti de yerini almalıdır. Kürdistan kurulmalıdır. Ayrıca Türkiye'nin uyguladığı dış politikadan genel olarak memnun değiliz. Çünkü düşmanımız olan siyonist İsrail'le ilişki içindesiniz. Türkiye iradesini kaybetmiştir, işgal altındadır” sözlerini söylemiştir.

Erbakan ise kendisine “Libya ile Türkiye kardeş ülkedir. Teröristler bilhassa Kürt kardeşlerimizi katlediyor. Bunların temel zihniyeti ateist ve komünist zihniyettir. Kökleri dış kaynaklıdır” yanıtını vermiş ancak olay Türk basınına Erbakan'ın Kaddafi'den fırça yediği şeklinde yansımıştır.

6 Ekim 1996'da Ankara Kocatepe Camisi'nde "şeriat isteriz" diye bağıran sakallı, cübbeli ve asalı Aczmendiler gösteri yapmasına göz yumulması tepki çekti.

Dönemin en ilginç olaylarından birisi de 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen bir trafik kazasında ortaya çıkan mafya, siyasetçi, polis ilişkileridir. Başbakan Erbakan olaya  “fasa fiso” diyerek geçiştirmek istemişti. Adalet Bakanı Şevket Kazan ise toplumsal tepki olarak ortaya konulan “aydınlık için bir dakika karanlık” eylemi için "Mumsöndü oynuyorlar" sözleriyle Alevilerle ilgili çirkin iftiraları anımsatmıştı.

30 Ocak 1997'de Sincan belediyesinin düzenlediği ve İran büyükelçisinin misafir olduğu Kudüs Gecesinde sahneye konulan Cihat oyunu tepki çekmişti.

Sincan’da tankların yürütülmesi askerin olaylara tepkisi olarak algılanmıştı. Yine Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel aynı gün Başbakan Necmettin Erbakan'ı bir mektupla uyarmıştı.

Basın ve kamuoyunda en tepki çeken olaylardan birisi de Başbakan Necmettin Erbakan’ın 11 Ocak 1997 günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere verdiği iftar yemeğidir. İftarın görüntüleri yayınlanınca Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta kademesi de Başbakan Erbakan ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller'i eleştirmeye başlamıştır.

Artık TSK, irtica tehdidini gerekçe göstererek siyasete müdahale toplantılarına başlamışlardır. 22 Ocak 1997 tarihli Gölcük toplantısında irticanın iktidarda olduğu, laikliğin tehdit edildiği konuşulmuştur.

Tüm bu olaylı ve tartışmalı gündemin içerisinde, 28 Şubat 1997 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı tam 9 saat sürdü. MGK laikliğin Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu vurguladı ve bazı tavsiye kararları hükümete bildirildi. Aslında bu MGK kararları 12 Mart Askeri Muhtırası sürecini anımsatmaktadır.

Kararlarda, laikliğin korunması için yasaların uygulanması talep edildi. Tarikatlara bağlı okulların denetlenmesi, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi istendi.

MGK’ya göre, Kuran kursları denetlenmeli, orduyu din düşmanı gibi gösteren basın kontrol altına alınmalı, kurban derileri dini vakıf ve derneklere verilmemelidir.  Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, tarikatlar kontrol altına alınmalıdır.

4 Mart 1997’de dönemin Başbakan Erbakan, 28 Şubat MGK kararlarının bazı bölümleri yumuşatılmadığı takdirde imzalamayacağını ifade etti ve imzalamadı. 21 Mayıs'ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini’’ söyleyerek, RP'nin kapatılması için dava açtı.

18 Haziran'da ise Necmettin Erbakan, Başbakanlığı DYP lideri Tansu Çillere vermek için istifa etti. Bu RP ve DYP’nin kendi aralarında yaptığı bir anlaşma gereği idi. Ancak Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini DYP lideri Tansu Çiller’e değil, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdi. Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk'la birlikte ANASOL-D Hükümeti'ni kurdu.

28 Şubat Post Modern Darbe sürecinde, başörtüsü yasağı gibi uygulamalar olmuş, başörtülü öğrenciler okullardan atılmış, ikna odaları kurulup başlarını açmaları için zorlanmış ve çok sayıda kamu personeli işinden atılmıştır.

"İrticayla mücadele eylem planı" ile anılan bu süreçte verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuştur.

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin baş aktörü olan Fethullah Gülen’in, 28 Şubat Sürecindeki tutumu da hayli konuşulmuştur.

Fethullah Gülen, 29 Mart 1997'de Samanyolu TV'de katıldığı bir televizyon programında Türk Silahlı Kuvvetleri'ni siyasete müdahale etmek ve muhtıra vermekle eleştirenlere karşı "Asker demokratik yollarla sorunların çözümünü istedi" diyerek darbeyi yapan orduyu savunmuştur. Yine 16 Nisan 1997'de Kanal D'den Yalçın Doğan'a verdiği mülakatta askerin tutumunu şu sözlerle desteklemiştir:

"Askerlerimiz bir yönüyle yaptıkları bazı şeylerden ötürü bazı çevrelerce, belki antidemokratik davranıyor sayılabilirler. Ama onlar konumlarının gereğini anayasanın kendilerine verdiği şeyleri yerine getiriyorlar. Hatta dahası, ben zannediyorum, onlar, bazı sivil kesimlerden daha demokrat. Herhalde onların temsil ettikleri kuvvet şu partiler arasında birbirini istemeyen insanların elinde olsa bir gece hızlı bir baskınla gelirler hasımlarını bertaraf ederler onun yerine otururlar. Kuvvet ellerinde olduğu halde çok mantıki davranıyorlar."

 

 

FETHULLAH GÜLEN VE 28 ŞUBAT

"Ülkemiz kriz içinde. Gücü temsil edenler krizi önlemelidir. Bu hükümeti değiştirin demek daha demokratik olur. Burada 'Askeriye muhtıra verdi' diye suçlanmak isteniyor. İsteselerdi, bu öyle bu böyle olacak diyebilirlerdi. Oturup onlarla meseleyi altı saat mülahaza etmezlerdi. Demokratik yollarla problemler çözülsün istediler."

 

 

SİNCAN’DA YÜRÜYEN TANKLAR

4 Şubat 1997'de Ankara Zırhlı Birlikler Tümeni'ne bağlı tanklar Sincan'da gövde gösterisi yaptı. Tankların yürütülmesi toplumda genel olarak “Ordu’nun darbe yapacağı” şeklinde algılandı

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.